30 Haziran 2012

ÇEKTİR GİT

Hayır çeşmeden su içmedim, sadece dişlerimi fırçaladıktan sonra bir iki damla yutmuş olabilirim. O kadarını yüzerken de yutuyorum zaten. Sonra ben durmadan yüzerim, bu yüzden bir yüzücü kadar mükemmel bir fiziğe sahibim de cümle sonunda mı gülsem, parantez açıp parantezin içinde mi gülsem bilemedim. Kaldı ki parantezin içine gülebilmem için önce onu açmam lazım. Aslında kapatmadığın bir şeyin içinin olmayacağını da bilmeliyiz. Sonra salonla mutfak arası 30 dakika yürürüm akşamları, sabahları da bir o kadar dışarıda yürürüm.

Haydeeeee... Havai fişek patlattı yine bir düğün sahibi. Geldiğim şehirde bütün düğünlerde yapılıyordu bu gösteri. Öyle ki yapmayan dışlanıyor, neredeyse parmakla gösteriliyordu, hem de orta parmakla..:)  Değişik olurdu düğünümde havai fişek patlatmayı istemem. Son cümlede ''düğünüm'' kelimesinin acayipliği, ''havai fişek'' söyleminin değişikliğini ezdi geçti, farkındayım.

Saat kaç yahu...   01:05 .

Ben kaç bardak-fincan-kupa-tas-kap jacops içtim bu akşam, düşünüyorum.  evet yeterince içmişim, bir fincan daha içmeyi isterdim doğrusu, ama sağlıklı beslenmeyi ilke edinmiş, sportmen bi ruh ve fit bir fiziğe sahip bir insan olarak bazı şeyleri kontrol etmem lazım, dozunu ayarlamam da lazım. o lazım bu lazım, aşk lazım değil kalsın.  Ayrıca üst satırda altı çizili kelimenin altını çizdiğimi yazarak belirtmek isterim, hatta bunun da altını çizerim. Neticede altını çizdiğim kelimenin altını çizmiş olurum ya da benzeri bi saçmalık.

Bronz bi ten güzeldir, severim. Yalnız belli bir yaşın üstündeki bazı insanalrın bronzluğu amele yanığını anımsatıyor bana. Kaldı ki amelenin değişken bronzluğuna duyduğum saygıyı, kendisine duyamıyorum da... ''Yaşlandıksa ölelim mi?'' deme arkadaş, ''bazı'' dedim ya kendini o bazının dışında say işte. Ben mi öğreteyim kendini avutmanın ya da mutlu olmanın yollarını. Bkz. Polyanna işte..

Ne alaka... Yalnız bir cumanın etkisi belki, hayaller, hayaller....

Okan bayulgen' i yüksek sesle izlemek ne eglenceliymiş. Geçmiş zamanlarda insanları rahatsız ederim korkusuyla kısık sesle izlerdim ama geçen hafta bir iki yazıda belirttiğim durumlardan sonra saldım iplerimi. Bugün cuma ve pazartesi akşamı gibi buralar, sessiz sakinnnn... Alem hafta içini bekliyor, hafta sonu kimseyi rahatsız edemeyeceklerini düşünüyorlar sanırım....

son olarak şuan izlediğim reklamlarda ki çocuğa ''mal'' der, sizlere iyi geceler dileklerimi sunar, çeker giderim. giderken de kendime ŞU şarkıyı gönderiyorum..
(saat 01:00 i geçtiğinden sanırım başladı komşularım gürültüye, saatleri yeni geldi, diğer türlüsü rahatsız edici olmazdı:::)))

cem

28 Haziran 2012

BU DA BÖYLE OLSUN

"Sadece boşluğa bakıyorum" diye başladım güne....   şeklinde devam edecek kadar klasikleşti mi hüzünler? Ne oldu bilinmez ama böyle başladı gün; Akşamdan kalan, geceden kalan, geçen geceden kalan, yok yok önceden kalan...

