31 Temmuz 2012

ÇOK SEKSİYİM YAAA..:)

eeee böyle olmayacaktı, bugün kötü olmam gerekiyordu benim. ne bileyim böğürmeye devam etmeliydim misal ya da neden neden diye dolanmalıydım piyasada..:))   ama olmadı, iyiyim gayet.

Ramazan dolayısıyla almış olduğum kilolar da gitti (iyi bir şey gibi söylemiyorum), sporla beraber yandaki çıplak fotolarımdan da anlaşılacağı üzere dal gibi kaldım..:)  buldum yaa, sabah aynada kendime hayran olmuştum, ondan iyiyim ben. Çok seksiyim çoook. :)

Son söz önemliymiş arkadaşlar, son sözün etkisiyle bi silkeleniyor ve hırsını bi kenara atıp gerçeği azbuçuk görebiliyormuş insan. Siz siz olun son sözlerinizi önemseyin.

Şimdilik bu kadar, daha da iyi zamanlarda da görüşelim.

Bu arada erkeğin seksi olması mübah mıdır?..:)

(deliden nağmeler gibi oldu. yok ya nağme değil name o. melodiden çok mektup gibi de)


cem ben

30 Temmuz 2012

HOŞÇAKAL

Seni özlemeye gitmiştim, şimdi geldim. Hava hep sisliydi oralarda, dumanların arasından yüzün beliriyordu. Kahkaha atıyordun umarsız ve başka hayatlarda arıyordun mutluluğu belli, kaldı ki mutluydun da.

Ben öyle değildim, sana "iyi geceler" deyip yattım, "günaydın" deyip uyandım ve yanağından öptüm her seferinde hissedersin diye, hissettin mi? ..

Ve bu sabah son öpücüğümü kondurup yanağına "günaydın" dedim.

Hoşçakal...

cem

19 Temmuz 2012

YALNIZLIĞIMA SARILIP YAŞAMAYA DEVAM

Şimdi ne desem yanlış anlaşılır belki, belki de umrunda olmaz kimsenin, kimsenin umrunda olmam. Velhasıl, arada kalbimin üstüne oturan yerli yersiz bi acı ve pratikte her zaman benle olan ama teoride olmayan yalnızlığıma alışmaya çalışıyorum bu yeni durumda. Belki önce ki zamanlardan daha sağlam duruyorum, belki...

Biraz bedenimden habersizmişim gibi yaşıyorum; adım atıyorum, biraz farkında olmadan, karadeniz' in maviye çalan rengine dalıyorum, insanlar gelip geçiyor yanımdan güle oynaya kenara çekiliyorum. yol veriyorum mutluluklarına ya da mutluluklarıma. Biraz burnumun direği sızlıyor da ağlamıyorum, hapşıramayan adam gibi kalakalıyorum, gözlerim de sırf ondan yaşarıyor.

Bu sefer "çaresizlik" hissiyle saldırmıyorum sağa sola, eski görüştüklerimi aramıyorum hatta aradıklarımı bile aramaktan vazgeçtim. Sanal dünyanın kirli kapılarını da aralamıyorum, sadece sağlam dostlarımla konuşuyorum ve yalnız yaşamanın eğlencesini keşfetmeye çalışıyorum. Sonra biliyorum kimsenin umrunda değilim hatta umursadıklarımın dahi umrunda değilim ama bu sefer bu da koymuyor, hatta bunu bile umursamıyorum. Ben çok gidenler gördüm, gitmeye çalışanlar gördüm, geri dönenler. Hatta çok gittim, çok gitmeye çalıştım....Son kez sigarayı bıraktığım zamanda ki gibi her şey ya da yazın ortasında grip olmuşum gibi ve hüznüm var biraz, geçeceğine adım gibi emin olduğum bi hüznüm. Neticede kimsenin kendisinden kıymetli olmadığını bilir ya insan. Aksi durum aşktır zaten, ki var olan buyursun gelsin.
Sonuç mu; 


Bugünler geçecek ve gelecekte dönüp bugünlere baktığımda biraz tebessüm edeceğim, sonra sana teşekkür edeceğim içimden ve yalnızlığıma sarılıp yaşamaya devam edeceğim. 


cem ben, yalnız


17 Temmuz 2012

Bİ GÜN


Böyle bir boşluğun ortasında, hafif yalpalayarak yerçekimine inat, sana geliyorum. ''sana'' bir soyut aslında. Soyut işte, elle tutulmayan, gözle görülmeyen. Sizin ya da senin karşında ki ben gibi de değil aslında, daha soyut, daha da soyut...

