31 Aralık 2012

ON KIRMIZI DON

Bu noel sabahında sizlere söz ve müziği Sezen Aksu' ya ait olan (ŞU) şarkıyı dinlemenizi tavsiye ediyorum.  Grubun solisti Mithatcan Özer, kendisi Sezen Aksu' nun oğlu olur. Yalnız Sezen manyaaa olduğum için demiyorum şarkı pek güzel, özellikle sözlere dikkat.

Yeni bir yıla nasıl başlarsan öyle gidermiş, peh...   Oysa ben 2012' ye bu göbekle başlamamıştım misal ya da bu kafayla, sonra beyaz saç sayım daha azdı, ben daha azdım :)))  hem bu kadar yakışıklı da değildim, gün geçtikçe daha yakışıklı oluyorum ben, aklım da başımdan çıkıyor sanki. Aptallaşıyor muyum lan ben? Parfümümü de değiştirdim ayrıca, şimdi kokusu burnuma gelince yazayım eksik kalmasın dedim de, hani yeni yıla nasıl başlarsam öyle gidecektim, ben yeni yıla bu parfümle de başlamamıştım. Sonra yeni yılın ilk günleri saçlarım daha sıktı, gözlerim daha güzel, kirpiklerim daha Türkan Şoray kirpiğiydi. Dudaklarım daha dolgun, boynum daha dik, kollarım daha az kaslıydı :)) Yalaannnnn, yeni yıla başladığın gibi gittiğin şeysi koca bir yalaannnn nalaannn, de get nalannn ya da oofff aman nalann. Öyle biri vardı bi ara değil mi?

hoooooouuuffffffff, güzel bi şarkı söyleyin de dinleyeyim yaaaa. Bak popüler şarkılar söylemeyin kızarım, küserim bi daha da konuşmam. Bu konuda en istikrarlı seçimler Ebru' nun blogunda.  

Kulağım ağrıyor sanki, du bi durup dinleyeyim ağrıyor mu gerçekten? evet, ağrıyor ya işte.

Ben bu akşam düzenlediğim noel partisinde yalnız takılmayı düşünüyorum, tek davetiye bastırdım ve onu da kendime verdim çünkü. İsteyen olursa buyursun diyeceğim ama cıksss, yalnız kutlayacağım ben yeni yılı....

Bi yıla nasıl başlarsan öyle mi giderdi, hastiiiirrrrr...

cem ben, noel glmiş neyime anam anam garibem.

(MUTLU YILLARR GENÇLİK )

29 Aralık 2012

MAŞALLAH

Bak o zor bi soru, öyle bi hamlede cevap verilecek kadar sıradan da değil. Bir de her -de ya da -da eki ayrı yazılmaz.  Kel alaka cınım.

Cumartesi akşamı ve şehvetin doruğuna çıkmış ve dahi sevişmeyi ticari bir amaç için yapan bi fahişe...... hebele hubele...

Ellerim, ayaklarım, ayakta öhüm öhüm... Böyle tekerlemimsi söylemlerimiz vardı gençliğimizin bi evresinde.

amaaaaaaaaaaaaaaaaaannnn, dibine vurmuşum dünyanın, 2013 gelsinde kapı aralığında kendisiyle sevişsem diye beklemedeyim. Benimsin 2013, evinin 2013 üsün artık...

hadi ben çerez eşliğinde kahve olayına gireceğim 2012 yılının son gününe dek, o gün kahve de bi değişiklik yapabilirim sadece, çereze devam.

foto ekleyeceğim var mı arkadaş. Yok mu, itiraz eden yok mu?

eklemiyorum o zaman, işin içinde inatlaşma yoksa kalsın.

hadi eyvallah ki ben cem, gereksiz bi adam değil elbette, koca bi altın külçe kadar kıymetli en az, maşallah.


28 Aralık 2012

YIKIL KARŞIMDAN

Şiir yazdım ben kuytu bi köşede; okumam, okutmam. Kafamı sallıyorum klavye başında bi piyanist ya da Arif Sağ gibi. Çok....  çokk  çoookkk...

Ben kimim?

Parmaklarımm, biri parmaklarımı hapsetsin, biri kalbimi hapsetsin, biri aklımı hapsetsin, biri beni hapsetsin soyut bir hapishaneye. Biri gözlerime baksın, anlasın, tanısın, elini uzatsın, yardım etsin, sormasın, sorgulamasın.

Elimde bi Cuma var; parça pincik, çer çöp ya da...