Sokağa atıp bedenimi, aklımı aslımdan uzaklaştırmak için uğraştım ilk. Sonra deniz kenarında yürüdüm, deniz kokusu iyidir ya hep, plajda ki mutlu insan tablolarına baktım çok kısa, dalgakıranı gezdim, kalesini, merdivenini, tarihini çektim içime, yürüdüm... Deniz tarafı daha serin olurdu, belki hüznü de azaltıcı etkisi vardır diye o tarafa geçtim. serindi ama diğer her şey aynıydı...

Geri dönüp bilgisayarın başına oturdum, bütün izlediğim blogları gezdim belki, yazılanları okudum, biri hariç hiçbirine yorum yapmadım. Sessiz kalmayı, yokluğumda özlenmeyi istedim belki ya da önemsenmeyi.... ŞU blogu okudum biraz daha uzun. İlk psikologa (psikiyatr ya da) gidişim ve yaşadığım hayal kırıklığı geldi aklıma. Doktorun, belki de farkında olmadan ''seninle paran için konuşuyorum'' tavrını ve dibine vurduğum duygusallığımın karşısında kurulan teknik ve duygusuz kelimeleri anımsadım. Bu bilim böyleydi belki, her şeyi soğukkanlılıkla karşılamak maharetti. Gitmeden önce oturacağım yeri, yüzüme vuran ışığı kendi istediğim gibi ayarlayabileceğimi düşünüyordum misal. Asosyaldim ve aşırı ışıkta birilerinin yüzüne yüzüne konuşamıyordum, telefonda da anlatmıştım bunu, neyse...

Sonra ilk okul mezunu babam ve okuma yazma bilmeyen anneme psikologa gitmek istediğimi söylediğimde ki yaklaşımlarını anımsadım. Babamın '' Neden böyle oluyor oğlum?'' deyişini ve annemin ''Git, inşallah iyi olacak'' deyişini çok iyi hatırlıyorum. Belki de ilk kez bu kadar yakın olmuştuk birbirimize.

---------------------------
Uzun bi ara verdim bu yazıya, sonra kafamı ekrana çevirip tekrar okudum yazdıklarımı. Bir yazıda ilk kez bu kadar kendimi anlattığımı fark ettim. Bu da böyle olsun dedim, bu da böyle olsun...

bu şarkı da hediyem olsun: BUYRUNUZ

cem

27 Haziran 2012

NEYSE BUGÜN ÇARŞAMBA...

-Şu sigorta şirketinin reklamı var; hani adam "benim evimi su basma ihtimali yok." diyor da, tavandan bir şelale başlıyor fışkırmaya. Sonra "yağmur yağsa sel olsa bir halt olmaz" diyor yanında oturan hatunu da onu onaylayan bir baş hareketiyle öylece duruyor. Biraz sonra boğazına kadar suya gömülüyor yine de yok yok su basmaz diyor..:)  Benzeri bir kaç reklamı daha var; arkasında hırsız evi soyarken "benim evime hırsız girmez" diyen adam v.s. Bu reklamlara takmış durumdayım şu ara, bana bir şey hatırlatıyor ama ne? Neyse efem neticede boş konuşmamak, içini doldurmak lazım söylediklerimizin yoksa gün gelir yatsıya kadar mumu yanan adam gibi oluruz da bi Allah' ın kulu inanıp yardım etmez bize Allah korusun.

-Sonra ŞU, ŞU ve ŞU şarkıları dinleyerek başladım güne, hava yağmurlu bir de haliyle biraz sessizlik, biraz hüzün v.s.

-Dün Vilma arkadaşımla uzun bir telefon görüşmesi yaptım, haliyle burda "Yat uyu dana" başlıklı edebi yazımda yaşadıklarımdan da bahsettim. O da yanlış hatırlamıyorsam Bodrum' da cereyan adan bir olayı anlattı. Adamın biri yüksek sesle müzik çalan Bar-Kafe-Cafe-Herneyse bir işletmenin inadına, ordan daha yüksek Db de ses çıkartabilecek bir düzenek kuruyor ve o işletmede müzik sesi her yükseldiğinde karşı atak olarak sanat müziği çalıyormuş. Bu böyle bir zaman devam etmiş, sonunda birileri ricacı olmuş ve neticelendirilmiş kargaşa. Bu olaydan sonra benim evin etrafında yapılacak her gürültüye şekil olarak eş, desibel olarak bi tık üstünde gürültüler aramaya karar verdim.Misal kadın kahkahasına karşı Erol taş gülüşü, 12:00 dan sonra çalıştırılan çamaşır makinesine karşı Elektrik süpürgesi vs. Du bakalım başarılı olacak mıyım?  yalnız Pazar sabahın körü son ses müzik dinleyeceğim, uykusuz gecelerimin acısını çıkartmam lazım. Göze göz dişe diş arkadaş...


