13 Temmuz 2014

VE O SON GİDİŞ

Çiçek bahçeleri açtım bi hayalin gün dönümünde. Seyrüseferinde bi çıkmazın ve yol ararken bilinmeze... 

Ah bu kaynağı belli olmayan kaçışlarım...

Bi türlü dinmeyen yağmur,
kuruyan göller
fırtınalar
savaşlar
ölenler
ve baharında haksızca öldürülenler
...
..
.

Ölmenin bu kadar ucuzlaştığı bi dünyada
bi hiç gibi yaşamak;
sünepe,
korkak,
kaçarak,
özleyerek yerli yersiz.
ve hiç utanmadan ölmeyerek
...
..
.
Ve o son gidiş, 
bilinmeze...

cem ben, ve sezen

8 Haziran 2014

İŞTE GİDİYORUZ

Gidiyoruz,
sapla samanın karıştığı, bi garip şehrin sokaklarında kayboluyoruzdur çoğu zaman.

Güle homoseksüel muamelesi yapıp papatyalaştırıyoruzdur ve seviyor, sevmiyor, seviyor sevmiyor... gül yaprakları kadar. Ha bir de kurumuş olanlar...

Gidiyoruz,
aklın deliye emanet edildiği bi zamandan
ve tabeladaki rakamdan bir eksilterek
arkamıza baka baka, ah ede ede...
bu şehre küfrede küfrede

ÇARESİZLİK

Ani bi baş ağrısı, stabil bi kalp ağrısı, alışılagelmiş umut kırıkları, bi garip sesler, bi garip sesler, bi garip sesler....
Sonra bi telefon, çok zaman sessizlik ve bi şekilsizlik...

Gidiyoruz,
gitme eylemini ucuzlaştırarak, kırarak, dökerek... yüzüne tüküre tüküre ve pekiştire pekiştire bütün saçmalıkları...

ve kiraz mevsimi, can erikleri, ucuz oteller, yalnızlık kokan hayatlar;
üstünü örte ürte, görmezden gelerek gidiyoruz...
kahrolası

cem ben

( Kazım Koyuncu iyidir, dinleyiniz)

16 Mayıs 2014

GEÇMİŞ OLSUN

Sezen diyor ya, "ne yapsan olmuyor gözüm, terk etmiyor bizi hüzün" diye. Hani şarkıyı malum toplumsal bi olaya yormak, genellemek istiyor insan. Bütün şahsi problemlerinden ayrılıp, bütün hüznünü acısını toplumsal acılara adayabileceğimize inanmak istiyor insan, da;

Yine Küçük Ağa reytingde birinci oluyor, önceki haftadan hiç farksız bi izlenme oranıyla üstelik. Yine alışveriş merkezlerinde dolaşıyor insanlar, yine bi lay lay lom. Acımızı unutmaya meylediyoruz desem değil, kafa dağıtıyoruz desem değil, çocuklar zorla açtırdılar programı desem diğer bi ses ana-babasının yüzüne yüzüne "Bi çocuğa üzüntülü zamanlarda yasımızı tutmamız gerektiğini anlatamıyorsan, zaten o çocuktan bu ülkeye bi hayır gelmez" diyesi geliyor insanın...

Sonra facebook' u ya da instagramı açıyorsun, paylaşımlara bakıyorsun herkes yasta, aman ne ağıtlar ne edebiyatlar, e aynı profil sahibi 5 dakika sonra dudak büküp çektiği selfisini paylaşınca, acının insana ettikleridir bütün bunlar diye kendini ikna etmek istiyorsun da nafile. Bu kadar saflaştıramıyorsun bünyeyi

Velhasıl, 1980 sonrası başlayan, 1990 larda ayyuka çıkan egoizm, bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı, duyarsızlık tavan yapmış bunu anlıyorsun; hepimiz için söylüyorum, en başta kendim için.

geçmiş olsun

cem ben

13 Mayıs 2014

HANİ BİZ BÜYÜMEDEN AZ EVVEL

Biz büyümeden az evvel, gökkuşağının rengi henüz düşmemişken merdivenlere ve kimse bilmezken...

neyi?

