3 Eylül 2012

SERİ MAKTUL

Rüyalarımı seri katiller yazıyor gibi
ve seri maktülü oynatıyorlar bana her gece;
dirilip öldürülüyorum başka başka silahlarla.

Aynı derede yakalıyorum olağandan çok daha büyük cansız balıkları,
aynı hayat çizgilerinden atlıyorum kaldırımlarda
farklı aşklarda, aynı doğum tarihlerini buluyorum.

uyuyabildiğim nadir zamanlarda,
seri katiller öldürüyor uykularımı
gözümü açıyorum başka mekanlarda.

Farklı aşklarla uyanıyorum her sabah belli belirsiz
aynı eşikten atlıyorum gibi gün boyu çarpık gözlerimle
başka bedenlerde aynı tadı arıyorum.

rüyalarımı seri katiller yazıyor gibi bu ara
kısa metrajlı bir film gibi etkileyici oluyor hep uyanışlarım
dirilip seri katil oluyorum başka hayatlarda.

rüyalarımı seri katiller yazıyor bu ara
Durmadan öldürülüyorum soyut mekanlarda
sonra dirilip balıklar tutuyorum
suyu olmayan gölet ya da şelalelerde
....


cem ben, seri maktül

EEEEEEEEEEEEEEEEE

Yorucu bir hafta sonu ve uykusuz geçen bir küsür ayın sonrası ( hey sen, pis pis gülme ) bitap düşmüş, düşmemişse de düşmesine ramak kalmış bir adam var karşınızda.
-Bakayım, gözlerim kapanıyor yahu, demek ki var bi düşme durumu :)

Güzel bir hafta sonuydu ve tam benlik, bir uçtan bir uca duygular ; ayrılık, acı, mutluluk, aşk?, nefret, ihtiras, korku, macera, fırtına, rüzgar ve dahası..:)  e sonra pazar geldi lanet olası ve hatta pazartesi.

"Karadenize karşı kahvaltı misss" demiş miydim? dediysem de burda dememişimdir, ama öyle. Sohbet mis, bakışlar mis, aşk yok henüz ama şefkat mis, ben mis, hayat mis.

Yahh mis gibi olmuşuz işte, mutluluklar daim olsun inşallah, dost-düşman, eski-yeni herkes için.

Aynı dili konuşmak güzeldir, aynı müzikleri dinlemek, hayata aynı pencereden bakmak... güzelmiş, bildim.

Uykum var, saçmalamaktan öteye de gitmez yazılanlar şimdi. O zaman ne diyoruz ; Karadenizde kahvaltı misss  :))

Siz yine de sevin beni; abi, kardeş, arkadaş, dost ya da içinizden geldiği gibi. Bi kişinin inisiyatifine bırakmayınız  :)


cem ben, cem ben, cem mişim ben, ben cem miyim?, ben cem değilim, adım cem değil, sahte bu, gerçek adım cemalettin, sahne ismi olarak kullanılamayacağı gibi blog ismi olarak da kullanılmaz :), cemalettin' den dönme cem ben, bana biri bi çay söylesin ya da kahve, aaa frappe de olurr Pandora :), ulan gitti aşureler, o makarna da çöpe gitse bitmişti her şey, pazartesi ne gıcık gün, uykum hala vaaaaaaaaaarrr

eeeeeeeeeeeeeeeeee

ŞARKI(MIZ) . bu şarkıyı dinlemeyen, dinleyip sevmeyen ve bunu bana belli eden gözüme gözükmesin bak :))

1 Eylül 2012

SEVGİ ARSIZI

Yalnız ben gece bi sessizlik duydum, sonra bir acı ciğerimde, sen de duydun mu?
Ki sanmam, ucuz kelimelerin var onlarla sevişiyordun kesin, bir de dünyevi ihtiraslarınla belki.
Seks sırası Sezen çalıyordu yine avaz avaz, eksik kalan duyguyu tamamlıyordu.

Aşk var mıydı dün gece sizin oralarda ey sevgili!
Misal öperken dudaklarınızı,
ya da boynunuzu...
Aşk var mıydı dün gece sizin oralarda sevgili!

Yalnız ben gece bi sessizlik duydum ve yeni bi ten değdi belki tenime ya da tenine
A pardon sizin önceliğiniz başkaydı,
kim takardı yeni birileri girmiş yüreğime.
............
(bitmez bu)

İyiyim ben, iyileştim ya da. Hiç erkekçe değil biliyorum ama biraz gönlüm yorgun ya da kalbim kırık, belki de çocukluğumu özledim. Yok pardon özlenecek bir çocukluğum olmamıştı değil mi?
ilk gençlik, yirmili yaşlar... sahi hiç özleyecek zamanım yok muydu benim?

Evet cumartesi, ben ve ....

iyi olun, en çok beni sevmeseniz de beni çok sevdiklerinizin yanına koyun olmaz mı?

cem ben,  sevgi arsızı

31 Ağustos 2012

HASTA

Tam da misafir arifesinde hasta olmak.... Gerçi iyi oldu, bakacak biri de olmuş oldu :)

Grip, biraz trip, hayat yorgunluğundan çok iş yorgunluğu vs.