Lütfen görmiyeyim seni, bi yerlerde karşıma çıkma..... çen çen çen..... Sonra gün aydınlanmaya başladı, hiç geceden kalma değilim, boşuna debelenme. Benim tazecik, her daim diri depresif hayallerim var. Öyle geceden kalana muhtaç değilim çok şükür. Pöfff, bi boğucu ruh haliyle yetinecek adam mıyım ben?

küfürrr..

Sahanda yumurta, pardon tavada yumurta... en cafcaflısı hangisi ola ki? "Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıktı?" diye sormayacağım, hayır hayır o kadar kötü olmayacağım şimdi. Sahi bilim adamları çözmüştü, hangisi hangisinden çıkmştı? ki bilim insanıydı o, adama indirgememek lazım durumu. Bla bla bla yok lıbla lıbla lıbla daha umarsız olur sanırım. Zeytin peynir zaten mevcut... pantolon, gömlek (kravatlar çıkartılacaaaaaakkk, çıkart.. hey densiz sana diyorum çıkartsana).. çanta, pıs pıs, mis mis... yok dişler ortada kaldı....

Veeee;

-buyrun nasıl yardımcı olabilirim?
.şunu alabilir miyim?
-bana kalsa vermem ama işim bu, mecbur.. al sana şu ( şak şak.:)).. bir daha gelme, paso yatasım var..

böfff (sıkıntının yumuşamış haliyle) in-ye-çık.. kahve sessizlik, yan yana pek süslü bunlarda, bi ondan bi ondan..

Veeeee;

-buyrun nasıl yardımcı olabilirim?
.bana ancak Allah yardımzı olur.
-sevindim, en azından ben yorulmayacağım.

kalemi kaldır çantaya, bilgilerin sayıldığı da yeter, kapat kapat.. kaçmalıyım, daha bir sürü depresif söylemler beni bekliyor...

cem ben, eskilerden...

16 Temmuz 2012

SAATİNİZ KAÇ?

Leş gibi yalnızlık ve her şeyini kaybetmiş kadar çıplak bir zaman. Neticede cenabet bir pazar' ın ertesindeyiz işte; yapış yapış, nemli...  


Saat kaç, hey bayan saatiniz kaç?  
Yaşlanıyorum, yaşlandıkça yaşayamadıklarımdan içlenip biraz daha yaşlanıyorum. ''Yaşamak bir güneş kırıntısı dudağında yaşamak'' üniversite yıllarında bi sınav sorusu olmuş şiir, de, hatırlamıyorum tamamını. Zaman geçiyor çünkü, biraz daha alıp tebessümünü geçip gidiyor zaman...


Yılmaz Erdoğan şiirleri çalıyor, kaldı ki hiç sevmem kendisini. O çalıyor şimdi ve eski zamanlara götürüyor beni. Ankara' ya diyor, öyle yakışır ki kar... Gel de hüzünlenme heyhat, gel de hüzünlenme...Zaman akıp gidiyor insan, çizgilerim sadece yaşımı gösterse de zaman akıp gidiyor.  

Sonra,

....

cem ben, hüzünlü...

13 Temmuz 2012

TANIŞALIM

Yanaş evladım, yanaş yanaş çıkartamadım yüzünü. Karanlıkta mı kaldın, yoksa yüzün mü kararmış senin? Uzat bakayım burnunu güneşe doğru, bakışlarını biraz daha kaldır yukarı... Yok siz önceki gün dövüştüğüm değilsiniz.

Tanışalım, Cem ben. Noktadan sonra baş harfleri her zaman büyük yazamayabilirim ya da özel isimlerin ilk harfini ama noktalama işaretlerine dikkat etmeye çalışırım. Severim hüzünlü yazıları ve sayarım o yazıları yazanları. Hatta hüzünlü yaşarım ben en çok ya da sinirli. Eskiden daha eğlenceli olduğum söylenir, ben söylerim daha çok...


