Sol diz kapağım koşmaktan, sağ omzum yeni öğrendiğim şınav çekme tekniğini abartmaktan, midem neredeyse hiç yemek yememekten, kalbim aşksızlıktan ağrıyor genç ve "ay gözü yaşlı bakıyormuş; tümden gelip tüme varan insanlara" var mı böyle bi ihtimal yıvrım.
Sabah gözümü açtığımda, akşam adam akıllı sopa yemişim kadar ağrıyor sanki eklemlerim. Bak arkadaşım, bu yoğun sporu proteinle desteklemezsen olan kaslarında erir. GülSHEn' in kankası GülHEn olmak yolundasın diyeyim; sonra yatçan kalkçan yatçan kalkçan hooop ordasın. Yatçan deyince aklıma geldi, akşam olsa da yatsam :)
Sen şimdi "nedir arkadaş şuan bi altta duran, birazdan kaldıracağım okayiyamaşita kombamba?" diyorsundur. Bana haksızlık ediyorsun kuzum. Blogumu biraz detaylıca okursan, tam "okayiyamaşita kombamba" olduğumu ve bu durumun kalıcı hasarlar bırakacağını bilirsin, anlarsın, eşlik eder, alkış tutarsın. Hayır "up kaka up kaka up kaka" ya da "honku ponku torinos canına zırtbırt" olmadığıma duacıyım, önlemini amayıp bu sınırlarda dolaşanını da gördüm ben kuşum. Yok ben kuş değilim, hitap anlamında o. Yok yok benim kuşum da yok, evet yok. Bizim eskiden vardı kanaryamız. Annem babam pek bi severdiler de ben sevmezdim, çok ötüyordu, yalan rüzgarı' nı izleyemiyordum hayatım.
Bak bebe(Y)im, 35 yaşında bir adam olmuş olmam, alışveriş çılgınlığına kapılmama engel değilmiş. Zaten bütün kova burç yorumlarında, "efendice harcama yap bilader, hapı yutacaksın ya da sapı tutacaksın" benzeri yaklaşımlar mevcut ama "şu yaştan şu yaşa kadar olanlar için geçerlidir:" demiyor. Tamam şu japon sitil hırkayı da alayım, du şu gangam stayla dans figürleri cd sini de alayım, aaaaa bak bu ceket görünümlü hırka(yelek de olabilir) kaçmaz, ne zamandır arıyordum, Japon sitil bayım....
Hooffffffff
"Çelik dinleyin, çelik gibi sağlamlaşırsınız" deyip, bana olan sövgünüzde sizi haklı kılıyor, defolup gidiyorum. Ama o takım elbise defolu, yapmayın bunu, ayıp, ciddi bi markasın sen hayatım....
cem ben, dur lan o gömleği ben beğenmişştim...
Siyahın en koyu tonuydu ayrılık. Hiç utanmadan ve tek bi fotoğraf karesi bırakmadan gittiler dünyadan ölenler. cem ben..
28 Şubat 2013
27 Şubat 2013
ERROR
Service Unavailable
Error 503
Hani enerjisi çekilmiş, kolu bacağı zır zır ya da benzeri bi tempoda, bi kemençe ya da gayda eşliğinde üstelik... oooff, bağla cümleyi adam ya da kadın, insan, canlı, vs,..Error veriyor ve şu klavye başındaki şahs-ı muhterem servisi kullanılamıyor.
Bi ucundan tutup, avaz avaz küfretsem sesimin üstüne konan "biiip" sesi kapatır her şeyi de rahatlayamaz kalbim. En güzeli, sen bu eror mesajı eşliğinde, insan hafzalasına ilk düşen ve hayatı hedef alan küfürlerden karıştır ortaya, ımmmmmmm tatından yiyemesin gelen geçen, âlâ...