Neticede hastayım işte. Vay vay vay vay eklemlerim ağrıyor a dostlar. Hadi geçmiş olsun deyin, çorba kaynatın, sevin sayın beni...:)

cem ben, hasta.

29 Ağustos 2012

KUSASIM VAR

Kusasın var, tam şuraya kusasım var bütün pislikleri ve kendi mideme doluşup kendimi de kusasım var.
Sonra kusasım var bütün dünyayı, hayatımdakileri, girenleri, çıkanları. Yaşadığım her anıyı, acıyı, mutluluğu... Koca bi hayatı şuraya kusasım var.

Hey anladınız mı bıktığımı, bakın şöyle uzaktan bi, iyice bakın, sevici gözüyle bakın, şefkatinizle bakın. Heeeyyyy saçma sapan durmayın, bi bakın ordan şöyle bi; anladınız mı bıktığımı çoğu şeyden.

He anladınız mı kahrolası kelimelerimden lanet dakikaları hazmetmeye çalıştığımı, anladınız mıı?
Denesenize, bi gün anlamayı denesenize, lanet olası empatiniz nerde?

Koca dünyayı yutup, buraya kusasım var.

Bu bilgisayarı, modemi, kabloyu, televizyonu ve kalbinizi kırasım var. Çatır çatır kalbinizi kırasım var anladınız mı?

Hadi gururunuzu, kibirinizi alın ve beni bırakıp kaçın şimdi.


cem

UZUN AĞDALI Bİ YAZI YAZABİLİRDİM ASLINDA

sonra başlamadan biter ve 
yine hoşgeldin yalnızlığım benim, sidikli kontesim... 

 cem işte, alışkın yalnızlığa

Şimdi ben burda uzun uzun, ağdalı bi yazı döktürürüm. Kapasitem, ruh halim, havanın durumu, aşk hayatım bütün bunlar için uygun. Hani sen de okur okur içlenirsin sayın arkadaşım ve fakat neresinden tutup, kime maledeceğim kelimelerin anlamlarını onu bilemedim. Kıçı havada, piposu ağzında top sakallı bi düşünür edalarıyla "Kimse üstüne alınmasın, insanları gözlem sonucu kaleme aldım bunları." gibi entelektüel bir cümle de kurabilirim, o potansiyelim var, iyi pazarlarım kelimelerimi de, durumu vicdanıma yediremedikten sonra ne manası olur ki. Üstelik, ne kadar devrik-düşük cümleler de olsa kıymetlidir yazılanlar, öyle herkesin koynuna alıp saklaması ruh halime tersss.

Bi altta, yoruma kapattım ya yalnızlığımı (şimdi buraya eklenip üste alındı o yazı )...ha pardon ya, yalnızlığımla olan kavuşmamı biraz daha dramatik anlatmalıydım. Ben ne yaptım, Can babanın kelimelerine sığındım sade, de, onun üstüne söz söylenir mi, muamma.

Her neyse ya, neresinden tutsam elimde kalıyor hayatım arkadaş. Ben mi bir çırpıda sırtımı dönüyorum, sırtımı daha göstermemle insanlar mı kaçıyor bilemedim. Yalnız kendimle mutlu olmayı öğrenmedikçe mutlu olamayacağıma da karar verdim, hatta uygulamaya da başladım. Kendimle mutluyum bilader, bana mutluluk katmak için gelip ilk fırsatta kaçmaya yeltenenler s.gidin şimdi.

Eeee şimdi ben uzun, ağdalı bi yazı döktürürdüm de.....

cem ben, kendiyle mutlu

NASIL SEVERİM

Nasıl severim sizi gecenin karanlığında bilir misiniz?
Ay ışığı parlatır gözlerinizi de, içime çekerim anlamını.
En çok aşk için sarılırım ayva tüylü göğüslerinize,
Ve ahlakımı temizlerim çıplak teninizde.

Nasıl severim sizi gün aşırı yanık sesinizde bilir misiniz?
Anadolunun en acılı ağıtını yakarım da, ağlatmam gönlünüzü.
Yol boyu gölgemi örtüp üstünüze,
saklayabilirim bedeninizi muamma gecenizde.

Nasıl severim sizi eski bi zamanın mahreminde bilir misiniz?
Ki çok sevmişimdir aşkınızı yalnız köşenizde
Bilirsiniz elbet çok sevişmişizdir gölgenizle
gün aşırı ıssız bahçenizin bilinmezinde.

.....

cem

28 Ağustos 2012

YAĞMURLU HÜZÜNLÜ VS

Şimdi balkanlardan geldiği kesin olan ( şahsi tahminim, meteorolojiyi bağlamaz ) yağmurun düştüğü şehirlerde ki bütün bloggerlar yağmura döşeyecek yazıyı, ben de dahil; gürül gürül yağdı, şimşekleerrr, insanların üstüne üstüne kinini kustu gökyüzü, ne hüzün... Neticede hep aynı kapıya çıkacak yollar; yağmur hüzündür arkadaş, hüzün iyidir arkadaş, aşk vardır, aşk acıtır v.s.