Bi nefes aralığı huzur da çalmışken kapıyı. Ne bileyim, gözünde çapak olmadan uyanmışsan , dolayısıyla ağlamadıysan geceden hani... ya da bitmeyecek sandığın bütün bitmesi gerekenler bi sonraki döneme ertelendiyse, promosyon gibi...

Ne bileyim?

Hani biz büyümeden az evvel, daha bilmeden aşkı, bütün kanıtları imhâ etmişken üstelik
ve tek tek, anıları somut nesnelere yükleyip imha etmemişken ve bütün yeşil eşofmanları kirletmemişken...

Kurumuş gül, 
üstüne sinmiş bi koku
ya da unutulmuş bi eşya
bitmemiş bi hikâye
yazılmamış bi hayat
günah
ayıp
patavatsız bi hayâl...

Öyle işte,
Hani biz büyümeden az evvel, Sezen' in şarkılarını anlamamışken... 

O kapı aralığı,
o köhne samanlık
o karanlık hayatlar
o yalnızlık
cevapsız sorular
sorular
sorular ....

Hani biz büyümeden az evvel zorla büyütülmüşken
uyutulmuşken
unutulmuşken

hani büyümüşken biz;
zorla, 
döve döve
..
.


cem ben...

6 Mayıs 2014

ESKİ HİKAYE

( Hz: Muhammed' in Hayatı/Martin LINGS, Ebubekir SİRACEDDİN ) 

Bi nefes darlığı sonrası, kitabın 56. sayfasında, bütün dünya ağırlığını hafifleten o cümleyle başladı hikâye. Çok zamandır yaşanan o boşluğu bi çırpıda doldurmuştu anlam ve kurulmuş bütün menfi cümleler bir bir kayboldu masa lambasının aydınlattığı odada. Bir zaman önceydi; bir gün, bir hafta, bir ay...

Hani karanlık ve dar yollarda gezinirken karar vermişti yeni bi hayat yaşamaya, karadenizin o hırçın dalgası, deniz kokusu ve bi dolu balıkçı kayığının gölgesinde;

gitmeli ve yeni özlemlerle süslenmeli hayat...

İşte o nefes darlığı sonrasında ve o kitabın 56. sayfasında bitti eski hikâye..

cem ben

24 Nisan 2014

HADİ KUTLAYALIM

Bel altı, göz altı, dil altı olayların tarifi imkânsız manevi açlığı yaşananların göbek adı ya da yaşanamayan bi dolu dünya keşmekeşi. Hani neresinden baksan çığ gibi büyüyen, anlamsız bi boşluk, ki, anlamlı olanına rastlanılmamıştır henüz, belki de rastlanılAmamıştır.

Çocuk yaşta vuku bulan ya da bi dakika;

İlk ergenlikte yaşanan, sonra üstüne yapışan ve yakanı bırakmayan bi zorunlu karar mekanizması bu. Hani yirmi yaşına bir kala geç kalınacak bi ayma hali, düşünsene sonraki yarısını... Demem o ki, vesikalık aşklara küfrederek başladığın bi hayat yolculuğunda, bi "vesikalık aşk" terminalinde mola vermenin özet sayıldığı toplama bi ömür bu; biraz oradan, biraz buradan. Kaldı ki bu demek istediğim o değil aslında, orası hep bi muamma...

Bütün çıkmaz yolları deneyip en sonda kalan "çıkar yol" garantisine inanmayıp, ana caddenin en sığ köşesinde oturup kalmak gibi bi hâl, bi korku hali, son şansının da şanssızlık olması imkansızlığını bile görmezden gelip, ihtimal sayma hali... Nasıl desem, bildiğin yaşama korkusu...