Hiç tanımadığı halde sesini duymuş da aşık olmuş ahizesine, cınım ne kadar öpülesi dudakların ve dahi sarışın bi aklın var. İlk eski bi şov programında tokatlamıştı beynimizi şovmenin teki. Bütün espirisini hiçe sayıp, o beyni nerden bulduğundan yanaydı merakım. Hala çözemedim kuşum, sizin orda satılık beyin var mıdır?
Eşek gibi içerim ben çayımı kahvenin peşi sıra, aman ne muallakta kalmış tokadı yemiş beynimin lezzet kapısı. Gel yavrum biz kendimizi yormayalım, bu yazıya noktayı burda koyalım...
Ha bir de ben verirsem Error 503 veririm, aşağısı kurtarmaz :)
Ha bir de ben verirsem Error 503 veririm, aşağısı kurtarmaz :)
cem ben, servis dışı
ABE
aynı teraneler
aynı çıkmazlar
abe aynı aymazlar
bre aynı doymazlar
canlaarr cananlaaaaaaaaaaaaarrr
haaaaaaaaaaaaayyy
huuuuyyyy
geçiyor hayat...
26 Şubat 2013
CİCİM-3
Ve saat 21:30 du cicim.
Sezen çalıyordu, çok tanıdık. Koca bardakla, durmadan su içiyordum; bir ''ah'' de yeter mi diyordu ahh! Sonra biraz daha ağır yanaştı yamacıma geçmiş. O dere çağladı ve ''pi'' sayısı henüz keşfedilmemişti sanki. Kaldı ki ben senin matematiksizliğine yandım bilsen.
Ahırdan bozma bi binada, ahırdan bozma bi aşkla ne çok seviştik biz senle. Çok pardon, bahsi geçen eylem (sevişmek) has aşkla yapılanıydı değil mi? Üstelik ben kaç zamandır bu kadar hüzünlü şarkıyı peş peşe dinlemiyorum biliyor musun cınım?
Bütün ağır kelimeleri yumuşatıp, ironiden bozma eğlencelere döndürdüm gözlerinde, mutlu ol.
Sonra antidepresandan kurtulmak niyetindeyim, iki günde bir içiyorum yine de iyiyim gibi. Ancak, Sezen çalmasa, geçmiş üstüme üstüme gelmese, unutmaya çalıştığım her şey bazı bazı kapımı zorlamasa her şey daha güzel olacak
mı?
ah kelimeler, gör bak nasıl tükenecekler akşamdan sabaha. Ve sabah sekiz akşam beş çalışan bir memura dönecek hayallerin. Eve gelip spor yapacaksın donuk bakışlarınla, yağsız salata ve tavuk ve yoğurt. Kahveden bile yoksun, bi elma sonrası yatak....
Şimdi, bu civarda olan herkes, bu oyun yazarları, bu aç kurtlar hepsi şahit tükeneceklere...
cem ben, Sezen çalıyor gayet normal cicim.
Sezen çalıyordu, çok tanıdık. Koca bardakla, durmadan su içiyordum; bir ''ah'' de yeter mi diyordu ahh! Sonra biraz daha ağır yanaştı yamacıma geçmiş. O dere çağladı ve ''pi'' sayısı henüz keşfedilmemişti sanki. Kaldı ki ben senin matematiksizliğine yandım bilsen.
Ahırdan bozma bi binada, ahırdan bozma bi aşkla ne çok seviştik biz senle. Çok pardon, bahsi geçen eylem (sevişmek) has aşkla yapılanıydı değil mi? Üstelik ben kaç zamandır bu kadar hüzünlü şarkıyı peş peşe dinlemiyorum biliyor musun cınım?
Bütün ağır kelimeleri yumuşatıp, ironiden bozma eğlencelere döndürdüm gözlerinde, mutlu ol.
Sonra antidepresandan kurtulmak niyetindeyim, iki günde bir içiyorum yine de iyiyim gibi. Ancak, Sezen çalmasa, geçmiş üstüme üstüme gelmese, unutmaya çalıştığım her şey bazı bazı kapımı zorlamasa her şey daha güzel olacak
mı?
ah kelimeler, gör bak nasıl tükenecekler akşamdan sabaha. Ve sabah sekiz akşam beş çalışan bir memura dönecek hayallerin. Eve gelip spor yapacaksın donuk bakışlarınla, yağsız salata ve tavuk ve yoğurt. Kahveden bile yoksun, bi elma sonrası yatak....