-Belki işini ve işyerini seçebiliyor da insan oradaki insanları seçemiyor, patron değilse şayet.  Öyle olunca da onun "a" sı benim alfabemde olamaz arkadaş diyeceğin adamla aynı yerde çalışmak durumunda kalıyorsun. Düşünün "a" sız bir dilin ne kadar anlaşılır olacağını artık. 


-Yazarak anlaşmak zor iş derim genelde bilirsiniz. Bir de bazı modeller vardır "hadi lannn" yazar ama ben "gidiniz efendim dedim size, siz yanlış anladınız" derler ya, o insanlardan her türlü uzak durmuşumdur. Sen ortamı düzeltmek için, inanmayarak da olsa "pardon, benim öküzlüğüm, ben yanlış anladım." desen de o hala bildiğini okur, evet sen bi öküzsün der ya....   bırakıp gitmek, muhatap olmamak en güzeli. 


-Neyse bugün çarşamba ve ben acıdan geçip güzelleşen hallerimden de sıkıldım. Son olarak kullanıcı adımı aldığım şarkıyı da size dinleterek "cem" olarak devam ediyorum... ben bulamadım dinletecek bir yer, siz bulabilirseniz şarkı; Murat Yılmazyıldırım-Acıdan Geçtim Güzelleştim

Cem

26 Haziran 2012

OTOBÜSLER GİTMELİ


Kara bulutların da ötesinde üstünü örten, gözükmeyen açık hava hapishanesi; şehir ya da ülke sınırlarından bağımsız, alakasız bir aşk şarkısında beliren, sıkan, yoran... Umudu olmayan mekanların en tenhasında sıkıştıran, yakalayamayan bir ruh hali yıllardır sürdürdüğü düzen.

Karanlığın başka tasvirleri olmalı oysa, detayı, eli, gözü, yüzü, yaşam planı olmalı. Karanlık biraz daha bedenleştirilmeli hayatta. Karanlıkla imkanlı aşk hikayeleri yazılmalı, üç elma düşürülmeli gökten sonunda. Çürümemiş, kurtsuz, çersiz-çöpsüz üç elma...

Ya da yeni küfürler geliştirilmeli. Çaresizliğin üzerindeki etkisi, ana-avrat küfür yemiş yağız bir delikanlıda ki etki kadar sağlam olmalı. Şaşırıp kalmalı, korkup kaçmalı, başka hayatlara tecavüze yeltenmemeli. Çaresizliğe, karanlığa yeni ve sapasağlam küfürler geliştirmeli.

Bu şarkılar değil, bu şarkılar geçmiş zamanın küfürbaz şarkıları, bu şarkılar ''ilkleri'' kapıdan bacadan şimdiki zamana doluşturan şarkılar, bu şarkılar karanlığa ve çaresizliğe edilecek bütün küfürlerin etkisini azaltan şarkılar.

Kapat şu pespaye geceyi çaresizliğin üstüne ey görev başındaki. Kapat ve ayır açık hava hapishanesinde yaşayanları. Ve sen, pespaye kelamını klavyesine pelesenk etmeye çalışan adam, anlamı ünlü sözlüklerde bile yer bulamayan kelimeyi uzaklaştır klavyenden. Klavye başı modern zamanların ve karanlıklar ülkesinin çaresiz adamı, çıkart hayatından çıkartacaklarını...

Ve otobüsler başka şehirlere gitmeli hatta başka ülkelere. Otobüsler defolup gitmeli, otobüsler başka ülkelere gitmeli; sınırları olmayan, kıçı-başı yarı çıplak ülkelere gitmeli. Otobüsler gitmeli, otobüsler hep gitmeli, otobüsler hep başka ülkelere gitmeli. Durup düşünmeden, dost olmadan herhangi bir asfaltla, otobüsler gitmeli.

