26 Ağustos 2009

KAOS-2

Gözümün görebildiği her yere cadırlar kurulmuştu. Tanıdığım, tanıyıp unuttuğum herkes oradaydı. Kendi halinde akan derede ki kaplumbağalar, kurbağalar cehennem zebanisi korkusu veriyordu. Bir zaman yan komşum olan Ayşe teyze o derede ineğine su içiriyordu, az öteden de yeşil otlar biçmişti, akşam için ineğine verecekti. Cadırı da hemen yanındaydı oysa, düz engebesiz, orta büyüklükte olan tarlada ki birçok cadırdan biriydi onunkiside. Yan bahçede fındık ağaçları vardı ve belli belirsiz cadırlar. Hepsi sahipliydi ama hepsi boştu.

En küçük çadır benimkiydi. Ben üçe bölünmüştüm, bir yandan çadırı seyrediyor, bir yandan çadırda uyuyor, diğer yandan bütün bu sahneye bakıyordum dünyadan. Uzun siyah saçlı bir kız yanaştı çadıra, gösterişsiz bi tişörtü ve uzun entarisi vardı üstünde. Yüzünü göremedim ama art niyetli değildi. Çadırın fermuarını açtı, kumaştan yapılmış kapıyı araladı ve elini uzattı. Çadır küçüktü, içeri girmedi. Birden sarı bi ışık sardı çadırı, gözlerim kamaştı ama uyuyordum bir yandan ve bacağımı tuttu sıkıca, acıtmadı ama acıdı. Sesim titriyordu. bölündüğüm bütün parçalarım başta anlamsız gelen sesler çıkartmaya başladı, ardından anlamlı bir kelime dökülmeye başladı;

Anne,

anne..

Sonra dünyadan seyrettiğim yerde diğer yanlarımla bütünleştim ve yine yalnızdım..


gereksiz adam

2 yorum:

  1. hikmet dile gelmez derler
    sır henüz verilmeyendir
    okuyunca bu sözler geldi aklıma...

    YanıtlaSil
  2. bazen rüyayla gerçek öyle karışır ki birbirine uyansak da girmez ruh bedenin içine..her dara düştüğümüzde sesimize ses verecek annelerimiz varsa yanımızda ne şanslıyız aslında...

    YanıtlaSil