Şimdi, bu civarda olan herkes, bu oyun yazarları, bu aç kurtlar hepsi şahit tükeneceklere...
cem ben, Sezen çalıyor gayet normal cicim.
CİCİM-2
Cicim nerde kalmıştık?
Çok ilginç şeyler oluyor hayatımızda. Benim şaşıtılmış gözlerimle çektirdiğim vesikalıklardan daha trajik fotoğraflarla karşılaşıyorum bir çok mecrada. Misal, bi fotoğrafında Polat Alemdar hayranlığını sergilemiş şahsı muhteremin diğer bir fotoğrafında; dudaklar büzülmüş, öne doğru çıkartılmış, yatağa uzanıp kısık gözlerle objektife bakılmış. Hangi bünyede, yok pardon o bünyede nasıl bir ruh var inan anlayamıyorum. Eskiden belliydi bazı şeyler mirim, artık tenhada kimin kimi kıstıracağı tamamen muamma.
Herkese saygım var, aman nasıl insanların önünde eğilip hayranlığımı sergileyesim geliyor bir bilsen. Hatta mümkün olsa, anadan üryan gerçekleştirmek lazım eylemi de, felsefeni kime anlatacaksın be ustam. Oysa ben, "dünyevi her şeyden arınıp selamladım mükemmelliğinizi ey insan!" demek için çabalayacaktım. Bakırköy' de boş yer de yoktur şimdi...
Bebişim senden sonra bi alt yazıda bahsi geçen dere kenarına uğramadım hiç; deremi kurumuuuş, etrafı mı göçmüş bilemedim. Bildiğim tek şey, eksiyle eksinin çarpımı hala artı. Bütün konsantremle, eksilerden bi eksi daha çıkartmaya endeksli yaşıyorum. Lütfen, tasından suyun kaldırma kuvvetini, elmadan yerçekimini bulanlara inat eksileri çarpıp eksi çıkarttır bana dünya, hemi de aynı dere kenarında. Dere demişken, sen hiç açık havada öpmüş müydün beni, orda bile öpmedin mi cicim?
haaassss.......tttttt............
Kız çocuğu isimeleri biriktiriyorum hafızamda şekerim. Evli değilim, evlenecek de değilim, velhasıl çoluk çocuğa karışmama garantim mevcut çok şükür ama beni hayata bağlayacak bir şey olmalı. Olağan bütün insanlar kız çocuğum olursa adını şu, erkek olursa bu olacak gibi hayaller besliyorlar, benim de bir şey yapmam lazım be cicim, yoksa bu hayat sapı armağan edecek ellerime :)
Canım vb kelimelerin altını bu sefer çizmedim. Al beğendiklerinin altını, beğenmediklerinin üstünü bir de eksiyle eksinin çarpımını sen çiz, ben müsaadenle "cem ben, hebele hübele" yazıp gideceğim...
cem ben, hebele hübele ( yalanı sevmem, ne dediysek o :))
Çok ilginç şeyler oluyor hayatımızda. Benim şaşıtılmış gözlerimle çektirdiğim vesikalıklardan daha trajik fotoğraflarla karşılaşıyorum bir çok mecrada. Misal, bi fotoğrafında Polat Alemdar hayranlığını sergilemiş şahsı muhteremin diğer bir fotoğrafında; dudaklar büzülmüş, öne doğru çıkartılmış, yatağa uzanıp kısık gözlerle objektife bakılmış. Hangi bünyede, yok pardon o bünyede nasıl bir ruh var inan anlayamıyorum. Eskiden belliydi bazı şeyler mirim, artık tenhada kimin kimi kıstıracağı tamamen muamma.