Kimse bilmeden  zaman yeniden yazılmalı, yanlış öyküleri silip, yanlış tanımları silip, zamanı yeniden tanımlayıp yeni öyküler yazılmalı ve geri alınan saatler değil, zamanlar olmalı.

Sonra otobüsler gitmeli yeniden tanımlanan zamanlara, durmamalı, otobüsler gitmeli...


acıdan geçtim güzelleştim

YAT UYU DANA

Kahrolası insan!

Tatile gelmiş olabilirsin, sabah plajda kıçını yayıp güneşlenmiş olabilirsin lakin burası bir ilçe, tatil beldesi değil. dolayısıyla sabahın bi körü işe gitmesi ve haliyle gece bi saatte yatıp uyuması lazım gelen insanlar var. Öküz sen tatildesin diye herkes tatilde demek değil. Gecenin 12 ya da 01 inde attığın o kahrolası kahkahanı bi tarafına iliştir ve git evine yat ya da amuda kalk ne halt yersen ye ama susssss, sussss. O saat olmuş çoluğunu çocuğunu da topla artık sokaktan. 9:30 suları televizyonlarda "Haydi çocuklar uykuya" yazısı çıkıyor ya, burdakiler o saatten sonra sokağa atıyorlar kendilerini, sanırsın çocuk parkı.

Kahrolası çöp kamyonu!


gece 3:00 sularında bana yaşattığın korku+şapşallık+sinir v.s. gibi duyguların 10 katını,  buna sebep olan herkes yaşasın inşallah. Gece 03:00 da çöp toplanır mı yahu, hemde o gürültüyle. kamyonun gürültüsü, tenekelerin gürültüsü yetmezmiş gibi çalışanların da yırtınarak konuşması yok mu.


Malum yaz günü camı açmadan uyumak imkansız, fakat camı açınca odaya dolan o gürültüde uyumak daha da imkansız. Dolayısıyla dün gece de uyuyamadım. Saatin 01:00 inde mahalle kadınları çay yapıp kapıda kahkahalarla içer mi yahu, önceden bu çay saatleri akşam saatlerinde olmuyor muydu? 


tatil yeri ya, deniz var ya, ağam paşam tatil yapacak ya bize uyku haram. Saygısızlar, densizler, terbiyesizler. 


Ben her haltı yaparken "birilerini rahatsız eder miyim acaba?" diye düşünürken bu kahrolası şapşalların rahatlığı beni delirtiyor.  Saygılı olun insan evladı saygılı. Sonra "ay karadenizin incisinde tatil yaptık, bi eğlendik bi eğlendik sorma şekerim" söylemleri ve çirkin bronz teninizle dönersiniz memleketinize. 


acıdan geçtim güzelleştim

AH MARY


Ah mary
yanaklarını öpmeye doyamadığım sevgili.
Sabah güneşim
gece gözlüm
yıldırım bakışlım.
Satır aralarına sakladım gerçek adını
Tenini örttüm geceme.
Gül kokulum...

Ah Mary
Gavur memleketlerine hasret sevgili
Gül benizlim,
hasretim;
Hırçın dalgalar sildi mi adımı?
Telefonlardan silindi mi numaram?
Unuttun mu?

Ah Mary
Yaylaların yaban çiçeği
Ne yapsam da doğsam gecene yine
Baldır bacak, leş kokan hayatlardan alsam etini.
Sahibi olduğun yere,
kırlara bıraksam seni.

Ah Mary
Şarkılarda duydum bugün sesini;
buğulu,
kırgın,
korkak sesini...
Nakaratına eşlik ettim,
duydun mu?