Gece bol kavgalı, gök gürültülü ve haliyle uykusuz bir ucubeydi Karadeniz. Hani bi telefon duvara vurulup parçalanacaksa tam da vaktiydi; neden çalmıyorsun ya da neden sesin çok çıkıyor, ki bahane çoook görüldüğü gibi. Lakin daha ilk taksidini ödeyemediğim telefona kıyabilmek gibi bir lüksüm yok. Bunun için yedek bi telefon bulundurmalı yahu, hayat popüler müzik videolarında ki gibi değil malumunuz. Neyse işte bir ayı aşkın zamandır ( 17 hazirandı tam tarihi sanırım ) devam eden uyku bozukluğu kullandığım ilaçlarla bile düzelmeyince ilacı da bıraktım uykuyu da; bir saat uyu uyan bilgisayarı aç bakın, sonra kapat git yat 2 saat sonra kalk vs. şeklinde devam eden gece ilişkisinden sonra yarı uykulu bir öğleden sonra mesaisi şeklinde devam ediyor hayat. Nereden geldik konuya? haa yağmur, gök gürülltüsü, karadeniz ve gece. Bütün bunların neticesinde zaten yarım yamalak uyuyan ben bildiğin uykusuz bir gece geçirdim. Gergin miyim, yooo salladım hayatı. Uyusan da uyumasan da aynı günle yüzleşmiyor musun dost.

Uyusaydım neyle yüzleşirdim bilmiyorum (bi üst paragrafın son cümlesiyle çelişse de) fakat yarı uykumdan uyandığımda "aralık bi kapı varsa ve içeride huzur olduğuna eminsen, o kapıyı zorla" gibi saçma bi söylemle uyandım. Artık eksik uykunun getirisi miiii, ruhumun halt etmesi miii, yağmurun etkisi miiii bilemedim. Ama huzur varsa, en önemlisi huzurlu aşk varsa kendi hayatını zorlamalı insan, kabına sığmalı, elindekiyle yetinmeli, başka güzel bedenlere aç olmamalı. sonra başka hayatlara saygı duymalı, saygı önemli. 

Madem yağmurla başladık öyle devam edelim, pardon öyle bitirelim; 

Hala yağmur yağıyor karadeniz' de ve artık çok eminim bütün suç balkanların. Ve denize düşen yağmur damlaları göle düşenler kadar mükemmel olmuyor biliyor musun?

şarkımız da bu olsun ; TIKLA


cem ben, yağmurlu hüzünlü vs

27 Ağustos 2012

SAHİ HİÇ SEZEN DİNLEDİN Mİ?

Hikayeyi yeniden yazabilir miyiz acaba?
Geriye gitsek biraz, biraz daha gitsek sonra belki, silip yeniden yazabilir miyiz hikayeyi?
Yeni bi hayat kursak misal, eski aşklara yeni bedenler yerleştirip yeni hayatlar kursak, yapabilir miyiz?
Belki birlikte uyanabilir miyiz, hem de aşkla...

Sezen çalıyor yine. ben çok severim bilirsin, sahi sen de sevebilir misin?
Bi saniye, müsaaden varsa karanlık odada ağlayacağım bugün. Kaldı ki artık göremezsin, ki hiç görmedin ağlayan gözlerimi.
Sezen çalıyor hala söylemiş miydim; giit, giit  giit me dur ne olursun...
sahi sen sezen' i hiç sevmiş miydin?

Geriye gitsek biraz,
Ya da yaşlandım ya şimdi biraz daha geriye,
en başa belki de, hikayenin en başına,
yeniden ve mutlu bir hayat yazabilir miyiz?

Sahi sen hiç sezen dinledin mi sonra?

ağlama göz bebeğim


cem ben, karışık



YALANCI

Dört başı mamur bi aşk anlatabilirim şimdi ya da aynı mealde hayatlar. Çok zor değil, bilgisayar karşısı mükemmel hayatlar yaşamak, ki yazması en hafifi. Sonra mükemmel de sevişiriz klavyede, sonrası çifte kumrular gibi sarmaş dolaş aşkın dibine vururuz. Çok kolay, kelimesi az türkçeyle güzel hayatlar yazmak, ya sonra...

Bi sabah uyanıp geçmişi özlediğinde, eski ten kokuları aklına düştüğünde, eski kavgaları özlediğinde ya, kelimeler yetecek mi kendini avutmaya.

Ne demiştik "dört başı mamur...."

Ne güzel başladı gün ve en güzeli sesinle uyanmaktı. Bilirsin sabahları pek severim sarılmayı ve dahi durmadan öpmeyi yanağını, dudağını, boynunu. Sıcaklara inat sıkıca sarılmayı bazen, kızdırmadığın zamanlarda en azından. Soluğundan öpen Cemal Süreya' dan özenip, uzaktaki yanağını, dudağını öptüm yine. Ne güzel başladı gün ve en güzeli sesinle uyanmaktı!

Dört başı mamur bi aşk anlatabilirdik değil mi?
.....

cem ben, yalancı.