29 Eylül 2014

ÇOK ŞÜKÜR

Açık görüşlü, ne idüğü belirsiz bi dolu hayat kahramanımız var çok şükür. Biz de bütün aralıklardan sıyrılıp, biraz dünyevi biraz uhrevi bi görüş oluşturmaya çalışıyoruz, buna da şükür...

Ve fakat çok mazeretimiz var, olağan sağlıklı insan ihtiyaçları başlığı altına sığdırdığımız.

Oysa bi nevi vesika tutturmuşuz ruhumuzun eline, soyut...

Bi gece, yarı uykulu, bezgin ve ihtirasla ararken ruh eşimizi, ölüp gideceğiz; gözler yarı aralık, yüzünde eksik bi anlam, öylece katılaşacağız.

Açık görüşlü, ne idüğü belirsiz bi dolu ahlâksız kahramanımız var çok şükür, her birinin ortak ve açık bi diyalogu olan...

Cem ben

21 Eylül 2014

ÇÜNKÜ EYLÜL DE...

Çünkü eylül de turnalar gibi,
sarı gibi,
ayrılık gibi,
romantik bi film gibi 
sezen şarkısı gibi
sebepsiz yere hüzünlü...

cem ben

16 Eylül 2014

ZUHAL OLCAY ÇALIYORDU.

Zuhal Olcay çalıyordu, aylardan eylül, günlerden... 

-unutuldu-   

Sıradan sonbahar hüznü gibiydi, üstünde maneviyatını kaybetmiş bi zevkin ağırlığı; 
git gel, git gel...

Sonra gözlerinde bi umut, bi aşk, bi merhamet, kahrolası, masum bi anlam ararken, sarsılarak ve nefes nefese...

Zuhal Olcay çalıyordu, durmadan ve yasal yollardan dinliyorduk bütün ahlaksızlıkları.

Ve artık, sıradan bi sonbahar hüznünden çok...

-unutuldu-

cem ben
ve dinlediği şarkıları, günü, ahlakı unutan..

7 Eylül 2014

AŞK OLACAKSA EYLÜLDE OLMALI

Aşk olacaksa eylül' de olmalı; 
yapraklar sararmadan az evvel, 
güneş tenindeyken henüz 
ve soğumamışkan geceler..

Bazen yağmur yağmalı misal, 
camdan dışarıyı seyretmeli yan yana, 
omuz omuza belki, 
dudak dudağa...

Aşk olacaksa eylül' de olmalı, 
Sezen dinlemeden az evvel,
gün batmamışken henüz
ve hesaba katılmamışken hüzünler.

Velhasıl;
Aşk olacaksa eylül' de olmalı,
ve tesadüfen...

cem ben

1 Eylül 2014

BİR DE EYLÜL GELDİ DEĞİL Mİ?

Bir de eylül geldi değil mi?

Birazdan sokak arasında tüketilecek yalancı yaz aşkları ve vİrane yollara sahte bir gözyaşıyla dökülecek olağan sarı yapraklar; çok sevmişti aslında...

"Yalan!" diye bağırması muhtemel vicdanın, varsa...

Yaşayan bilir hüznünü Eylül' ün; ihtimal ki yaprağından, sarısından, kaybından, kaybedilenlerden... Nedeni muamma, eksiği baki, bi dünyalık hikâye işte.

Belki az bi zaman daha kandırır kalbini yaz. Güneş ışığından görmezsin sararan yaprakları ve yalnızlığın vesikası tutuşturulmamıştır eline henüz. Yine de hissetmezsin akşam soğuğunu, körpe akıllara teslim etmişsen kalbini, ki, bu da bi tesellidir gerçeği aymadan önce.

Bir de Eylül geldi değil mi?

Ve birazdan tüketilecek yazdan kalanlar

cem ben

24 Ağustos 2014

YARISI...

Bi pazar sabahı, tadına alışmışken hayatın ve yüzünü buruştura buruştura fotoğrafını çekerken; göbeğini içine çekmiş, gergin poz veren soyut bi ...

Ve sevdiklerinle, hasından ve yeni bi özçekim eyleminin başarısızlığının hüznü ya da siniri en çok, ki, özünde sevgi eksikliği var bütün bunların, bilirsin..

Sonra herhangi bi sabah, şöyle umutlu bi sonbahardan kalma sanki; bi romantik sarı, bi hüzünlü sarı, bi acayip sarı. Velhasıl, bi türlü yazılamayan o umutlu hikâye..