Çekinmeyin çekinmeyin, bi kuble daha samimi olabilirsiniz. Şakasına bukle de olur, ortam ısınır belki.hem Cem Özer' i de anmış oluruz, hala aynı espriyi yapmadığını umarak... Hoş bu sıcakta yeni bi sıcak hava dalgası... 
pofffff... 
O zaman şarkı söylemek lazımsa, ki BUYRUN

Neticede Cuma.

cem ben, tanışalım.

12 Temmuz 2012

SELÜLİTLERİNİZDEN KURTULUN (YOK DEVA BEN DE DEĞİL, BENİMKİ RİCA. BU NASIL Bİ BAŞLIK YAA)

Hapşırmaktan bıktım, bıkarken buna neden hapşurmak derler diye düşündüm. Tdk bile hapşırmaktan bahsediyor. Sonra kadınları anlamaya çalışmaktan vazgeçtim, ne haliniz varsa görün. Bi daha size aşık olan da şey olsun (çok mu ağır oldu, s.ktret).

Kadın deyince Rusya' da aklı selim hatunlar toplanmış, topuklu ayakkabıyla 100 metre yarışı yapıyorlar (kısa mesafe ama 100 konusunda emin değilim). Bir de geleneksel topuklu ayakkabı koşu yarışmasına dönmüş olay yani, gelenekselleşmiş ne acı. Yerlere uzananlar mı dersin, sendeleyip düşmemek için depinenler mi dersin, kalkıp yarışa devam etmek için yırtınanlar mı dersin. Allah gerçekten akıl versin diyeceğim ama Allah vermiştir aklı eminim, kullanmayı bilmiyorlarsa ben ne yapayım. Aha istiyorsanız izleyin  Ha bir de çirkin kadın yokmuş, bakımsız kadın varmış, yersen. Geçen bir tweet gördüm "çirkin kadınlar bacımız olur" yazmış herif, pek hoşuma gitti..:)

"Aman erkekler çok mu akıllı?" demeyin, dellendirmeyin beniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii. Onları da kadınlar yazsın, banane kardeşim. kaldı ki blog camiasına hakim kadınlar yeterince yerle bir ediyor bizleri.

Sıcaklardan bahsetmeme gerek yoktur belki ama bahsedeceğim. Sıcağın bende ki karşılığı çok başka bir şey.  Ne olduğunu tam çözememekle birlikte çok fazla acı çektiğimi, günde en az iki kere duşa girip rahatlamaya çalıştığımı, rahmetli orhan boran' ın elinde sabitlenmiş o mendilinin peçete olanının bende sabitlendiğini, nefes alışımın acayipleştiğini söyleyebilirim. Her şeye rağmen sabahları ısrarla çektiğim şınav-mekik ve akşamları yaptığım 30 ila 60 dakika arasında değişen sporun da etkisiyle belki tam bir işkence şimdi hayatım.

Kıç kadar plajına ancak uzaktan bakabildiğim karadenizi de yerim ben olmadı içerim diyeceğim ama o deniz denizlikten çıkıp sidik birikintisine dönmüştür eminim, en azından yüzülen bölümde çiş yoğunluğu gayet fazladır. Plajda üstüste insanları görünc midesi bulanıyor insanın. Kim kimin yüzüne yüzüne osuruyordur acaba.  Off apış arası kokuyordur oralar hep.::))

Son olarak bikini giyecek bayanlara bi standart getirilmesini talep ediyorum. Belli bi oranın üstünde selüliti olana bikiniyle yüzme yasağı gelsin. pantolonla yüzsünler, lütfen.

Herkesi denizden ve dahi tatilden soğuttuysam ben müsadenizi istiyorum...

cem ben, gıcık...

11 Temmuz 2012

O GÜN MUTSUZDUM, PARDON

O gün mutsuzdum pardon. Şeklini değiştirmiş olabilir kelimelerim, yine pardon. Sonra göz ucuyla bakmış olabilirim göz bebeklerinize ya da anlamını görebileceğim başka bir yere. Yitirmiş de olabilirim benliğimi. Çılgınca sevişmişimdir de aklınızla, bedeninizde bulmuşumdur hayallerimi.  


Çok pardon, dün gece yine fuhuş batağında buldum bedenimi.Yok, yine pardon... daha çok aklım düşmüş kötü yola da bedenim de ona mı uymuş! 