Herkese saygım var, aman nasıl insanların önünde eğilip hayranlığımı sergileyesim geliyor bir bilsen. Hatta mümkün olsa, anadan üryan gerçekleştirmek lazım eylemi de, felsefeni kime anlatacaksın be ustam. Oysa ben, "dünyevi her şeyden arınıp selamladım mükemmelliğinizi ey insan!" demek için çabalayacaktım. Bakırköy' de boş yer de yoktur şimdi...
Bebişim senden sonra bi alt yazıda bahsi geçen dere kenarına uğramadım hiç; deremi kurumuuuş, etrafı mı göçmüş bilemedim. Bildiğim tek şey, eksiyle eksinin çarpımı hala artı. Bütün konsantremle, eksilerden bi eksi daha çıkartmaya endeksli yaşıyorum. Lütfen, tasından suyun kaldırma kuvvetini, elmadan yerçekimini bulanlara inat eksileri çarpıp eksi çıkarttır bana dünya, hemi de aynı dere kenarında. Dere demişken, sen hiç açık havada öpmüş müydün beni, orda bile öpmedin mi cicim?
haaassss.......tttttt............
Kız çocuğu isimeleri biriktiriyorum hafızamda şekerim. Evli değilim, evlenecek de değilim, velhasıl çoluk çocuğa karışmama garantim mevcut çok şükür ama beni hayata bağlayacak bir şey olmalı. Olağan bütün insanlar kız çocuğum olursa adını şu, erkek olursa bu olacak gibi hayaller besliyorlar, benim de bir şey yapmam lazım be cicim, yoksa bu hayat sapı armağan edecek ellerime :)
Canım vb kelimelerin altını bu sefer çizmedim. Al beğendiklerinin altını, beğenmediklerinin üstünü bir de eksiyle eksinin çarpımını sen çiz, ben müsaadenle "cem ben, hebele hübele" yazıp gideceğim...
cem ben, hebele hübele ( yalanı sevmem, ne dediysek o :))
CİCİM
O rüyadan hemen sonra uyandım canım. Belki de bi zaman sonra uyanmışımdır, uzun bir zaman da olabilir, bilirsin saatlerce sürmüş gibi gelse de rüyaların süreleri 3-5 saniyedir. Sonra kalp atışım hızlanacak, telefonuma sarılacaktım, bir de küfrederdim uzun uzun da, olmadı. Sükûnetimi irademin dışında sağladım, alnımdan öp beni minnoşum.
Çocukluğumda hoppidi hoppidi tozlu yollarda koşuyordum, ki biraz yanı çimenlikti hep, tepedeki çimenlik diye bir şarkı vardı, bulutsuzluk özlemi, açayım.
O derenin yanında ders çalışırken, hiçbirimizin kafasında kurdelalı tatil şapkası ve kulağında papatya yokken, açken, elin eline değmişken, eksiyle eksinin çarpımının artı olduğunu umursamadığımız dakikalar başlamışken, aydınlıkta sevişemiyorken.... offfff cınım, o an, aşkın aklıma tecavüzüdür matematiğe olan soğukluğuma sebep. Yoksa nasıl severdim sayısal dersleri, hala severim ve en yüksek notları sayısal derslerden alırdım. Üçgenin iç açıları toplamını, yani 180 i severdim en çok. Hatta belki bu yüzden, en güzeli geometriyi anlatmaktı sana...
OOOğğğğğ, nasıl bi kabustu o gördüğüm, ama şaşkın uyanmadım sırrım; durgundum, dalgalanmadan durgundum ve aşık değildim. Düşünsene bebe(Y)im, bu sabah aşık olmadan uyandım. Ohhhh, ne büyük zevk.
Ondan sonra, onbirden biraz önce gözlerimi şaşı yapıp vesikalık fotoğrafımı çektirme hastalığına yakalandım kuzum. Düşünsene, instagrama ekleyip takipçilerimi korkutacağıma dair bi fantazi bile yetiştirdim gövdemde ( gövdemi öpeyim, kelime pek öpülesi lakin). Ve o fotoğrafa gelen bütün yorumlar tebessüm yüklüydü, neredeyse kimseyi korkutamadım çiçeğim. Bu nasıl bi mükemmelliktir ki kimseyi korkutamıyorum, üzgünüm.