Ah mary
Ah umutsuz hayatımın umudu
gece gözlüm,
aşk şarkım,
Unuttun mu beni?

acıdan geçtim güzelleştim (TIKLA)


25 Haziran 2012

MSN DİYALOGLARI-2

vilma:
şimdi ..... gitsek
 şöyle pöfür pöfür
 kaşar ve mantar yanında
 çoban salata
 pehh
acıdan geçtim güzelleştim:
 ya evet
memleketi de özledim mi ne?
vilma:
 :)  :)
 sonra ordan denize
 acıdan geçtim güzelleştim:
 aman gelsem duramıyoooommm, gitsem kalamııyooom, batsam çıkamıyoooomm, etsem yenmiyoruuum kemiksem denmiyorummm...
vilma:
 yanii
 aaaacayipsin
acıdan geçtim güzelleştim:
 yani insan eti yenmez
 onu demek istedim. :)
-------------------------------
acıdan geçtim güzelleştim:
 nerde kalmıştık?
vilma:
 bilmem... yeniden başlayalım o zaman.
acıdan geçtim güzelleştim:
 ben evde kaldım dün
 seni bilmem
 "evde kalma" bu hayatta bi başına kalma şeklinde kullanılsa bile ben evde kaldım
 felsefeyi sallarsak, evlenemediğim için evde kaldım da diyebiliriz
vilma:
 : )
 kız kurusu drler ya, erkeğe ne derler acaba?
 acıdan geçtim güzelleştim:
 erkek yaşı olabilir mi?
 kız- erkek, kuru - yaş bağlamında
 artık seviye bu noktada bende, ben ne yapayım
 vilma:
 aaa baya baya kafaya taktın yani bu işi
 anca mı dank etti sana
 acıdan geçtim güzelleştim:
 Yok yahu, eğlence olsun maksat. Ha ayrıca kim yalnızlıktan korkmaz ki?
 Bir gün öyle bir girişimim olursa denize düşenin yılana sarılması gibi bir hareket olmuş olur
 deniz = yalnızlık
 evlilik=yılan
 anlayacağın hala ihtimal dahilinde bile değil

vilma:
 mantıklı bi çözümleme olmuş
 ama ne bileyim, ummadık taş yarar baş demişler
 belki de hiç ummadığın kadar mutlu olursun
 önyargılar
acıdan geçtim güzelleştim:
 sargılar
 kargılar
 yaygaralar
 zarganalar
vilma:
 v.s.
acıdan geçtim güzelleştim:
 piranalar
..... 

24 Haziran 2012

AL SANA PAZAR-2

Tüh, Serdar Ortaç yine albüm çıkartmış
eh inşallah acıları heveste, güneş açar aheste, bi kapalı kafestedir* de klip çekimleri gecikir. Hoş 8-10 kız arasında kaybolma eğiliminde genelde kliplerinde ya neyse.mandanın yuva yaptığı söğüt ağacından sinek tarafından kaçırılan yavrusu ve peşi sıra banılan tridi** geldi aklıma da...  her şey aynı yavrum bizde hala

vaaaaayy adamım süpersin
Kelimeleri ala seviştiriyorsun, kaslı ve yakışıklı oluşunun yanında, zeki ve de akıllısında, peh...

Yuh be dünya, bırak sırtında taşıma artık şu insanları, az kaldı senin de tridine banacaklar. Tirit de eski bir osmanlı yemeğiymiş. ayrıca kaslı olduğun kadar bilgili, cesur, sert bakışlı, yumuşak mizaçlı, döşü kılsızsın da... olanı da ağda yaptırmış, malum moda.

hadi havai fişek patlatalım da kıçımızı devirip izleyelim sağa sola saçılan ışıkları. İnsan evladı işte, nelerde arıyor çareyi.

Gel bi Ankara misket döktürelim şu yanda. Peşi sıra Ege' den zeybek döktürürüz de sert bakışlı, cesur, döşü kılsız imajımız doğrulur. Malum Deli Yürek Kenan sade Zeybek oynar, takım elbise giyer de kravat takmazdı v.s.

