28 Mayıs 2012

EUROVİSİON

''Sinan Akçıl Eurovision' da Türkiye' yi temsil etmek istiyormuş.'' 

Bu haberle blogu okuyanların uzun süre kendilerini kaybedeceğini düşünerek, rahat rahat yıllık izine ayrılıyorum. Fırsatım olursa yine görüşürüz olmazsa 8-10  güne buradayım. Bu süreçte mükemmel yorumlarımla bloglarınızı, yine mükemmel yazılarımla blogumu renklendiremeyeceğim, kusura bakmayınız..:))

Ha Sinan Akçıl şarkı söylerken (özellikle son klibinde ) sola çekiyor, rot ayarlarına bi baktırması lazım..:) Ayrıca eurovision playback değil, müziğin üstüne canlı okunarak gerçekleşen bir yarışma.

beni sevin..:)

acıdan geçtim güzelleştim

26 Mayıs 2012

KAÇTILAR, KELİMELER KAÇTILAR


Kaçtılar,
bütün kelimeler kaçtılar...
yol boyu,
dizi dizi ya da karışık,
yığınla..
anlamlarını da alıp kaçtılar...

Önce ruhları yakaladılar tenhada,
saldırdılar,
sıktılar boğazlarını,
duygularını da alıp kaçtılar...

kelimeler,
sıkıştırdılar tenhada ruhları...
bakın,
bir bakın n' olur!
sıktılar şimdi boğazlarını ve kaçtılar...

kelimeler,
onlar gittiler..
bir başına bırakıp bedenleri, gittiler..
bedenler sanki ruhsuzlaştılar...

kelimeler,
gördünüz mü,
kaçtılar......

acıdan geçtim güzelleştim

25 Mayıs 2012

EKSİK HAYATLAR


Yağmur yağıyor,
yağmur hüzünle yağıyor..

Sezen çalıyor sonra ya da sonradan önce.. yağmurla mı başladım Sezen dinlemeye şimdi, anımsayamadım.. Bu durgunluğun, bu sakinliğin, bu hüznün kaynağını arıyorum...

Biliyorum herşey dönüp dolaşıp sana gelecek, ortada bir ''sen'' yok işte...

Sezen çalıyor sonra, Sezen yağmurla çalıyor...

biliyor musun?

bize düştü, eksik hayatlar, ki farklıydık sözde yalan (sezen aksu DİNLEYİNİZ).....


acıdan geçtim güzelleştim

24 Mayıs 2012

OFFF...

Allah' ın cezası klavyenin başına geçip, kendinden geçen bir piyanist gibi kullanmak istiyorum parmaklarımı. Yeni bir şey yazmak istiyorum "şimdi ben" diye başlamayan. Ruhumu okşayan, on parmak huzur yazmak istiyorum. Yok huzur da değil, ki hep yazmışlığım vardır kendisini, olmadı atıfta bulunmuşluğum.

Şimdi klavyenin başına geçip adam akıllı kahkaha yazasım var misal ya da "şimdi ben" diye başlamayan, hayatı sorgulamayan, huzurun bahsi geçmediği, ama hissedildiği... Offfff yazın en sıcak günü esen bi bahar yeli gibi işte ya da ne bileyim karadeniz dağları gibi v.s. 

Kafam bi dünya sevgili dünya, hastalık hastası olmuşluğumun yanında hastaneye gitmekten nefret eden bir bünyeye sahibim, de, ben bunlardan da bahsetmek istemiyorum. Dedim ya gözüme sokmadığım, şeffaf kelimelerle güzel şeyler yazasım var, kendimden geçip güzel şeyler yazasım ve dahi yaşayasım var. 

offf...


acıdan geçtim güzelleştim  

23 Mayıs 2012

HAYAT!

Bazen bir adım önde, 
bazen bir adım geride.
Hayat!
Bir türlü yanyana yürüyemedik seninle.


acıdan geçti güzelleştim

22 Mayıs 2012

YARIM SAYFA


" Hayatımda hiçbir şey yok" diye başladı cevaba. Devamında ne yazsa, durumun vahametini ilk cümle kadar etkili anlatamayacaktı. Olanın farkına varamama ihtimalini hep cebinde saklayarak sayıkladı; Hayatımda hiçbir şey yok...

Bu karmaşayla başladı eski dostla muhabbete. Uzun uzun dinledi. uzun uzun hayatta yol alan dostunun duyduğu hazzı görerek dinledi; Evliliğini, eşini, çocuklarını, sürekli terfi ettiği işini en süslü kelimelerle anlatıyordu karşısında. Onun aklında hep aynı cümle yankılanıyordu; hayatımda hiçbir şey yok...

