8 Nisan 2013

MELEK DEĞİL ASLINDA

O binanın son, yani sekizinci katının kıyıda kalmış, sanki daha önce hiç ulaşılamamış odasının sağ duvarında ki kapısına yöneldiğimde, kapı arkası renksiz dünyanın varlığından bihaberdim. Hani kulağıma çalınan aşk şarkıları da olmasa, bütün insani duyguların dünyadan ve benden gittiğini düşünecek kadar tereddütsüz olabilirdim atlamaya. Turuncu odaya vuran, sarı güneş ışığı ve duvarında ağlamaya yüz tutmuş eski hayaller....

Bakınız, ben sizin çizdiğiniz resimde bi parça olmayı, yazdığınız hikâyede bi obje, bi canlı, bi can olmayı kabul etmiştim bi zaman evvel. Sonrası terk edilmiş adamların ya da kadınların nihai sonundan da bi tık sonrasını anımsatır oldu.

Aslında çok karışığım, o odada ne işim var bilmiyorum, sadece o kapının bi yokluğa açıldığını ve adımımı atarsam bi boşlukta sürekli düşeceğimi düşlüyorum. Aynı ölüm korkusu, aynı çığlık ve yüzüne vuran rüzgârla sürekli düşüyormuş gibi yaşamak.

Uyumaya teşebbüsüm ile uykum arasında ne kadar vakit geçti net olarak bilemem de, elimde koca bi 5 saat olduğu kesin, muamma olan gerisi. İşte o süre, gözü açık görülen kabusların da olabileceğini algılamakla ve "nedenlerini" anlamaya çalışmakla geçti. Misal o odadan biraz önce, komşuya bütün nezaketimle emanet ettiğim anahtarı, şiddetli yağmurla göle dönüşen o kapı girişinde buldum, ki bulmam bile şans....  Anahtar mı?   paramparça....

Bilmenin zor olduğunun, okuduğunda anlaşılır olamamanın, dahası bunun için artık çaba sarfetmiyor olduğunun farkına vardığında, fırtınada kaybettiklerin ya da o kapıdan sonrasının bi anlamı kalmıyormuş gibi geliyor, dahası o duvarda ağlamaya yüz tutmuş hayallere bir yenisi daha eklemiş oluyor istemeden...

Şimdi saatin kaç olduğunun bi önemi yok aslında, yeni başlayan hikâyeleri, bütün aceleciğiyle eskiye benzetmeye çalışmak, fakat bu aceleciliğin acemiliğinden sonra ne kadar ucuzlaştığını anlamak ve yine de birileri tarafından "şahane adam" gibi görülmenin çıkmazında debelenirken, hala aklının aynı ucuzluğa giden yolda kalması ve hatta güneş batınca koşarak oraya gitme isteği bu melek mi, şeytan mı olduğu belli olmayan adamı yeterince yoruyor....

cem ben, melek değil, şeytan da...

2 yorum:

  1. Bir kalıba girmemek en iyisi galiba. Ne iyi ne kötü insan..

    YanıtlaSil
  2. Masum değiliz hiç birimiz...

    YanıtlaSil