Huzur var, huzur mu o?

hoooooooooooooooooooooffffffffffffffffffffffffffffff .. bu offf tan daha etkilidir kanımca, "h" harfi orda pekiştirme görevi görüyor, aaağğğğşam olsa da eve gitsek in pekiştirmesi o :)

"Yavrum o nasıl bi uyku hali, 10:30 da uykuya daldın ve 7 de kalktın hala ne uykusu. Tamam gece 3-4 kez uyanmış olabilirsin fekat yeter da, yeter. boşal da semerini uyu, yuh" bu cümlenin ya da cümlelerin tırnak içine alınma sebebi yazıdan bağımsız olmasıdır. Bu edebiyat dünyasını sarsacak nitelikte, kaliteli başyapıt adayı yazıda ancak tırnak içinde anlatılabilirdi o cümle, parantez hatta köşeli parantez de olabilir. Bilmem olmayadabilir. bu olmayadabilir nasıl yazılır ki; olmaya da bilir olabilir mi?

Bak evladım, dua ettin ve parmaklarını hapsetti biri soyut bi hapishaneye. Laf olsun torba dolsun seninki evladım, soyut hapishaneni aç kurtlar bassın emi...

yıkıl karşımdan...

cem ben, kan grubum 0Rh(+), boyum 174-175 civarı, kilom 67-68 di en son, ama göbek yapmış olabilirim. Sonra kahve tonlarında saçım (arada bir kaç beyazıyla ) ve aynı tonda gözlerim var. Bronzlaşsa çok çekici olabilecek bi de cilde sahibim ahahahahaha, eşekler kovalasın beni :)

27 Aralık 2012

ÇEKİLİŞ HAYALCİSİ

Ben bi çekiliş yapacağım. İsimlerinizi yazıp, kırmızı kadifeden yapılmış bir keseye atarım herhalde. Ödül olarak bi boşluk verebilirim, bi es belki, yalnızlık da olabilir, seçersiniz artık. Benden başka bi ödül çıkmaz.

Yapmayın bunu, çekiliş yapıp parfüm dağıtmayın misal ya da ruj, o, bu vs.  ya da yapın banane, her haltın doğrusunu bilen ben miyim ki hiç bi haltım doğru değil falaaaannn fişmekann.

İçimden kahverengi resimler geçiyor, insanları insan gibi değil, daha çok efkarlı dağları misal. Ve ben onları kağıda dökmek istiyorum da olmuyor, yazamıyorum. Sonra "yazamıyorum" dedikçe sıradanlaşıyor bütün cümleler ve dahi bütün cümleleri katarak kurduğum aşağılayıcı söylemler. Hava kaçıran bi balon gibi zaman, patlağını bulamıyorum.

Sabah ŞU şarkıyı açmasaydım, bugün aciz olmayacak(tı) söylemler. Anlaşılmaz bi paragraf, olmadı şiiri anımsatan iki mısra belki ya da susardım, yazmazdım.  Oh ne büyük eksiklik dünya için!..

ya da ben o şarkıyı hiç dinlememiş gibi davranayım, en azından burada.

Olmadı, istediğim gibi olmadı, istediğim kadar acıtmadı. Şiir olsaydı, O. Veli olsaydı, sabah sabah ağlasaydı biraz daha şarkılar, daha az konuşsaydı...

ya da sadece baksaydı...

cem ben, çekiliş hayalcisi.

26 Aralık 2012

RÜYA DEĞİL

Şu takıldığın yerden bi kurtarabilsen kendini... 

Bi hafta yetmedi, aynı saydam duvardan atlayıp birbirinden bağımsız yeni hayatlara dalmaya devam etmeliydi. Bak bak yine üşüşüyor üstüme düşünceler ve içten içe titriyorummm. Oysa sıcak ve hatta terliyorum hafiften ama titriyorum.

Daire şeklinde bi oka basıp duruyor aklım; yeniliyorum sayfayı.. yeniliyorum yeniliyorum, yenik bi aklın kölesi oluyorum. Heyhattt, çek al silüetini gözlerimden ve dahi aslına da çekti aklım siktiri, pardon s.kt.r...  

Üşüşüyorlarrr, üstüme üstüme geliyor hayallerim, gözlerim kapanıyor da uyuyamıyorum. Rüyalarım tekrar, rüyalarım esas duruş, rüyalarım kan, kaçak, eksik, yalnız, yitik, bi....

Yeni kaldırımlarım var çıkmaz sokaklarda, bağdaş kurup tarihine kuruluyorum. Ağzımda duman, elimde sigara yok, üşüyorum, montumu çıkartıp biraz daha üşümeyi seçiyorum.


