22 Ağustos 2009

HOŞ GELDİN YA RAMAZAN

Bir sigara,

yanında kahve,

fonda Sezen,

düzgün taranmış saçlar,

ve karanlık olsun istiyorum..

Birde

şu uykulu halimden,

Ve kendime yabancılaşan kendimden,

kurtulmak istiyorum....

gereksiz adam

20 Ağustos 2009

AÇILIN HÜLYA AVŞAR KONUŞTU

Ülkede radikal varsayılan bir girişim olacağında sivil toplum örgütleri, medya, tüm siyasiler ve özellikle sanatçılar konuşmalı, susmamalı. Birebir siyasetin içinde var olan sanatçıları sevmiyorum, gereksiz buluyorum lakin insan temelinde yapılacak herşeyde saydığım kesimlerin özellikle fikirleri alınmalı. Alınmıyorsa herkes üzerine düşeni bir şekilde yapacak.

Ve artık mümkün olacaksa bi açılım yapılmalı. Yanlış gittiği gün gibi ortada olan bir sistem-işleyiş varsa iyileştirmeli. Nasıl yapılır, hangi maddeler sıralanır, biz hangi maddeleri benimser hangilerini dışlarız bilmiyorum onu da vakti gelince çapımızca tartışırız.. ama birileri bu gidişe dur demeli, sıkıldım 3. dünya ülkesi sıkıntılarını yaşamaktan yıllardır. terör, ekonomik kriz, eğitimsizlik, on çocuklu aileler, o, bu, şu... düzelmeli artık...

Neyse işte, Sezen Aksu' da bu mantıkla yola çıkarak başbakanın özel kalemine, kişisel fikirlerinden oluşan bir not göndermiş. Vay sen misin not gönderen... sosyal konulara duyarlı olmanın karşılığını bi ton saçma cevapla aldı. Peki bu Sezen' in umrunda mı? hiç sanmam..

En dikkatimi çeken Hülya Avşar oldu. geçmiş zaman olur olmaz her konuda ama her konuda sürekli konuşan, atıp tutan bu kişi bugün Sezen Aksu' ya çemkirmiş, '' bu konuda neden konuşmuşmuş, gerek mi varmış mış, sahneden söylemiş Sezen zaten söyleyeceğiniymiş.. Nasıl komik bi sahne ama... Açılım dendi de her önüne gelen de açılmasın yahu..sanatçı dedik, sivil toplum örgütleri dedik, o dedik, bu dedik.. adının önüne bi sıfat eklemeyi başarabilmiş insanlardan bahsediyoruz biz..

Yineliyorum, ülkede insan temelinde yapılacak bu tarz radikal! girişimlerde muhakkak kişi fikirleri alınmalı. tırsıp korkana yazıklar olsun, herşeyi göze alıp konuşana helal olsun..


gereksiz adam

GEREKLİ ADAM

Dahilinde olmak istemediğim hayatın içine, zorla, ite-kaka sokulmak sıkıntı veriyor tabi. Sonra Polyanna devreye giriyor(Rahmetli ne zaman doğdu, ne zaman öldü bilinmiyor doğru ama hala saygıyla anıyoruz bücürü). Bedenimde iç ses olarak somutlaşan (somut diyorum sana, inatlaşma benle) kırmızı başlıklı kızın masaldaş arkadaşı Polyanna ( evet gördüğün gibi her fırsatta betimliyorum şahs-ı muhteremi ) diyorki, '' bak guzummm, bak hayatın dahilindekilere de gözün gönlün açılsın''.. Tamam gözünü sevdiğimin Polyannası,sana uyup yarattığın oyunu oynayacağım da şu baktıklarıma bir bak.. Baktıktan sonra oyununu oynamaya devam edebileceksen, sana söz bende uyacağım sana..

Bu arada karar verdim hocam, 31 yaşında daşş gibi adamım (Fotoğrafımla da bunu kanıtladım zaten..:)). Kişiliğim mükemmel. Temiz kalpli ve çok mütevaziyim. İtirazı olan varsa çıksın karşıma...:)

gereksiz adam ( mütevaziliğimden, yoksa acayip gerekliyim..:))

19 Ağustos 2009

BAHARDIR KIŞIN SONU

Karmaşık zamanlarım oldu, evet.. Sonra her yere yazdım durdum karmaşıklığımı.. biraz huzur istedim en azından. belki geldi ben bi türlü ayamadım. Karşımda duran kalabalıklardan saklanacağım çadırı seyrediyorum. Ortada bir çadırda yok oysa, saldım adamları bekliyorum..

gereksiz adam

Sen ki acı çekmenin
En kibarını bilirsin
Sen ki mum gibi
İçine içine erirsin

Dayan gözümün nuru
Kavuşacağız elbet bir bağbozumu
Kıran kırana bu hayat
Yaşayacağız boynumuzun borcu

Unutma bahardır kışın sonu

Sezen Aksu

17 Ağustos 2009

SONRA DÜŞÜNDÜM

Sonra düşündüm...