Yeni fark etmedi durgunluğunu, yeni fark ettiği bu durgunluğun vahametiydi. Üstelik gün geçtikçe yalnızlaşıyordu. Hayata birlikte başladığı, ilk arkadaşlarıyla kalıyordu gün geçtikçe; aynı dili konuşamadığı ilk arkadaşları...

Dost muhabbeti sonrası mutlu bir hayatı resmedebilecek kadar doluydu, mutlu bir hayatı resmedebilecek kadar dinlemişti onu. İçtiği sigara ve çayın acısına, yeni yaktığı sigarası ve resminde kendine yer bulma fikri eşlik ediyordu. Sonra hava sisli, soğuk ve kirliydi...

Ve hayatında hiçbir şey yoktu...

İşte uzun zaman beynini kemiren düşünceler bu kadardı. Son zamanları yarım sayfalık, ve durmadan tekrarlanan birkaç cümle kadardı...


acıdan geçtim güzelleştim

TATİL GÜNLERİ

Böyle körü körüne, araştırmadan etmeden atıp tutmayı severiz ülkem insanı olarak malum. Yok avrupa çalışıyormuş, yok bi dolu tatilimiz varmış. Buyrun bi dolu tatil;

KAMU ÇALIŞANLARININ FİİLİ ÇALIŞMA SÜRELERİ


*OECD ülkelerinin yıllık ortalama fiili çalışma süresi 1742 saat; Portekiz’de 1545 saat, Türkiye’de yasal olarak 1920, fiili olarak (4 hafta yıllık izin süresi düşüldükten sonra) 2184 saat


*Cumartesi çalışma yapılması konusunda yaşanacak trafik yoğunluğu,


*Benzin, elektrik, su gibi kaynak sarfiyatı,


*Ticari hayatın-özellikle alışveriş merkezlerinin, turizmin olumsuz etkilenmesi- ve Haftalık çalışma sürelerinin artırılmasının işsizliğe yansıyacak etkileri göz önünde bulundurulmalı




ÇALIŞANLARIN YILLIK İZİN HAKLARI

Ülke                           Yıllık İzin Süreleri (ücretli)              Yasal Tatil (ücretli)  

Avustralya                  4 Hafta                                                7 Gün
Avusturya                 30 Gün (6 yıldan sonra 36)                  13 Gün
Belçika                     20 İş günü                                           10 Gün
Danimarka               30 İş günü                                             9 Gün
Finlandiya                  4 Hafta (1 seneden sonra 5                  9 Gün
Fransa                     30 İş günü                                             1 Gün
Almanya                   4 Hafta (gençler için 5)                       10 Gün
Yunanistan                4 Hafta                                                6 Gün
İrlanda                      4 Hafta                                                9 Gün
İtalya                        4 Hafta                                              13 Gün
Norveç                   25 İş!! günü                                           2 Gün
Portekiz                  22 İş!! günü                                         13 Gün
İspanya                  30 Gün                                                12 Gün
Türkiye                20-30 Gün (10 yıldan sonra 30)         12 Gün (bayram ve resmi)

Yasal tatil: Yeni Yıl, Yortu, paskalya, Güzel Cuma ve Christmas gibi günler

  • Hafta sonu tatili özellikle Avrupa ülkelerinde Cumartesi-Pazar olmak üzere 2 gün; bazı kurumlarda işin niteliğine göre Cumartesi çalışması yapılıyor.

21 Mayıs 2012

MSN DİYALOGLARI


acıdan geçtim güzelleştim:
 noldu?

vilma:
 ney?

acıdan geçtim güzelleştim:
 keman
 tar da olur
 yar yar yaşlanıyor bedenim
 yar yıkıl gece dağıl aaayy...
 güzeldir bu şarkı
 "noldu?" sorusuna "ney?" diye cevap vereceğine, herhangi olmuş bir şeyi söylemen yeğdir evladım,
 insanları cevapsız bırakmamalı

vilma:
 geldim
 haftasonu istanbul' daydım

acıdan geçtim güzelleştim:
 neden?
bunun hesabını verebilmelisin!

vilma:
 yaşanacak yer
 yafuu

vilma:
 gezmeye gittim

acıdan geçtim güzelleştim:
Burdan bi arkadaş da istanbul' daydı, daha şimdi o da bunu -yaşanacak yer- söylüyordu

vilma:
 demek ki genelgeçer bu kanı

acıdan geçtim güzelleştim:
 geneldir de geçer mi onu bilmiyorum:
 bulaşmak anlamındaysa makul ama,
 geçip gitmek anlamındaysa zor.
 istanbul yüzyıllardır gözbebeği bu coğrafyanın.