Şehirlerrr çalıyor kapımı, gri yeşil mavi şehirler ve en çok karadeniz sarılıyorum, yeşilini öpüyorum, mavisine dalıyorum. Rüya değil,
rüya değil. rüyalarım kaçak, rüyalarım kayıp, rüyalarım....

Gelip geçemeyenler var karşımda. Bakıp kalanlar, durup gitmeyenler...

Sesim var, sesim yok
gece
alabildiğine gece zaman ve zaman yalancı, riyakar, fahişe....

cem ben, küfürbaz

25 Aralık 2012

DAHASI YOK

"Günaydın" dedim bu sabah rüzgara, hem de nasıl bi rüzgar ve günaydınlar artık karanlık. Biraz daha ağardığında gördüm pembe bulutları, "ah yanaşıp nasıl sevişilir deniz üstü pembesiyle" dedi şeytan. Oysa vahşi cinsellikten bağımsız, şefkatli bi söylemdi bu, huzur gibiydi daha çok. Montumdan kurtuldum ve ceketimi, ve kravatımı, ve saçlarımı savuruyordu rüzgar. Kollarımı açsam yeni doğan güneşe doğru, Hollywood filminden bi sahne çalmış kadar utanabilirdim, bu aşikar. Ah yeşilçammm...

Sonra olmayacak bi şarkı çalıyordu, az önce değdi kulağıma. Ben o şarkıdaki sözleri bi zaman öncede bırakmıştım oysa.  Kaldı ki, bazı hayallerde ki asıl kahramanlar, gerçeğin farkında değiller gibi asla. Öyledir, ötesi yan yana olurdu  bazı bedenler bu da aşikar..

Son zamanlarda daha az resim çekiyorum. Dost sohbeti ya da oturup o manzarayı seyretmenin daha keyifli olduğunu düşünür oldum ya da yaşlanıyorum, ki 35' e ne kaldı...

"Sadece yazmak için yazıyorum" gibi bi hissiyatın içindeyim şuan. Şu satıra kadar yazdıklarım, bi çöp bidonuna sıkıştırılmış sebze meyve artığı gibi. Kağıt gibi değil, poşet gibi de değil, belki biraz ölü hayvan leşi ama daha çok sebze meyve artığı. 

Dün gün boyu sadece ilaç için su içtiğimi fark ettim ki, çok severim su içmeyi. 

Dahası yok....

Cem ben, bi sakinliğin ortasında.

24 Aralık 2012

HADİ HOPPA

Şimdi o güneşe aldırmamak lazım, zaten o yüzden giyindim diz üst montumu. Sonra izin dönüşü memur Kemal Sunal ya da İlyas Salman kıvamında takılıyor olabilirim, ki ben koskocaaaaaa..... zzzzttttt

Gelene çikolata ikram ettiğim de doğrudur, ıslatmak gerekiyor ya, çikolatayla ıslatalım dedik icabında. Buyrun, bademli, isterseniz...

Ezanı şerifin kıraat olunduğu, bu esnada benim harıl and the harıl çalıştığım da doğrudur. Suçumu kabullenmek gerek malum.

Yaz saati uygulamasının, dolayısıyla yazın aklıma düştüğü alakasız gelebilir elbet, lakin burdan bakınca dünyada alaka kuramadığım onca şey de benim dibimden ayrılmıyor, ona ne demeli. Hem durup durup motorlu taşıtlar vergisi ödediğime dair bi kazık var münasip bi yerimde.

Neresi mi?
..:))))

Ayrıca midem patlayacak gibi olmasa bi bardak kahve daha içebilirdim de, bu -yapabilirdim, -edebilirdim söylemleri direkt gaza getiriyor muhalif tarafımı; heyyy bana bi kahve please.

Pardon, sizden ricam isimsizlerin yorum yapmaması yönünde, çünkü isimsiz kahramanların varlığına inanmıyorum dostum. Tamam, istesem ben de yasaklayabilirim ama yasakçı zihniyet bünyeme zarar adamım...

Bi saniye ya ben de "çişim geldi" desem, önce taşlanıp sonra el üstünde tutulabilir miyim acaba?
ama gerçekten çok insani....   amaaann, neyse işte...

cem ben, hadi hoppa.

23 Aralık 2012

BELKİ

Gecenin bu vakti, uyumak yerine bi kahve yapıp, soğuğa aldırmadan seyrederek denizi, dumanını üfleyebilirim   gökyüzüne. Yanında Sezen de dinleyebilirim ya da bıktırmamak için rastgele bi şarkı açarım, belki...

Geceden bağımsız komşu edinirim, beş çayı tertipler, kahve ikram ederim, dedikodu yaparım belki...