Bütün karmaşasından sıyrıldıktan sonra, duygusuz bir hal aldı hayatım. Depresyonlarım, herşeye küfreden söylemlerim yok. Huzurlu-mutlu da değilim. Birkaç hafta önce kurulmuş, görevi yüklenmiş bir robot gibiyim. İdealim, beklentim... hiçbiri aklımda yok. Bu zamanların böyle umursamaz, böyle savaşta yenilmiş ve esir olmayı kabullenmiş bi ruh haliyle geçmesi ne acı..

Aşka, ona, buna çamur attığıma bakmayın. Hiçbirinden bir beklentim yok, belki de bana bulaşsın, kavga çıkartsın istiyorum..

Biliyor musunuz ben çok yalnızım. Biliyorsanız anlıyorsunuzdur belki, kimbilir. Bunu çok kere yazdım farkındayım. Demogojik söylemler uzaktan bakınca pek komik durabilir bazen, ama söylemeden edemiyorum, bir tek burda yazabiliyorum. Yüzyüze olan iletişimlerde anlamını yitiriyor yalnızlığım, öyle anlamsızlaşıyor, öyle sıradanlaşıyor ki...

Yaradanın bana sunduğu bütün güzelliklerin farkındayım, lakin bu hayatta kaybedenlerdenim ve bu kaybın bütün suçlusu benim, eminim...

Sonra düşündüm demiştim. Sabah ve hatta akşamdan beri, yazdıklarıma şöyle bir baktım ve bir karar verdim. Tekrar okuduğumda kendime kızmayacağım, zevk alacağım yazılar yazana kadar blogla vedalaşacaktım. Saçmalık olduğuna kendimi ikna etmekte gecikmedim.

.Ne yani, burda yazılanlar edebi metinler mi, tarihe yön verecek söylemler mi?
.Hayır.
.eee o zaman..

Bunun bile kendime bi anlam yükleme çabası olduğunu anladım, kaybediyorum elimden bi tutun talebinin şekil değiştirmiş hali idi.. Sonra birkaç kelam ötede anladığımı anlatmaya çalıştığım kaybetme mevzusunu ayınca, boşverdim. Ben kaybediyorum' u geçeli çok olmuş, kaybetmişim....

gereksiz adam

MAVİ LİMAN

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın

Nazım Hikmet

(Fırsatınız olursa, Nazım Hikmetin bu şiirini Cem Karaca' nın sesinden dinleyin derim.)

16 Ağustos 2009

14 Ağustos 2009

METEOR FANTAZİSİ

Dünyayı bekleyen büyük tehlike!!

''2036-2037 veya 2069' da 260 metrelik ''Apophis: Yok Edici'' meteorunun Dünya' ya çarpma olasılığını saptadı NASA'' diyor şurası ...

Şimdi, yakın bir zamanda olsaydı bu mevzu, yakardım gemileri de daha çok varmış. Hani belki evlenip çoluk çocuk sahibi olmak istemediğimi bu mantıkla anlatmaya çalışırım eşe dosta, kim bilir belki de etkili olur!!

-Evlenmiyorum
.Neden?
-Dünya' ya meteor çarpacakmış
.Hımsss, mantıklı
-Isırırım mantığını..

(aslında yazacak daha çok şey varda, meteorun dünyaya çarpmama ihtimalini (%99) düşününce tırsıyorum.)

Ben burdan bir ''mim'' çıkartırım hocam. ''Doktor son günlerinizi yaşadığınızı söylese ne yapardınız ( Avukat bunu söylemez zaten, biliyorum. Lakin mafya söyleyebilir misal, ondan altını çizdim doktorun)'' tadında bir soru olabilir, lise zamanları bol bol takılırdık böyle şeylere değil mi? ıssız ada misali.. Neyse abi, benimki daha bilim-kurgu tadında ve teknolojik bir soru, kabul edin...

Evet efem, haftaya salı Dünya' ya meteor çarpacak ve topyekün ayvayı yiyeceğiz. Ayvayı yemeden önce ne yapardınız, yaparsınız, yaparsılar, yaparlar v.s....

Ben mi?

. Salıya kadar yetecek param var, gitmiyorum len işe, var mı itirazı olan?
. Anne, üç gün yokum evde, montumu aldım, üşümem, merak etme ( bu aralar sıcaklık 35 derece civarlarında ama gece hafif esiyor, anneme anlatamazsın:))..
. Gidyorum işte, başımı alıp defolup gidiyorum, tutmayın beni...
. Kusura bakma baba, çalmadım arabanı, ödünç aldım. çarşamba söz vereceğim..hehehehe
. O kapılar var ya az aşağıda, kapanan kapılar. Allah belanızı versin......
. Hişşşş entelimsi kelimeler, bi gidin hayatımdan (ki gitmiş gibisiniz), yeni kelamlarım sokaktan.. rajona uyalım abi, rajona yanlış olmaz ve hatta rajona ters....
. Yeter laaaaaaaaaaannnn, bıktım kendime olan nefretimden. Çok seviyorum seni gereksiz adam. Gel len buraya yanaklarını sıkacağım..

