8 Nisan 2014

KISA NOTLAR

Biz özgürlüğü, kendi değerlerimiz ve hayat görüşümüzle tanımladığımız gün kaybettik. Oysa özgürlüğün çok daha evrensel bir tanımı vardı. Dolayısıyla ''Bana göre'' diye başlayan bi cümlede, asla yer almamalıydı...

cem ben

7 Nisan 2014

NE DESEM HİKÂYE

Yazmaktan vazgeçişimin kaçıncı günüydü kim bilir, hatta bu kaçıncı vazgeçişti. Soğuk bi günün, mevsiminden bağımsız karardığı saatlerde düştü aklıma kelimeler. Ve sağır sultanın duyduğu Karadeniz ayrılığına bir kala her şey; üstelik, kod adını ilan etmişken ele güne, şaşaalı bi aşkın baş rolüne koymuşken karanlık yüzünü.

Ağır aksak ve elektronik alt yapıyla kirletilmiş Umay sesi eşliğinde kahrediyorken bazen ya da Sezen zihnimin kuytularına attığım kelimeleri bağırıyorken yerli yersiz, tam da o zamanda düşmüşken bi giz' in karanlığa eş gözleri kalbime. Kısaca kalbimi ikna edemiyorken bazen...
Oysa ben vazgeçeli hayli zaman oldu. Bu şarkılar olmasaydı, bitecekti ihtimal.

Bi dolu yorgun gecenin, hayat diye başıma üşüştüğü  sabah ezanı sonrası pişmanlığı gibi bazen yalnızlık. Bi yandan iknâ, diğer yandan kibir içinde kıvranırken vicdan.
Bir de gurur var ki sorma, iki ucu kapalı bi tünelin içinde yaşanan güneş ışığı umudu kadar hazin...

En çok yarım kalmışlara üzülürmüş insan, toplasan bi hayat etmeyen bi dolu eksik hayat tüccarıyken biz ve bütün hüzünlü kelimeler bir olup alt etmeye meylederken, çeyrek avuç yaşama hevesimizi, en çoktan çok daha fazla hüzün üstüme üstüme...

Bak bi ud sesi misâl, bilmem kaç yıl öncesi yaşanan ve bugün sadece üzüntü veren bi dolu fotoğrafı doldururken odaya, yan komşunun ya da çocukluk arkadaşının umurunda değilken sen ve yine de bi çare beklerken bütün yaşayanlardan....   düşün ne hazin bi çaresizlik yaşamak...

Velhasıl, bütün kelimeler yılda bir ziyaret edilen bi evin, çarşafla örtülmüş eşyaları kadar durumun vahametini bilmeyene. O yüzden, ne desem boş, ne desem hikâye...

cem ben...

26 Mart 2014

KARADENİZE VEDA

Bi can havliyle,
karadeniz' e sarıldı.
Dalgasını öptü alnından
Buz gibi teninde ısındı

Son can havliyle
karadeniz' e sarıldı
"Elveda" dedi 
Bilinmeyen bi zamanda görüşmek üzere..

cem ben


17 Mart 2014

DELİREYAZDIM-4

Bi sabah mahmuru, bi aymaz, bi zaman mağlubu... 

Bi ayağını sürüye sürüye, ağır aksak biraz ve yarı baygın karadeniz yolcusuyum, dalgalara yenik ve...

Aynı şarkı çalar durmadan, o hayatın fon müziği belki ve kendini tekrar eden, süslü bi Fransızca; love love love... İşte böyle bi çelişki!

Uyuyorum durmadan, bazen gözlerimi açıp seyrediyorum karadenizin acılarını. Ama uzaktan, ama uzaktan, ama çok uzaktan ağlıyorummm, soyut, çıplak, şuursuz...

Offf, beklemek denen eylemin vahametinden bahsettim dün gece kendime. Bi sabah, sil baştan yaşanacak yeni bi hayata uyanmak misal, nasıl mutlu, tanrım nasıl da mutlu...

Hap aynı matemi yaşıyorum aşikâr, sadece bahanelerimi çeşitlendiriyorum..

"Ben doğuştan yenilmişimmmmmm..." 

tadında cümleler geçiyor aklımdan, sesim titreyerek dillendiriyorum olan biteni. Ah bu yenildiğimiz hayatlar ve ezikliğini azaltmak için durmadan, koşar adım, amaçsız kaçıp kovalamalar...

Ve uykudan az evvel, biraz Nazım, biraz Orhan, biraz daha hüzün; merhaba..

cem ben

13 Mart 2014

Bİ YÜREK AĞRISI

Bi yürek ağrısı, bi baş dönmesi belki
Umudunu yitirmiş güneşin, siyah bulutlar arasında kayboluşu. 
Kurumuş denizi, 
vadisinde yalnızlık...