Aşk varmış, dün gece gören olmuş yüzünü, o da bi caddede otostop yapıyormuş. Yok pardon fahişe olan ihtirastı, aşkın sevişmek neyine.  


Büyümüşüm, yok o şarkıdaki gibi büyüklerim söylemedi. Büyütenler başkalarıydı. Sonra çok pardon o gün mutsuzdum, sevişme sonrası pişmanlığı yaşıyordum belki ya da sevişememe... Hem göz ucuyla bakmış olabilirim çirkinliğinize. Geceydi, kaldırım kenarlarında süslü ışıklar vardı hem. Belki de gözlerimi kamaştırmıştı ağdalı bacaklarınız, yok pardon ağda kalbinizdeydi; biraz daha limon lütfen...


BU şarkı çalıyordu uzun zaman sonra, hatta bu albümün tamamı... Önceki zamanlar geldi aklıma, daha masum olmuşuzdur bizde. Hatta en çok masumiyetimle sevişirdi beden, bedeNler, onlar, şunlar...


O gün mutsuzdum pardon, sonra telefonumu sessizde unutmuşum ve otomatik, ahlaksız mesajlar atmış yüreğine, çok pardon...

cem

10 Temmuz 2012

GİDEMEYEN

Anneeeeee, Amerika başkanının karısı P... Labne yemeğe gelecekmiş yineeeee" diye bağıran kız çocuğu eşliğinde başlıyor reklam bilirsiniz. Gezi programlarının birinde, Amerika' da (yanılmıyorumdur umarım) küçük kek (adı neyse artık) yapan iki kız kardeşin dükkanın önündeki kuyruğu görene kadar yuhhhh dedim ama sonra anladım ki Amerika başkanının karısı yemek için kalkar gelir o kadının evine..:)  Ellen' dan sonra daha bi meşhur olmuş bu kekçi kardeşler. Bizim yerli spiker soruyor kek kuyruğunda bekleyen bi hanım gızımıza, pardon Amerikalıların hanım gızına  "Kaç saattir burdasın?"  "6 saat" oldu diyor hala bekleyerekten. Bekle yavrum orda, kal orda...

Sonra Antalya' da emekleme yarışına katılan çocuklar ve ebeveynlerini görünce "Allah bu ailelerden birini bana ebeveyn yapmadığı için ne kadar şanslıyım" dedim. Avrupa' da da oluyor böyle yarışlar, anne ya da baba elinde çocuğun ilgisini çekecek bir objeyle geçiyor karşısına ve eğlenceli bir durum ortaya çıkıyor ama bizde öyle mi? tamam finalde elinde oyuncaktı oydu buydu ile bekleyen bir vatandaş vardı ama bizimkilerde bir de arkada bekleyen geri destek ebeveyni vardı, aman ne destek. Start düdüğüyle beraber arkada bekleyen ebeveynin çocuğu ittirmesi ve bi kısım çocuğun yeri öpmesi bir oluyor ve haliyle ağlıyor çocuk. Bizde bi fuzuli şeyleri kazanma arzusu vardır hep, hani beleş mal baldan tatlıymış ya, tatlı kuyruğunda birbirimizi ezerek ilgili atasözünü haklı kılmaya çalışan fedakar, cefakar insanları takdir ediyorum doğrusu...


Geçenlerde, çok geçenlerde değil dün hatta, önceki gün belki neyse işte Okan Bayülgen' in kurduğu en akıllı cümleyi yineledim kendi kendime; Hayat sokaklarda...  Gerçekten de hayat sokaklarda, bu yüzden yeni kararlar aldım, yok verdim of "aldım verdim ben seni yendim" deyip olayı yerle yeksan edeyim en güzeli. O değil de bütün bütün standartlarımdan kurtulamam belki ama bi kısmından kurtulabilirim. Bakın Deniz Yıldızı hikayesini anlatırım hepiniz pert olursunuz. tamam siz istediniz, en azından "benim için hiç belki ama onun için çok şey" deyip bi kısmınıza afakanların baskın yapmasını sağlayabilirim. Eminim  Lauren İSELEY bile bıkmıştır bahsi geçen hikayeden. " Ulan nerden attım şu deniz yıldızlarını okyanusa, bırakaydım da gebereydiler" diyordur şimdi. 2008 yılında Sezen Aksu' nun, bu hikaye minvalinde çıkarttığı "Deniz Yıldızı" albümü beni en çok hayal kırıklığına uğratan albümlerdendir. Albüm ve şarkıları şahane de bu hikaye ana başlığında yayınlanması linç edici. Sezen yaratıcıdır, ilkleri yapandır bence de. Neyse albümün şahanesi şarkımı da dinleyin bari (TIK) ya da bu (TIK). Aslında Deniz Yıldızı şarkısı da güzeldir ve dahası.... 