şu tarafa gönderiyorum bu mim' i... eğer fark ederse ve yazmak isterse pek eğlenceli yazacağına eminim..


Gereksiz adam : Sizi seviyorum arkadaşlar.
Gereksiz : Çok yalakasın
adam: Değilim
Gereksiz : Evet yalakasın, tribünlere oynuyorsun.
adam: Burda trübün yok ki!
Gereksiz : Var ya, sağda.. 124 kişi de trübünde.
adam : Evet yalakayım, rahatladın mı?
Gereksiz : Evet..

(İçimden geldi denendim..)

gereksiz adam

13 Ağustos 2009

..............KAPI AÇILDI..............

Kapı açıldı,

açıldı kapı..

O kapı,

beklediğin kapı,

açıldı.

...........

........

Sonra kapandı,

o kapı kapandı,

çıkmadın ya,

bir daha zırlama.

Zırlayacaksan,

başka kapıda zırla..


gereksiz adam

12 Ağustos 2009

KAYIP(-2) TARİHİ: 17 AĞUSTOS 1999

Bir daha geri dönmedi.....

O gün Yaradanla yaşadığı mantıksal sorunlar arkadaşlarıyla konuşurken ayyuka çıktı. Ortada birkaç çelişki vardı; anlattı, sordu, cevabını aradı, bulamadı. Arkadaşlarından ayrıldı, evin yoluna koyuldu. Aklında binbir soru, düşündü; evi, kahvaltı masasını, eşini. Eşini hep son haliyle hatırladı, eve gitmekten vazgeçti, yolunu değiştirdi. Kolunun altına bir kitap sıkıştırdı en yakın kitapçıdan ve en tenha yollara sapıp, çok katlı terk edilmiş bir binaya girdi. Bina ıssızdı, sessizdi, karanlıktı.. Sokak lambasının en çok aydınlattığı balkonu seçti, oturdu, sigarasını yaktı, kitabını açtı, okumaya koyuldu..... Uykusu vardı, okudukça uykusu arttı ve olduğu yerde duvara yaslanarak uykuya daldı.....

Sonra bir gürültüyle uyandı, şaşkındı, '' bu benim asiliğimin cezası'' dedi.. hafifçe ayağa kalkmak istedi, kalkamadı. Biraz sonra, ne olduğunu anlayamadan bina çöktü, her yer sessizliğe büründü..

Üzerinde bir ağırlık vardı, kımıldayamadı, zaten buna mecali de yoktu. Başında ılık birşeyler hissetti. Gözleri yarım açık; affili ilişkilerini, sıradanlaşmadan önceki kelimelerini ve eşini düşündü, eşini dağınık haliyle hatırladı yine, yüzünde hafif bir tebessüm belirdi, gözleri kapandı ve...........

O sabah her zamanki gibi olan son sabahtı, bir daha geri dönmedi...

(Yaradan ya da insan tarafından belirlenmiş ve her yıl altı kalın kalemlerle çizilen günleri hatırlatmayı sevmiyorum.. 17 ağustos 1999 günü yaşanan karmaşık duyguların içinde birebir bulunan bir insan olarak, en azından birkaç gün önce hatırlatmayı istedim; kendime ve size.)

gereksiz adam

11 Ağustos 2009

KAYIP

zaten kirlenmişti

O sabah her sabah ki gibi başladı güne; yorgun, bıkkın...... Yorgunluğu akşamdan kalmaydı. Yatağından kalktı, elini yüzünü yıkadı, aynaya baktı. Hafif dökülmüş ve beyazlamış saçlarını düzeltmek için uğraştı, olmadı... Kahvaltı masasına oturdu. Yıllardır hayatını paylaştığı eşinin, her zamanki düzensizlikle hazırladığı masaya baktı, çayını doldurdu, ekmeğinden bir parça kopardı. Sonra vazgeçti, camın kenarına oturdu, bir sigara yaktı, derin bir nefes çekti, çayından bir yudum aldı .. Yola baktı uzun uzun.... Sedirde topladığı bacaklarını kımıldattı, acısını hissetti, sonra ayağa kalktı. Arkasını döndüğünde eşi karşısındaydı, kurduğu masa gibiydi; dağınıktı... Kucağında ki sepetin içi ham domatesle doluydu. Uzunca baktı yüzüne, yeni bir şey aradı, bulamadı... Sessizce yanından geçti, yatak odasına girdi, dolabı açtı. Seçtiği en güzel kıyafetleri giyindi, eskiden kalma kokusunu sürdü ve sessizce dış kapıdan çıkıp gitti.. Sıradan cümlelerle durumunu anlatan iç sesine kızdı, geçmişi özledi. Affili ilişkilerine ve sıradanşlaşmadan önceki kelimelerine atıfta bulundu yüksek sesle......

Yürüdü,

yürürken kendine kızdı,

kızdıkça uzaklaştı.....

......

O sabah her zamanki gibi olan son sabahtı, bir daha geri dönmedi...

gereksiz adam