Hadi cicim, şimdilik benden bu kadar.
cem ben, varın halimi siz düşünün :)
Çocukluğumda hoppidi hoppidi tozlu yollarda koşuyordum, ki biraz yanı çimenlikti hep, tepedeki çimenlik diye bir şarkı vardı, bulutsuzluk özlemi, açayım.
O derenin yanında ders çalışırken, hiçbirimizin kafasında kurdelalı tatil şapkası ve kulağında papatya yokken, açken, elin eline değmişken, eksiyle eksinin çarpımının artı olduğunu umursamadığımız dakikalar başlamışken, aydınlıkta sevişemiyorken.... offfff cınım, o an, aşkın aklıma tecavüzüdür matematiğe olan soğukluğuma sebep. Yoksa nasıl severdim sayısal dersleri, hala severim ve en yüksek notları sayısal derslerden alırdım. Üçgenin iç açıları toplamını, yani 180 i severdim en çok. Hatta belki bu yüzden, en güzeli geometriyi anlatmaktı sana...
OOOğğğğğ, nasıl bi kabustu o gördüğüm, ama şaşkın uyanmadım sırrım; durgundum, dalgalanmadan durgundum ve aşık değildim. Düşünsene bebe(Y)im, bu sabah aşık olmadan uyandım. Ohhhh, ne büyük zevk.
Ondan sonra, onbirden biraz önce gözlerimi şaşı yapıp vesikalık fotoğrafımı çektirme hastalığına yakalandım kuzum. Düşünsene, instagrama ekleyip takipçilerimi korkutacağıma dair bi fantazi bile yetiştirdim gövdemde ( gövdemi öpeyim, kelime pek öpülesi lakin). Ve o fotoğrafa gelen bütün yorumlar tebessüm yüklüydü, neredeyse kimseyi korkutamadım çiçeğim. Bu nasıl bi mükemmelliktir ki kimseyi korkutamıyorum, üzgünüm.
Hadi cicim, şimdilik benden bu kadar.
cem ben, varın halimi siz düşünün :)
25 Şubat 2013
CİDDİYE ALMAYINIZ...
Ağaç yaprakları düşüyor; pat paat pat. Üstelik çam ağacının yaprakları düşen. Yaprağı yok deme, iğne yapraklılar sınıfındadır kendisi.
Kış ortası, ihtimali yok kavak ağacının yaprağı ile fantazi yaşamanın. Mevsim çoktaaaann döktü yapraklarını geçen sonbahar. İyi oku son cümleyi, mevsim ve geçen sonbahar arasındaki çelişkiyi fark et ve saldır beynime. Değil in Deyil olmadığı kadar gerçektir Beyinin Beğin olmadığı da...
Sonra ihtimal ya, kar yağar, yapraksız ama çiçeği kışın sonuna yakın açmış ağaçlara. Gece sıcaklığı sıfırın altına düşer de donar meyveleri ve bu yaz sevişemeyiz çilek gibi erotik meyvelerle. Kaldı ki çilek ve yaprak-çiçek arasında hiiiç bir bağlantı yoktur.
-Acaba sen, bi çilek bahçesinde kayboldun mu hiç?
Bir saniye, telefonum mu çalıyor tam duyamadım üstelik bu yazının neden sonra "italic" olduğundan bihaberken ve sevmediğim bi şarkıcı şarkı söylemeye çalışırken alttan alttan...
Şahane manzaralarım vardı ve halka arz etmiştim bütün fotoğraflarımı. Sonra kendime döndü objektifim de durmadan bedenimi sergiledim fotoğraf sergilerinde...
Komşularrrrrr, et pazarına dönmüş aklım biçare...
