11 Mayıs 2012

CUMA+


cuma;

bir altın külçe
bi dolu ümit
yeni çıkmış bir sezen albümü
sıfır kilometre bir otomobil
bir bardak soğuk bira
hiç olmayacak bir vakitte karşılaşılan aşk
hafta içi sabah uykusu
uzun zaman sonra içilen bir sigara
bir anda akla düşen bir şiir
boş bir ev
süslü yalnızlık
.........
.....
...
.

gibi...


acıdan geçtim güzelleştim/15 ekim 2010

8 Mayıs 2012

ÖYLE İŞTE

Deyil, göyüs, yanlız, yalnış şeklinde devam eden yanlış yazma tekniğine sahip insanın bakışıyla bakmak istiyorum dünyaya. Belli ki ilave bir madde ya da durum olmadan çakırkeyf devam ediyorlar hayata. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni değilim, Türk Dil Kurumunda çalışan bi bilim insanı değilim, zaten dilime o kadar hakim de değilim ama en azından değil' in deyil olmadığını biliyorum ve bu beni mutsuz ediyor. Velhasıl bilmek istemiyorum. Duymak, öğrenmek istemiyorum ki zaten çok bildiğim de yok, sadece az bildiğimden bile yoruluyorum.

Bi boşluk var üzerimde: bi yorgunluk, bi halsizlik olur da boşluk neden olmasın, oluyormuş işte. İlk haberi "futbol", ikinci haberi "başkanlık sistemi" olan ana haber bültenlerine sahip bir ülkede yaşamanın yorgunluğu mu dersin, kararsızlıklarının kurbanı mı dersin, hadi ordan ne kurbanı mı dersin bilmiyorum. Belki de susarsın, orası da muamma. Ha geçen İzmir' de adını unuttuğum bir yiyecek bayramında yine birbirini eziyordu insanlar. off offf...

Sonra yeni bir dizi fragmanı dönüyor televizyon kanallarının birinde. İki yaka 4 İsmail diyesim geldi ama iki yaka 1 İsmail dizinin adı. Türkiye' de malum bir yaka 2 İsmail olması pek kabul görmez. Hoş çok şey değişti, artık ferahladık, genişledik, rahatladık ülkece, her an her şey olabilir. Neyse efendim Erdal Özyağcılar' ı sevmem, dizinin formatını sevmedim, dizideki isimleri sevmedim: Hacer ve Kallopi ( Hacer ismini sevmemek değil, dizi de Hacer ismini sevmemek benimki), "Rastgele Ali kaptan rastgele" repliğini, orada yırtınan İsmail' i, dizide ki kayığı, denizi, kamerayı hiçbir şeyi sevmedim hatta nefret oldu nedense. Ama dizinin çok izleneceğini de biliyorum. Biz severiz böyle aldatmaları, ihanetleri, yalanı, dolanı. Hoş dizi de izlemem ben, sadece belgesel..:) (komedi dizisinden başka dizi izlemediğim gerçektir.)

Öyle işte...

Yalnızlık hastalığına tutulmuş ve kendini tedavi edemeyen, asosyal bir zat-ı muhterem olarak, denizi ve denize girenleri seyretmenin acısı da mevcut tabi kelimelerimde, kusuruma bakmayınız...


acıdan geçtim güzelleştim

7 Mayıs 2012

!

Futboldan başka söyleyecek sözü olmayan insanlar var. Ne özendirici bir boşluk! 

acıden geçtim güzelleştim

6 Mayıs 2012

HIDIRELLEZ

Bi lastik yakıp üzerinden atlasam yanmadan ya da bir kağıda çizsem huzurlu bir hayat resmi ve bir gül ağacının dibine gömsem, huzuru yakalar mıyım? 

Öyle diyor kültürle olağanlaştırdığımız ananeler. Hıdrellezden bir gün önce güneş batmadan yapmalıyım bunları. Çünkü bu sefer daha çok umuda ihtiyacım var, belki de herkes kadar çok. Ama ateştin düştüğü yeri yaktığı kadar gerçek, bireysel sıkıntılarımızın ''en önemli'' olması.. Onun için önce ben diyorum, egoistliğimden değil yani....

Sezen' e inat bana ağlayabilirsin hıdırellez, ben bütün olgunluğumla karşılamaya hazırım seni.

Ve;

cümleler sizden özür diliyorum, hep aynı kelimelerle buluşturduğum için sizi..


05 Mayıs 2009 / acıdan geçtim güzelleştim

HİŞŞŞŞ

Hişşşşşşş!
bozma sessizliği
Hayatımın cümlesi kapıda,
Yan komşu uykuda.
Gece dolunay,
biraz sis,
is,
ve sessiz...

Hişşşşşşş
acıdan geçtim güzelleştim

BEN


4 Mayıs 2012

"Bir Sessizlik mi var masada ne?" diye başlıyor...

Bi sessizlik mi var masada ne? Şimdi avazım çıktığı kadar "klavyem sizi etkiliyor mu sevgılılerim?" diye bağırsam, bana da güler misiniz? Sonra rol arkadaşlarımla boy gösteririz ödül törenlerinde; kimimiz kot pantolon üstü papyon, kimimiz derin yırtmaçlı ve göğüs dekolteli kırmızı elbiseler, kimimiz çıplak, kimimiz ruhsuz, kimimiz karaktersiz....