Ne diyordum yaa, kaldı ki satır başı yapmam yersiz. Neyse, kendi kendime (kafayı yemiş bir adam edasıyla değil) "hayat sokaklarda" tekrarımdan sonra hayatıma giren her nedense sonradan çıkan, sevgili harici insanları tekrar geri çağırmaya karar verdim. Hatta burdan da çağırayım, bana kızan beni kızdıran ya da başka bi vesileyle görüşmediğim arkadaşlarımı beklerim efem, çaylar hazır..:)  Aha da bu şarkı tam durumu anlatır (YİNE TIK).

Bi konu daha vardı, anlatacaktım ama unuttum. Aklıma bi "sık kullanılanlar" listesi ekletmem lazım...

Koooooğğğğşulaaaarrrrr amerikan başkanı labne yemeğe gelecağğmışşş, kaçııınnn..

cem ben, gidemeyen...

9 Temmuz 2012

ROMAN DAHA BİTMEDİ

Ayağa kalkıp öylece bekledi biraz. Bir yandan televizyon, diğer yandan müzik sesi yetmezmiş gibi sokaktaki kahkahalar, klakson sesleri eşliğinde gürültüye dönmüştü. Parmaklarını saçlarının arasına atıp bir müddet daha bekledi, bir müddet daha düşündü. -di' li geçmiş zaman ekiyle kurulan yazıları sevmediğini anımsadı da, an' ın tadını çıkartamadığından yapacak bir şeyi yoktu. Televizyona dikkat kesildi, bi tiyatro oyununun biraz daha popüler olan televizyon versiyonu vardı ve komediydi; öyleydi, belki...  "Allahım, dünya ne kadar karanlık" diyordu bi oyuncu kahkaha efektleri arasında, Allahım, dünya ne kadar karanlık....

Odadan ağır adımlarla mutfağa geçti, evin dağınık olduğunu, toparlanması gerektiğini biliyordu fakat bıkmıştı belki yalnız yapması gereken her şeyden. Yoksa bıkmamıştı da... Çocukluğundan beri bi uyuşmazlık vardı bünyesi, ruhu ve beyninde. Bi an kendi kendine "bıktım yalnızlıktan"dese, hemen peşinden yalnızlığı çok sevdiğini söyleyiverirdi kendine. Hep böyle yaşamıştı; evet-hayır, mutlu-mutsuz, aşık-değil.... Hep bi tezat vardı içinde, peş peşe...

Yiyecek bir şey hazırlaması gerekiyordu şimdi ya da kahve içip, fıstık yese yeterdi. Ama yoğurt da yemeliydi, henüz her şeyden vazgeçmiş değildi, sağlığını önemsiyordu. Fakat hızlı yemek yeme alışkanlığına tutulmuştu çok zamandır. Yalnız yaşamanın getirisiydi bu bi ihtimal. Durduğu yerde duramayan, beklemeyi hiç sevmeyen,  önünde yapılması gereken bir iş varsa rahatsız olan ve hemen yapmak isteyen bir tabiatı vardı. yemek yemeyi de bir iş olarak görüyordu çoğu zaman.

Tıpkı romanlardaki gibi, mutfak camından giren rüzgarı hissetti yüzünde. Rüzgar hep roman kahramanının yüzünü okşardı ya, o baş kahramandı şimdi adeta.. Sonra romanlar bitene kadar baş kahramanın mutsuzluğunun bitmeyeceğini anımsadı. Hüzünlü bir tebessümle bakındı rüzgara doğru ve "roman daha bitmedi" diye mırıldandı; aklında "Allahım, dünya ne kadar karanlık." komedyası!, kalbinde tebessümüne emanet ettiği hüznüyle...


(Şarkılar olmadan hayat daha zor olurmuş değil mi?  BUYRUNUZ )


cem ben