vilma:
 her yeri ayrı güzel
 her telden de insan mevcut

acıdan geçtim güzelleştim:
 telli baba gibi diyorsun

vilma:
 AYNEN
 ........'den yazım geldi
 ile vericem
 küt
 bu hafta bile ayrılabilirm istesem

acıdan geçtim güzelleştim:
 mevsim itibariyle kışın gelmesi makul olmazdı
 yazın gelmesi uygundur

vilma:
 öff
 işin gücün gevezelik

acıdan geçtim güzelleştim:
 off un yumuşamış hali öff, bu da umut verici: insanlık adına, barış adına, kardeşlik adına

vilma:
 deli
 izin işini ne yaptın

PAZARDAN SONRA

"Bugün yüzümü yıkamadan başlasam güne. Erken kalkacağımı sanıp uyansam da hatırlasam tatil olduğunu, biraz daha uyusam. Duş almasam, kahvaltı yapmasam, elimde 20 kilo ağırlığındaymış gibi taşıdığım televizyon kumandasıyla, kum torbası gibi serilsem kanepeye de 1 gün ayağa kalkmasam."

Bu ruh haliyle geçirdiğim pazar gününden sonra  gelen pazartesi nasıl olabilir ki?

acıdan geçtim güzelleştim



20 Mayıs 2012

DELİREYAZDIM

-1-

Ayağımı uzaaatmışım serin sulara. Kaldırımlarına gizlenmişim aşkın. Titrek bi sesle okuyorum düşündüklerimi, sonra yazdıklarımı okutuyorum aynı sesle. Ağır aksak cümleler kuruyorum sayfalarca. yazdıklarımı ''düz yazı'' gibi okuyanlarla hesaplaşıyorum gecede.

boşluk bıraaaakk, bağırmadan, titrek ve kısık sesle boşluk bırak kelimelerin arasında. olabildiğince uzat harfleri ve virgül koyma gerekmedikçe.

Karşısına geçiyorum dolunayın. Yüzümde hissediyorum gecenin karanlığını. Sonra okşuyor ayyyy, ay' la sevişiyorum gecenin mahreminde. Yürüyorummm, kendi kendime itaat ederek yürüyorum kaldırım çiçeklerinin üstüne. Yığılıp kalıyor göz bebeklerim, yığılıp kalıyorum mis kokulu baharın üstüne.

Çekip çıkarıyorum anlamlarından cümleleri. En anlamsız, en kavgasız, en korumasız hallerini bulup ruhumla çiftleştiriyorum anlamsızlıkları. Ay yüzlü, aydan tatlı, kolsuz bacaksız bir kadın silüeti gibi beliriyor aklım karşımda. Gece yarısı, aynı gece yarısı, ay' ı aldatıyorum düşüncelerimle..

Yorgun değilimmm, bıkkın değilim; sadece yürüyorum aynı çizgide....

Ayağımı uzaaaatmışıımmm serin sulara, titreyerek okuyorum düşüncelerimi...

-2-

Penceremiii açtım dünyayaaa. Biri siyah, biri beyaz iki melek gördüm davetkar. Kanatlara aldanmadım ben hiç, seni çağırdım insan duydun mu?

Birazdan uzanırım yalnızlığa, şimdi başlasam sabahı bulur uykuya dalmam. Ne alırsan 5 kuruşa düşmüş rüyalarım, seni özledim insan duydun mu?

Saçma zamanlarda bitirdim cümlelerimi. Sonra noktanın peşine düştüm; benim olmayan yan cümleye kaçmış. Ben birini bulamamışken, edebi kitaplar üç noktayla dolup taşmış.

Bi safta sıralamışım cinayetlerimi; maktul yok, katil yok, cinayet çok. Bi silüet olmuş saflar gördün mü?

Ucuna kıvrılmışım gecenin, mevlana yazmış, sezen söylemiş, ben alıp başımı gitmişim yeniliğe doğru uykularımda.

-3-


Adını koyamıyorum zamanın. Adı zaman değil, adı yok. Aynı zamanda, aynı hayatlarda böyle uçsuz bucaksız kavgaları, böyle dünyevi hırsları anlamlandıramıyorum.

Sustukça üstüme geliyor zaman. Ayaklarımı sürüyerek gidiyorum hayallerime. Açın ışıkları, karanlığımı alt edemiyorum.

Gözlerimi kapattım, şimdi koşuyorum toprak yollarda. Ağaç yaprakları çarpıyor gövdeme. Rüzgarını duyuyor musun aklımın?

Kaçıyorum, kaçıyorum, kaçıyorum... kaçtıkça aynı kapıya çıkıyor yolum.

En karanlığnı seçtim yolların, ağaç diplerine saklanıyorum. Yüzünü görüyorum korkularımın, çok güzeeeel, bi melek kadar güzel.

Kaçıyorum, kaçıyorum, kaçamıyorum...


acıdan geçtim güzelleştim