''Hadi körebe oynayalımmmmm'' diyen şirin blog yazarları da vardır herhalde, yoksa ben evinizin şirin blogger yazarı olmaya,
a-dayım
b-amcam
c-hiç biri (serdar ortaç dinlerken hiç şikayetçi değilsiniz, bu esprim mi soğuttu hayattan sizi, çok ayıp..:))
ayrıca blogger ve yazar kelimesini aynı cümle içinde kullanacak kadar aşağılıksın ama yine de Öperim dizinden zor olsa da (biraz esnek olmak lazım tabi). Kendimi dizimden öptüğüm için kınamayın beni arkadaş, dizinden öpülecek kadar kıymetli kimse yok kendimden başka, üstelik yıllar evvel kıymetli yazarımız cemal süreyya bileğinden, soluğundan, dudağından, afedersiniz kasığından öpmüş de öpmüş birilerini ''sayım'' şiirinde. buyrun bu da kıymetli sezen' in bestesiyle şarkısı: SAYIM

Neyse güzel bir Serdar Ortaç şiiriyle yavaş yavaş sonlandırayım yazımı;
Bana bu da geçer de geçebilirim
hayat onu çeker de, çekebilirim
umarım bu ayrılık sonumuz olur
yaşa göre geçer de, geçebilirim.  ( harika, duygusal geçişler yaşıyorum, göz bebeklerim göz yaşımla ışıldıyor.:))

vah vah bugün pazar
vah vah vah yarın pazartesi
ayrıca büyük-küçük harf olayına bilerek ve isteyerek uymadım, uymam da...

(*üzgünüm bi Serdar Ortaç şarkısı, ** tridine bandım diye bi türkü bilirsiniz, de, kime ait ben bilmiyorum)

acıdan geçtim güzelleştim

23 Haziran 2012

KARADENİZ, SİS, CUMARTESİ, BEN, HÜZÜN V.S.

Kaldırımda yürüyen işçi yer yarıldı içine düştü.   


Bu olaydan sonra insan Necip Fazıl' ı yad ediyor ister istemez. ''Kaldırımlar çilekeş yalnızların annesi'' demiş ya rahmetli, ki öyleymiş eski zamanlarda; o zamanlar yerin üstüne sığdığından insan evladı yerin altını oymaya başlamamış ya, en azından ülkemizde. Gerçi dünyanın bir çok ülkesinde var bu tür şantiyeler ama kaldırımdan adam yutmasına vesile olan şantiyeler bir tek bizdedir herhalde. Velhasıl kaldırımlar bütün anaçlığını kaybetti Türkiye'de...

Sonra ülkemin ve gençliğin hayat tarzını birebir yansıtan!!!! yeni yeni gençlik dizilerinin tanıtımları dönüyor televizyon kanallarında, yazın hatrına. Allah halkını görebilen bir medyamızın olacağı günleri de gösterecektir bize diye umuyorum. Hayır efendim sonra herkes bir Ayşe Arman oluyor başımıza, ondan korkuyorum.

Neyse efendim günlerden cumartesi. Ülkenin bir çok ili yazın en sıcak günlerini yaşarken Karadeniz sis altında , pardon benim olduğum karadeniz ilçesi sis altında. Camdan bakınca ocak ayındaymışım gibi hissediyorum ve haliyle böyle havalarda hüzünleniyorum. o. veli demiş ya, beni bu güzel havalar mahvetti diye, ben onu beni bu havalar hüzünlü etti olarak değiştirebilirim kanımca.

Kaç zamandır süren psikolojik savaşım nihayete ermek üzere sanki, eskisi kadar şiddetli değildi ya bundan yanadır tesellim. Bundan yaklaşık bir yıl önce yaşadığım en heybetlisiydi. Bu sefer çizerim kafayı diye düşünüyordum, hoş çizilmediğimi iddia edemem o da ayrı. Atlattık onu da. Heyhattttt neleri es geçtik be hayatt.

''İnsan cumartesi hüzünlü olur mu?'' demeyin, alın dinleyin ''şu'' şarkıyı da, hüzün neymiş görün. Ayşenur Kolivar söylüyor, sonbahar filminin müziklerinden. Böyle bir ses, böyle ağlayan bir ses çok nadir vardır bu ülkede. O filmi de izleyin. Sakin, tam hayat gibi bir film. heyecan efekti, dan dan müzikler yok. Biz gibiler yani, bizim hayatımız gibi.

İki bira alıp içmek lazım belki ya da bir kahve eşliğinde sisli dağları izlemek bu şarkıyla ya da bu. Sonra ilk aşk gibi bi aşk lazım belki, kibiri bünyeden çıkartıp atmak lazım belki, koşmak lazım, uçmak lazım, ağlamak lazım belki...