Geçmiş zamanlar bi kum fırtınası tesirinde
Nuh da gitti, yeni gemiler karanlıkta
Zaten içi boş karanlıkların
Zaten bi avuç muamma

Gün çiçeği bu karanlıkta kurur
Bi güneş bekleriz, en olmadı güneyden
Sabaha karşı bi ağıt baş köşeden
Durdurulamaz insanlığın sancıları

Bi yürek ağrısı, bi istifra hali bu
Umudunu kaybetmiş insan baş köşede
Biteviye cümleler kararsız
ve cebinde bitmeyen yalnızlığı

cem ben

10 Mart 2014

SAAT

Saat 06:50, uyanmak gibi bi problemim var. Duş almalı... ya da saçını yıka çık bugün ve kahvaltı etmeliyi.......

Saat 08:06, yola çıkmalıydım, Yolda Düş Sokağı Sakinleri çalıyor olmalıydı şuan, hava sisli mi?

Bu uykusuzluk hep akşamdan. 21:00 sularında uyuyabilseydi böyle olmazdı, kahve olsa iyiydi.

Yeni fotoğrafları hep sisli bunun; deniz, dağlar, evler gözükmüyor ve yer yer sağanak yağışlı hayatlar. Mevsimdendir...

Âlâ 

Saat 08:30, çalışmak gibi bi problemim var ve geç kalmış adam telaşı üstümde. Bir de aynı çıkmaza girmek gibi olmasa sabah sabah...

Meselâ, "meselâ' da "a" harfinin üstüne şapka koymak gerekir mi?" sorusu, cevabı okuma yazmayı çözdükten hemen sonra öğretilmiştir değil mi?

Shift, 3 ve a harfi.... 

Hayat zor biliyorsunuz, üstüne canhıraş cümleler sarf etmeyeceğim ya da etmeliyim; etmeli miyim? 
Dolayısıyla; 
Saat 10:36, yumuşak bir yazı yazmalıyım ya da yazmalı mıyım?
Ve karadeniz, alnından öpülesi ama bırakıp gidilesi memleketim; yavaş yavaş elveda.
Ya da
...
.
.

cem ben

7 Mart 2014

SAAT SABAHA KARŞI 4 DEĞİL DEĞİL Mİ?

Bilseydik, başka yollardan giderdik...

Mesela bu şarkı çalmazdı, yan komşu daha sessiz yaşardı hayatını, eski hayatlarda huzur aramazdı vs.

Ciddi bi yalnızlığın yol geçen hanıyız bildiğin. Kaldı ki o şarkı çalmasaydı da, hayatını alt üst edecek herhangi bir şarkı, şiir, düz yazı, hediye, kitap, kağıt kalem, fotoğraf....

offffff, bitse ya her şey, hikâye yeniden yazılsa ya ve herhangi bir yeni hikâye mutlu sona ulaşsa ya..
bitse ya
ya
a
..

Kahrolası bi anlaşılmazlık hali yine bu, nasıl sisli bir de karadeniz ve... Karşı bina yok, ışık yok, bi karşı yok, sanki her şey uyumlu; gri, görünmez..

Sanki saat sabaha karşı 4:00 ve birazdan güneş doğacak gibi. ve sanki, artık biraz daha huzurlu şarkılar çalacak gibi, çalması gerekiyor gibi...  gibi....

Saat 4 değil ve birazdan güneş doğmayacak değil mi?

cem ben


5 Mart 2014

...

"Nereye gitsen huzuru bulamayacaksın"

Bu gerçek karşısında ilk anda bi irkilsen de, zamanla durumu kabullenmeye çalışmanın daha makul olduğuna kanaat getiriyorsun. Sonra mücadele başlıyor ve çok zaman sürüyor, hatta bi ömür belki de...

cem ben

24 Şubat 2014

...

Siyah beyaz ve bi kısmı parçalanmış bi fotoğraf gibi hayat. 
İç çeke çeke seyrediyoruz olan biteni..

cem

20 Şubat 2014

BU KADAR

Adı muamma bi mahallenin 3. çıkmaz sokağında, solda dört katlı, kırmızı, boyası dökük o eski evin, bilinmez bi sakiniydi. Kendi halinde, haftanın nadir günlerinde, ezberini tekrar eden lise öğrencisi edasıyla ve dudaklarını oynatarak görüldüğü olurdu 3. sokağın köşesinde.

Adından önce, bi hüzünlü bakışı, bir de yalnızlığı vardı; sokağın başındaki yalnız adam...

Sabah mahmuru bazı bazı orta katın perdesini araladığı olurdu, en çok da gökyüzüne dalardı bakışları. Çok sevilir ya da hiç sevilmezdi, bunu bilmesi hiç mümkün olmadı...

Ve ölmeden hemen önce, titrek elleriyle, son sarma sigarasından bi fırt çekti ve biriktirdiği bütün anılarıyla, 3. sokağın sol başındaki, boyası dökük, kırmızı evinin dördüncü katından boşluğa bıraktı kendini; adından önce bi hüzünlü bakışı ve yalnızlığını bırakarak

Ve öldü...
Bu kadar..

cem ben