Hatta annem kadar temizliğe adarım kendimi, sabahın körü çamaşır makinesini çalıştırırım, halıları silerim yaşlanana kadar, belki...

Ya da babam kadar, o kadar... belki...

Uzun yollara düşerim, çamura batarım, kirlenmek güzeldir demez annem, babam belki...

Gaza basarım en sert virajlarda, kaygan yolda biraz daha gaz, bariyerlere göz kırparım da arabaya kıyamam, belki..

Gecenin bi vakti, ben yine de Sezen dinlerim ki, vazgeçmek yakışmaz gövdeme. Sarı odalar iyidir ya da iyi midir? belki...

Ve dişlerimi fırçalarım en olmayacak zamanda da, kahvenin tadına yabancılaşırım, sonra hayatın tadına ve en son tatma hissiyatımı kaybederim de bi duyum azalır ne çare...

Sonra Sezen çalar, ben alır başımı giderim efeleri gibi, belki...

Ve yeni korkular yetiştiririm kış kıyamet; sera, sabit sıcaklık v.s.

(TIK)

cem ben, belki...

21 Aralık 2012

KAR YAĞIYOR HAYATA

Kar yağıyor batıdan Türkiye' ye. Fotoğrafını çekemiyorum dünyanın telefonum kıymetli. Ah ne aciz  ve dünyevi hayatlar, ah ne aciz ve dünyevi değerler, önemler, önemsenenler.

Kar yağıyor batıdan hayata. Toprak beyaz, ağaç beyaz, hayat beyaz, saçlarım biraz ve arabam (artık ) beyaz kardan bağımsız. Sezen çalıyor sabahın bi körü kuytu bi büfede ve kar yağıyor yollara, yüzlere, yüzsüzlere.  ve ben, ve sezen' le ve kapanıyor yollar, ah ne çare...

Aslında mutluymuş o, hayallerini kurduğu şeyden vazgeçip yeni bi hayale dalmış ve dahi sahip olmuş belki ama...  Bütün hayallerini o beyaz, o dört teker, o arabaya sığdırmış.

(Pardon, Sezen aksu - vazgeçtim- tekrar play...)

Sabah yolculuk vakti, sabah yine kar yağacakmış batıdan Türkiye' ye, sabah yine kar yağacakmış toprağa, yola, arabaya, hayata, hayallere...
Sabah belki de...

cem ben, görüşmek üzere...

17 Aralık 2012

YARADAN SADECE SEYREDİYOR DÜNYAYI

O insan değil; başı ağrımaz misal, pazartesileri bile sever, aşık olmaz, aşkı aramaz, çok yemez, çok içmez, sarhoş olmaz, çok gülmez, çok konuşmaz, sevmez, sevilmez...

O insan değil; kanatları çıkar ihtiyaç halinde, tavuk gibi değil görsen nasıl uçar pır pır, yok biraz daha ciddi ve asil bi uçuş bu, pır pır değil. Sonra gözleri parlamaz denizi görünce ya da...

O insan değil, kalbi sadece kan pompalar ki kanı var mı muamma. Özlemez, özgürleşmez, tutulmaz, bırakılmaz vs

En sevmediği ortamdan giderken bile üzülen insanlar da var bilir misin?
Hayatını renklendirmeye çalışırken acı çeken, sebepsiz yere başı ağrıyan, durmadan mutsuzluğa itilen, durmadan itilen, durmadan....

itilen, aciz, acılı...

Yaradanını sadece seyrettiği, sadece seyrettiği ve belkide huzur içinde yuvarlanıp farkına varamayan, itilen, acizz...

O fazla insan, kul, aciz kul, sadık, çok sadık ki dünya acımasız...

Cumaya meyletmiş bi pazartesiden bile memnun olamayan, bi noktada takılıp kalan ve noktasını elinden alanlarr, alan, yaradan...   seyrediyor yaradan dünyayı...

Bu şehrin en işlek caddesinin arabalarına aldırmadan kaldırımından yola çıkıp, ağlayarak, koşarak, yağmura, denize koşarak pazartesiye küfretmek var, sana bana ona dünyaya küfretmek var, her şeyi var ama neyin olmadığını bilmeden olmayana küfretmek, koşmak yağmura karışarak koşmak, küfrederek, yüksek sesle, soyunarak, ağlayarak ve olduğu yere yığılarak koşmak...

yaradan sadece seyrediyor dünyayı, bu sınavda da başarısız o, robot değil o, insan değil o, başarısız, aciz, sıradanlaşamayan kahrolası...

cem ben, seyirlik adam.