Bir de bizim saatlerimiz hep eksik, olağan her insana bahşedilen 24 saatin yarısı gizli, yarısı ahlaksız bi hikâye, bunu da bilirsin..

Sonra en çok, ibneleştirilen hayat hikâyeleri, yok pardon, biraz daha gerçekçi.

Ya da en güzeli...

Ne demiştik; 24 saatin en az yarısı ibne.

cem ben

17 Ağustos 2014

Bİ 17 AĞUSTOS GÜNLÜĞÜ

ARTIK KİRLENMİŞTİ
- Bİ 17 AĞUSTOS GÜNLÜĞÜ -


Usulca aynaya yanaştı; boynu bükük, korkak, bezgin bir haldeydi. Yavaşça kaldırdı kafasını, uzun uzun yüzüne baktı, göz kenarlarında ki-alnında ki çizgileri ve hafif çökmüş yanaklarını izledi. aynada ki yüzünde elini gezdirdi, saçları karışık, bakışları donuktu.

Birden kapıya koştu, merdivenlerden üçer beşer indi ve sokağa attı kendini. Son gücüyle koşmaya başladı, karanlıkta şuurunu kaybetmişçesine koştu; yakalamalıydı geçmişi... Bütün masumiyetini, manalı bakışlarını, ve kirlenmemiş duygularını orada bırakmıştı, koşmalıydı yakalayıp geri almalıydı onu özel yapan tüm duygularını.. Karanlık caddeleri seçti en çok, kalabalık olmayan sokakları. Koştu, sigaranın ciğerinde açtığı tahribatı yok sayarak, koştu.. Sonra yoruldu, karanlıgın sessizliğini bölen derenin kenarında diz çöktü, sık nefes alışları sakinleşmeden, başını yere kapatıp ağlamaya başladı. Geçmişin bir anını bile yakalayamamıştı...

cem ben/14.06.2009

KAYIP (artık Kirlenmişti-yaşam)

O sabah her sabah ki gibi başlamamıştı güne; daha yorgun ve daha bıkkındı...... Yorgunluğu akşamdan kalmaydı. Yatağından kalktı, elini yüzünü yıkadı, aynaya baktı. Hafif dökülmüş ve beyazlamış saçlarını düzeltmek için uğraştı, olmadı... Kahvaltı masasına oturdu. Yıllardır hayatını paylaştığı eşinin, her zamanki düzensizlikle hazırladığı masaya baktı, çayını doldurdu, ekmeğinden bir parça kopardı. Sonra vazgeçti, camın kenarına oturdu, bir sigara yaktı, derin bir nefes çekti, çayından bir yudum aldı .. Yola baktı uzun uzun.... Sedirde topladığı bacaklarını kımıldattı, acısını hissetti, sonra ayağa kalktı. Arkasını döndüğünde eşi karşısındaydı, kurduğu masa gibi dağınıktı... Kucağında ki sepetin içi ham domatesle doluydu. Uzunca baktı yüzüne, yeni bir şey aradı, bulamadı... Sessizce yanından geçti, yatak odasına girdi, dolabı açtı. Seçtiği en güzel kıyafetleri giyindi, eskiden kalma kokusunu sürdü ve bahçe  kapısından çıkıp gitti.. Sıradan cümlelerle durumunu anlatan iç sesine kızdı, geçmişi özledi. Afili ilişkilerine ve sıradanşlaşmadan önce ki kelimelerine atıfta bulundu yüksek sesle......

Yürüdü,

yürürken kendine kızdı,

kızdıkça uzaklaştı.....
......

O sabah her zamanki gibi olan son sabahtı, bir daha geri dönmedi...

cem ben, 11.08.2009

KAYIP(-2) TARİHİ: 17 AĞUSTOS 1999 ( Artık Kirlenmişti-Ölüm)

O gün Yaratanla yaşadığı mantıksal sorunları, arkadaşlarıyla konuşurken ayyuka çıktı. Ortada birkaç çelişki vardı, anlattı, sordu, cevabını aradı, bulamadı. Arkadaşlarından ayrıldı, evin yoluna koyuldu. Aklında bin bir soru, düşündü; evi, kahvaltı masasını, eşini. Eşini hep son haliyle hatırladı, eve gitmekten vazgeçti, yolunu değiştirdi. Kolunun altına bir kitap sıkıştırdı en yakın kitapçıdan ve en tenha yollara sapıp, çok katlı terk edilmiş bir binaya girdi. Bina ıssız ve hafif karanlıktı.. Yeni yanan sokak lambasının aydınlattığı balkonu seçti, oturdu, sigarasını yaktı, kitabını açtı, okumaya koyuldu..... Uykusu vardı, okudukça uykusu arttı ve olduğu yerde duvara yaslanarak uykuya daldı.....