Cuma günleri olmayacak bir derin dekolte var üzerimde. Sanki aklımın ve popomün bir yanı açıkta kalmış da utancımdan sessizliğe gömülmüşüm gibi. Sonra hala bıraktığınız yerde kararsızlıklarım, nerde tuttuysanız artık. Evet yahu, yeniden yollara düşesim var da, hangi yolu seçeyim onu bilemedim. Küçük bir karadeniz kasabası, küçük bir karadeniz kasabası, vuuuuu çok etkileyici...

offf, poofff, tırt....

Ve insan 33-34 yaşından sonra can yoldaşı yalnızlığına düşman olmaya başlıyor. Devamında başka birilerinin hayatlarına dalıyor ya da birini tutup çekiyor hayatına. Öyle oluyor herhalde, gözlem bu. Lakin ben de var bi acayiplik, na yalnızlığımdan geçiyorum, ne kalabalığı seçiyorum ( ooo kafiyemi ısırırım ben.:)).

Ayrıca beynimi patlatma riski içine girmeden hapşırmayı öğrenmiş olmanın sevinci, durmadan sakız çiğneyen ve ağzından acayip sesler çıkartan adamın siniri, cuma gününün yok cuma günü, ben, klavye, dağ, deniz, o, bu, şu...

Bıkkınım, kızgınım bıkkınlığıma, "çekip gidesim geliyor" tarzı ergen bunalımları taşıyorum şuan bünyemde, bünyemi öpesim geliyor da uzanamıyorum. "yakar geçerim" gibi sıradan söz ve bestesi olan bir şarkının yılın bi sürü bir şeyi olmasına bile kızabiliyorum bu karmaşada ve  klasiktir adıma; Sezen aksu dinliyorum ( El Gibi ) .

iyi tatiller...


acıdan geçtim güzelleştim

1 Mayıs 2012

GİY ULAN TULUMLARI

Bir banka sahibinin işçi bayramını kutlaması kadar ilginçtir futbol takım taraftarlarının formalarıyla İşçi Bayramını kutlaması. Üstelik onların kutladığı bayram alanını temizleyen çöpçüleri görünce, aklım içinden çıkması hayli güç bir labirent gibi oluyor adeta.

Ben kutlamıyorum işçi bayramınızı, neticede yılbaşı gecesi gördüğüm manzaradan bir farkı kalmamış günün. Halay çeken belediye çalışanları da olmasa ''2013 ne çabuk geldi!'' diyecektim. Böyle başladı akşam haberleri; işçi bayramını formalarıyla kutlayan takım taraftarları, halay çeken belediye çalışanları, kendinden geçmiş cam çerçeve kıran maskeli kişiler v.s. 

öyle işte...

ha 4 büyüklerde oynayan bir futbolcunun ortalama aylık geliri ne kadardır acaba? 

-işçi bayramını mı kutluyorduk!

buyrun...

acıdan geçtim güzelleştim



9 Nisan 2012

KORKUYORUM

Çok tanıdık bu kelimeler, noktalama işaretleri....  
Ay ışığı, hatta dolunay ışığı kadar manalı yüzyılların efendisi yalnızlık, yalnızlığım. 
Ve biraz daha cılız hayat karşısında bedenim. 

Korkuyorum, soyunamıyor hayat uzuvlarının karşısında aklım. 
Yalnızım, Dur dağı diye sesleniyor Erkan Oğur efendime dost. 
Ağlıyorum, da, yaşım yok gözümde, yüreğimde...  
Geçmiş zamanlar geliyor aklıma, çok geçmemiş zamanlar.
Odalarda çınlıyor adın, sahte adın. 
Ay ışığı, hatta dolunay ışığı vuruyor odamın duvarlarına
yüzünü resmediyorum yalnızlığın,  ağaç yapraklarının duvardaki gölgesinde.
aşk değil, sadece aşık çıkıyor gölgeden.

Burnumun direği sızlıyor gözyaşımdan. 
ha babam bağırıyor anadolu' dan efil efil bam teli.
karanlığıma üflüyor sesini, yalnızlık
hep aynı kelamda irkiliyor bakışlarım.

Korkuyorum, 
efendim: korkuyorum asaletinden.
yüzünü resmediyorum odamın duvarına, 
uykusuz...


acıdan geçtim güzelleştim


( bir meral oğuz gider ama bir başka meral oğuz gelmez, ne acı. Allah rahmet etsin. )

5 Nisan 2012

KASIMPAŞA

Şimdi öyle yanımdan kırıta kırıta, burun kıvıra kıvıra geçtin ya;
çok müteessirim, aman yandan...
Kasımpaşa kasımpaşa olalı, dilime hiç dolanmamıştır bu kadar. 
Alımına, çalımına kurban çirkin madam. 

hoooooppp, amaaan yaz gelmiş, çiçekler açmış, börtü böcük...
sorma ne ala zamanlardayım. Ayışığı denize vurmuş, sezen okumuş:

''ada vapuru yandan çarklı... "

kadehler dolmuş boşalmış, boşaldıkça dolmuş... oooppppsssss

Şimdi öyle eteklerini uçura uçura, kırıta kırıta geçtin ya yanımdan....

kasımpaşaaaaa...


acıdan geçtim güzelleştim

4 Nisan 2012

EY FANİ

Ay ışığı da değil ki seviştiğin güpegündüz.
Güneşe batmış bacakların ey fani,
aydınlandın mı?

İçine çek gökyüzünü grisiyle,
biraz daha büyüt ciğerlerini ağlayarak.

Ay ışığı da değil ki seviştiğin,
denize gövden kalmış ey fani,
yıkandın mı?


acıdan geçtim güzelleştim