Siz hiç, kışın yaprağını dökmeyen iğne yapraklı ağacın yaprağıyla vedasını dinlediniz mi?
ben dinledim...
cem ben, ciddiye almayınız beni.
Kış ortası, ihtimali yok kavak ağacının yaprağı ile fantazi yaşamanın. Mevsim çoktaaaann döktü yapraklarını geçen sonbahar. İyi oku son cümleyi, mevsim ve geçen sonbahar arasındaki çelişkiyi fark et ve saldır beynime. Değil in Deyil olmadığı kadar gerçektir Beyinin Beğin olmadığı da...
Sonra ihtimal ya, kar yağar, yapraksız ama çiçeği kışın sonuna yakın açmış ağaçlara. Gece sıcaklığı sıfırın altına düşer de donar meyveleri ve bu yaz sevişemeyiz çilek gibi erotik meyvelerle. Kaldı ki çilek ve yaprak-çiçek arasında hiiiç bir bağlantı yoktur.
-Acaba sen, bi çilek bahçesinde kayboldun mu hiç?
Bir saniye, telefonum mu çalıyor tam duyamadım üstelik bu yazının neden sonra "italic" olduğundan bihaberken ve sevmediğim bi şarkıcı şarkı söylemeye çalışırken alttan alttan...
Şahane manzaralarım vardı ve halka arz etmiştim bütün fotoğraflarımı. Sonra kendime döndü objektifim de durmadan bedenimi sergiledim fotoğraf sergilerinde...
Komşularrrrrr, et pazarına dönmüş aklım biçare...
Siz hiç, kışın yaprağını dökmeyen iğne yapraklı ağacın yaprağıyla vedasını dinlediniz mi?
ben dinledim...
cem ben, ciddiye almayınız beni.
DOST OLDU
Önce anlamını yitirmiş mazeretler arayıp kaçmayı denedi; başı ağrıyordu belki ya da antidepresanın etkisini atamıyordu üzerinden, bi tarafı yeşil bir tarafı sarı mıydı o ilacın? Ve uykusu vardı... Gitmeseydi, gelmeseydi, kalmasaydı, pasta kesilirken alkışlamasaydı, tokalaşmasaydı, öpmeseydi... Öylece, ilacının etkisiyle, yarı uykulu yatak odası sarhoşu olarak devam etseydi tatiline.
Anlamını yitirmiş mazeretlere sığınıp, olması gereken her şeyi silseydi bi çırpıda ve yalnızlığına sığınsaydı, şimdi mutsuzdu, ama yapmadı, bi çırpıda dağıtıp aklını düştü yollara; dost oldu, alkış tuttu, sıkıca sarıldı, tebrik etti, pastasını yedi, tekrar tebrik etti, piste attı kendini, içmediği halde sarhoştu, mutlu oldu, sarıldı tebrik etti yine yine yinee. İki günde bin kilometre yol katetti, tebrik etti, mutlu oldu, dost oldu ve döndü.
Anlamını yitirmiş mazeretlere sığınıp, olması gereken her şeyi silseydi bi çırpıda ve yalnızlığına sığınsaydı, şimdi mutsuzdu, ama yapmadı, bi çırpıda dağıtıp aklını düştü yollara; dost oldu, alkış tuttu, sıkıca sarıldı, tebrik etti, pastasını yedi, tekrar tebrik etti, piste attı kendini, içmediği halde sarhoştu, mutlu oldu, sarıldı tebrik etti yine yine yinee. İki günde bin kilometre yol katetti, tebrik etti, mutlu oldu, dost oldu ve döndü.
cem ben, o gün mutlu olan cem
22 Şubat 2013
BU KADAR
"Bak bu şehrin yollarına gül dökeriiiimmmmm" kadar, hatta "bu şehrin..." kadar ve hatta o kadar çok ki kafamdaki sığlığı hayallerimin. Daha ötesi... pardon, ucuz ve pespaye ve parya ve pejmürde ya da bildiğim bütün entelektüel ve dağınık ve perişan anlamını yükleyebileceğim kelimeler kadar...