Bir de ortadoğu var tabi...


acıdan geçtim güzelleştim

22 Haziran 2012

HIMMMMMSSSSS

Her cümleye "lan" ile başlayan yeni nesil kızlar gibi bakmak vardı hayata. Neydi o benim pek takdir! ettiğim hanım gız yazarın! adı: böyle sarı saçlı da güneş gözlüklü hep, sanki bütün gözlükleri de yuvarlak hep ya da tek bi gözlüğü var bilemem. Ben büyüdüm eşek kadar oldum da onun köşe yazılarında kullandığı resmi hep aynı kaldı. O bi dönem kapanıp Etiler' e, açılıp Fatih' e gitmişti de açık olanların mı yoksa kapalı olanların mı daha çok eziklendiğine karar vermişti. Belki de onlar şundan bunlar bundan eziliyor deyip orta yolu bulmuştur. Şimdi geçmiş zaman unuttum. Bizim ülkemizde ki yazarların çoğunun standart bir kararı yoktur zaten, dönem neyi kaldırıyorsa o da ona karar vermiştir herhalde, ne bileyim.

ayşe arman mıydı oooooooo yok ya o daciaydı, her neyse. 


Nerde kalmıştım, aman salla yaaa gören duyan da aman aman bir edebi eser yazdığımı sanacak da, "hatırlaması şart kaldığı yeri, hatırlamalı, hatırlatmalıyız, kampanyalar, kumpanyalar, kumpaslar düzenleyip, kumpirler hazırlayıp hatırlatmalıyız" krizlerine girecek (artık nasıl bi krizse bu).Ya nehir ida' ya diyorum ama ben bağlayabildim mi bi önceki cümleyi? bağladı diyorsanız 0 900, bağlamadı diyorsanız 0 901, bana bağlamalı diyorsanız 0 902, ben ona bağlamalıyım diyorsanız 0 903, ben ona şu bizim yan komşuyu bağlamalıyım diyorsanız 0 904 arayıp öylece nefes almadan 3 dakika bekleyiniz hiçbir şey demiyorsanız 0 905 i arayıp nefes alın yeter.  


Bugün cuma sevgili dostlar. Cuma güzeldir, temizdir, paktır, mistir benim için. Bu güzel günün hatırına size ŞUUUUU videoyu armağan ediyorum. Bilirsiniz zaten 1. dakikadan sonrasına kilitlenmekte fayda var. Sarışın ama akıllı kadın Gülse Birsel' in iğrenç oyunculuğu boşveriniz. "Gülse Birsel senaryo yazmasa bi dizi de başrol kapabilir miydi acaba?" diye düşünmekten de vazgeçiniz, çok ayıp..:). Bir de "41 yaşında (ben demiyorum şu diyor) hala evin küçük, dizinin güzel kızı ayaklarında ya, bravo." deyip güzelliğini kıskanmayınız.:)) Neyse, amacım diziden bahsetmek değildi de madem girdik Beyaz' ın da diziden ayrılmasını dileyerek bu kısma son vereyim.nereden nereye....


Dün gece ne geceydi ama; beyin fırtınası, münazara, açıkoturum, seminer, söyleşi, röportaj...  değil değil, kelimelerin ortalarda uçuştuğu, kimin neden şikayet ettiğinin belli olmadığı sürrealis bi kavga, ala... velhasıl yorgunum ve de uykusuz. Kavgasız bi hayat dilesem "iç ses" başlığıyla yazdığım yazılarım aklıma gelir ya da güzellik yarışmasına katılmış da kıçımın yarısı açıkken sorulan sorulara cevap vermeye çalışıyormuşum gibi hissederim de utanırım şimdi. öyle sıradanlaştı işte kavgasız, savaşsız bi dünya dilemek 


Cuma güzel gün, mis gibi gün ama efkarım olmadan asla, kızım olmadan kat-a. Bu yüzdendir şu şarkıyı da dinleyiniz, siz de efkarlanınız. Ben efkarlıysam herkes efkarlansın, yas ilan edilsin v.s. Buyrunuz : umay umay-kazım koyuncu : kalbim acıdı

acıdan geçtim güzelleştim