Sonra bir gürültüyle uyandı, şaşkındı, hafifçe ayağa kalkmak istedi, kalkamadı. Biraz sonra, ne olduğunu anlayamadan bina çöktü, her yer biraz daha sessizliğe büründü..

Üzerinde bir ağırlık vardı, kımıldayamadı, zaten buna mecali de yoktu. Başında ılık bir şey hissetti. Gözleri yarım açık; afili ilişkilerini, sıradanlaşmadan önceki kelimelerini ve eşini düşündü, eşini dağınık haliyle hatırladı en çok ve yüzünde hafif bir tebessüm belirdi, gözleri kapandı ve...........

O sabah her zamanki gibi olan son sabahtı, bir daha geri dönmedi...

cem ben, 12-08-2009

11 Ağustos 2014

BU DA Bİ BAŞKA HİKAYE

Öleceksek mutsuzluktur sebebi. Ve çok belli kuran okunmadan az evvel Sezen çalacak başucumuzda; Şarkı dinleye dinleye gitti imansız...

Ve herhangi bi tenhada, kaçıncı yalnız kalışımız olacak kim bilir; polyanna' dan seçme hikâyeler eşliğinde üstelik mutsuzluğumuz ve toplumsal imansızlığımız...

Belki bi başka zamanda ve inanır mıyız belki de mutlu bi hikâyede, atsız, pembe panjursuz, anadan üryan ve olağan sayılan bi hikâyede, bol imanlı, Allah' ın sevdiği kulları olarak karşılaşırız, kim bilir?

Velhasıl kıyamet sebebi bizim hikâyemiz, yaşa yaşayabilirsen...

cem ben, bu da bi başka hikâye

9 Ağustos 2014

ÇALAKALEM

Çalakalem, bata çıka ve kelimelerde boğularak en çok...
Bi savaş sonrası; yiğitçe, mertçe, eş sesli, eş anlamlı bütün kelimeler yan yana
ve bata çıka
ve çalakalem
ve sabaha karşı 04:00 suları..

Bedeni silinmiş bütün hayâllere selam olsun; balkon aşıklarına, pencere önü çiçeklerine, martı yuvalarına vs. 

Bizim aşk mabedin bilinmez bi çıkmazı var bir de. Bütün köşlerinde sevişip uyandırmak lazım ya bilinmezleri, neyse... 

Sonra bilmediğim bi rüzgâr sesi, İstanbul' u mesken edinmiş tropikal ülkelerin hortumları ve yazılanları alabildiğine sıradanlaştıran sağanak yağmur; sel, taşan nehirler, susuzluk, sululuk, açlık, aşırı tokluk...

Bizim yan komşunun meyve ağaçları mahzun bir de, rüzgâra yenik, olmadan dalından kopup düşen ve gece gece beni üzen; ham meyveyi koparanlar dalından...

Sabaha karşı bi bilinmez,
bi savaş sonrası, adice
ve bata çıka
ve çalakalem kelimeler...

cem ben

3 Ağustos 2014

BİLİRSİN

Biz eskiden, az mutlu çok umutlu zamanlar yaşadık. Şiir gibiydi hayatlar ve 90' lık kasetlere 90' ların en güzel şarkılarını sığdırmak için...

Biz eskiden, bi kalbe sığdırdığımız koca bi aşkla, usanmadan ve çakıl taşlı yollarda, arnavut kaldırımı hikâyeleri dinlerken... 

Biz eskiden, yarı hayâl, uyku sersemi gece yarısı hayatları yaşadık. Eğreti ve köhne bi ev...  ah çuval üstü aşklar...

Biz eskiden, biz dünden, biz bugünden, biz gerçek hayattan yalıtılmış eksik ve bol noktalı...

ve ucuzlatılmış
ve cinayet sebebi sayılmış 
ve öldürülmüş ya da susarak sağ kalan belki de sağ bırakılan, aşk mağduru çocuklarıydık

Bilirsin biz...

cem ben