Neresinden tutsam mahalle ağzına dönüyor karalamalarım, öyle ucuzlaşıyorum ve öyle beş paraya satılamayacak kadar kaybediyorum ki vücudumu, aklımı, bakışlarımı, sana olan aşkımı... Çok ucuza gitti, bilmem kaç yıldır, tenhada biriktirdiklerim; kendi adıma, arkadaşlık adına, aşk adına.
Bak, bir de haymatlos bi adamın ezikliği var gövdemde. Oysa mavi, oysa adımın ve soyadımın olduğu, oysa bu ülkenin bana verdiği, en gururlu en saf, en olağan hakkım elimdeyken, vatandaşken, çimlere basmayan bir vatandaşken ve yerlere çöp atmayan, sigarayı bırakan, alkolü antidepresan kullandığı için içemeyen vs.
Ve;
çok acayip rüyaları olan, kirpilerin saldırısında kaybeden olan, uçurumları olan, aynı uçurumlarda düşen ama yuvarlanamayan, evriminde kaybolan, sığ, yalnız, boş, kof, akılsız, saçma sapan ve delilik civarında, dehanın kardeşi olmayan delilik, sanki doğuştan.... ben...
cem ben, bu kadar
Neresinden tutsam mahalle ağzına dönüyor karalamalarım, öyle ucuzlaşıyorum ve öyle beş paraya satılamayacak kadar kaybediyorum ki vücudumu, aklımı, bakışlarımı, sana olan aşkımı... Çok ucuza gitti, bilmem kaç yıldır, tenhada biriktirdiklerim; kendi adıma, arkadaşlık adına, aşk adına.
Bak, bir de haymatlos bi adamın ezikliği var gövdemde. Oysa mavi, oysa adımın ve soyadımın olduğu, oysa bu ülkenin bana verdiği, en gururlu en saf, en olağan hakkım elimdeyken, vatandaşken, çimlere basmayan bir vatandaşken ve yerlere çöp atmayan, sigarayı bırakan, alkolü antidepresan kullandığı için içemeyen vs.
Ve;
çok acayip rüyaları olan, kirpilerin saldırısında kaybeden olan, uçurumları olan, aynı uçurumlarda düşen ama yuvarlanamayan, evriminde kaybolan, sığ, yalnız, boş, kof, akılsız, saçma sapan ve delilik civarında, dehanın kardeşi olmayan delilik, sanki doğuştan.... ben...
cem ben, bu kadar
PARÇALI BULUTLU
Koyu bi mavi olsa, siyah olmasa da razı olurdu ağırlığına. Hani o sis düşmese aklının eteklerine, yağmura özlem duyarcasına alnına vurmasa sis, her sabah kırağı olmasa karşı bahçede....
Sonra hayat hep ihtimaller denizinde boğulmasa, hayat boğulmasa, hayat boğmasa, rahat bıraksa senaryo bizi. Vicdaaann, ah vicdann zor zamanda, zor cevabı olan sorular sorma, suss, şşştttt...
Demir parmaklık var güneşe açılan bütün pencerelerde. Sezen eşliğinde, daha kısa paragraflarla dinliyoruz hayatı, yazdığımız da oluyordur elbet. Ah hayat hep kısa paragraflarda boğulmasa, umut olsa, umut hep olsa, umut bizi unutmasa...
Şimdi yolculuk vakti, bütün yolculuk öncesi kar yağacağı ihtimali dillendirilir televizyonlarda, Sezen eşliğinde dinlerim kar haberlerini güneşe açılan pencerelerinde kalın demir parmaklıkları olan o evde. Sigara yakarım hayali, kahvemi yudumlarım bu gerçek ve bavulumu alır düşerim yine yollara; kısa paragraflar eşliğinde ve siyah ve sis ve kırağı karmaşasında....
Ve noktalı virgülü hep severim; en çok yollarda, en çok çıkmazlarda, en çok karanlıkta, devrik cümlelerde, satır başlarında vs.
cem ben, parçalı bulutlu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)