Yine bildiğin o yer değiştirip özünü koruyan ve fakat anlamı zor bulunan cümlelerle dansa başladık. Ne bitmez bi tango; Hoyrat ve şaheser bir masala inanmak, her yeni güne iştahla uyanmak, yaşamak kıyasıya*

Bir de bildiğin, denize olta atmış ne olduğunu önemsemeden, sadece oltada bir varlık hissetme isteğinin en şaşaalı zamanlarındayız, hadi kutlayalım...
(*Sezen Aksu, oyalanma şarkısından)

cem ben

22 Nisan 2014

Bİ YALANCI VE SAHTEKAR

Hayali bi sahil yolunda, dünyevi ihtiraslarına. .........
.......
...
.

Bir ömrün neredeyse tamamının, bi plan dahilinde yaşanıyor olması ne hazin; hiç kendin olamamak, kendi yazdığına inanmak, inandığını yaşayamamak, bi kaos ya da... 
.....
..

Gerçekleri yazamamak, gerçeği yaşayamamak, sır olmak, sessiz olmak....

Koca bi ömrü, profesyonel bi yalancı ve emektar bi sahtekâr gibi yaşamak ne hazin...

velhasıl;
İyi günler.

cem ben.

8 Nisan 2014

KISA NOTLAR

Biz özgürlüğü, kendi değerlerimiz ve hayat görüşümüzle tanımladığımız gün kaybettik. Oysa özgürlüğün çok daha evrensel bir tanımı vardı. Dolayısıyla ''Bana göre'' diye başlayan bi cümlede, asla yer almamalıydı...

cem ben

7 Nisan 2014

NE DESEM HİKÂYE

Yazmaktan vazgeçişimin kaçıncı günüydü kim bilir, hatta bu kaçıncı vazgeçişti. Soğuk bi günün, mevsiminden bağımsız karardığı saatlerde düştü aklıma kelimeler. Ve sağır sultanın duyduğu Karadeniz ayrılığına bir kala her şey; üstelik, kod adını ilan etmişken ele güne, şaşaalı bi aşkın baş rolüne koymuşken karanlık yüzünü.

Ağır aksak ve elektronik alt yapıyla kirletilmiş Umay sesi eşliğinde kahrediyorken bazen ya da Sezen zihnimin kuytularına attığım kelimeleri bağırıyorken yerli yersiz, tam da o zamanda düşmüşken bi giz' in karanlığa eş gözleri kalbime. Kısaca kalbimi ikna edemiyorken bazen...
Oysa ben vazgeçeli hayli zaman oldu. Bu şarkılar olmasaydı, bitecekti ihtimal.

Bi dolu yorgun gecenin, hayat diye başıma üşüştüğü  sabah ezanı sonrası pişmanlığı gibi bazen yalnızlık. Bi yandan iknâ, diğer yandan kibir içinde kıvranırken vicdan.
Bir de gurur var ki sorma, iki ucu kapalı bi tünelin içinde yaşanan güneş ışığı umudu kadar hazin...

En çok yarım kalmışlara üzülürmüş insan, toplasan bi hayat etmeyen bi dolu eksik hayat tüccarıyken biz ve bütün hüzünlü kelimeler bir olup alt etmeye meylederken, çeyrek avuç yaşama hevesimizi, en çoktan çok daha fazla hüzün üstüme üstüme...

Bak bi ud sesi misâl, bilmem kaç yıl öncesi yaşanan ve bugün sadece üzüntü veren bi dolu fotoğrafı doldururken odaya, yan komşunun ya da çocukluk arkadaşının umurunda değilken sen ve yine de bi çare beklerken bütün yaşayanlardan....   düşün ne hazin bi çaresizlik yaşamak...

Velhasıl, bütün kelimeler yılda bir ziyaret edilen bi evin, çarşafla örtülmüş eşyaları kadar durumun vahametini bilmeyene. O yüzden, ne desem boş, ne desem hikâye...

cem ben...

26 Mart 2014

KARADENİZE VEDA

Bi can havliyle,
karadeniz' e sarıldı.
Dalgasını öptü alnından
Buz gibi teninde ısındı

Son can havliyle
karadeniz' e sarıldı
"Elveda" dedi 
Bilinmeyen bi zamanda görüşmek üzere..

cem ben