" Hayatımda hiçbir şey yok" diye başladı cevaba. Devamında ne yazsa, durumun vahametini ilk cümle kadar etkili anlatamayacaktı. Olanın farkına varamama ihtimalini hep cebinde saklayarak sayıkladı; Hayatımda hiçbir şey yok...
Bu karmaşayla başladı eski dostla muhabbete. Uzun uzun dinledi. uzun uzun hayatta yol alan dostunun duyduğu hazzı görerek dinledi; Evliliğini, eşini, çocuklarını, sürekli terfi ettiği işini en süslü kelimelerle anlatıyordu karşısında. Onun aklında hep aynı cümle yankılanıyordu; hayatımda hiçbir şey yok...
Yeni fark etmedi durgunluğunu, yeni fark ettiği bu durgunluğun vahametiydi. Üstelik gün geçtikçe yalnızlaşıyordu. Hayata birlikte başladığı, ilk arkadaşlarıyla kalıyordu gün geçtikçe; aynı dili konuşamadığı ilk arkadaşları...
Dost muhabbeti sonrası mutlu bir hayatı resmedebilecek kadar doluydu, mutlu bir hayatı resmedebilecek kadar dinlemişti onu. İçtiği sigara ve çayın acısına, yeni yaktığı sigarası ve resminde kendine yer bulma fikri eşlik ediyordu. Sonra hava sisli, soğuk ve kirliydi...
Ve hayatında hiçbir şey yoktu...
İşte uzun zaman beynini kemiren düşünceler bu kadardı. Son zamanları yarım sayfalık, ve durmadan tekrarlanan birkaç cümle kadardı...
gereksiz adam
Siyahın en koyu tonuydu ayrılık. Hiç utanmadan ve tek bi fotoğraf karesi bırakmadan gittiler dünyadan ölenler. cem ben..
27 Ocak 2011
15 Ocak 2011
SÜREKLİ KONUŞUP, HEP SUSUYORDU
Saçı kısa, aklı muamma cinsiyetsiz.
Güneşe bakan camın, sahte çiçeği.
Albenisi, güzelliği ve bütün sahteliğiyle
Soğuk, kibirli ve yalnız eski kaldırım çiçeği..
Sonrası yok, şuurun sorgulanmadığı zamanlarda üşüşen bu kelimelerin. Sabahtan beri, sabit olmayan aralıklarla aklıma düşen ilk cümlenin, zorla çekip ancak bu kadarını çıkartabildiği bir dörtlük.
Günlerden cumartesiydi. Uzun zaman sonra evinin önündeki elektrik direğine takılan sokak lambası, gece bahçesine bahar havası verse de eski zamanları yakalayamıyordu. Son zamanlarda ki en büyük keyfi; sigarasını bu manzara karşısında içmekti.
Ve hep şikayetçiydi;
Suskunum
Çok konuşuyorum
Mutsuzum
Çok mutluyum
Neden mutluyum?
Neden mutsuzum?
Baharın kendisi de gelse değişmeyeceğini bile bile, son zamanlarda ki en büyük keyfi; sahte bahar manzarasına karşı sigarasını içmekti. Sonrası alabildiğine konuşup, çok suskun hissediyordu kendini. Sonra eski hayalleri de yoktu, başka şehirlere gitmeyi istemez oldu çok zamandır. İçinde bulunduğu hali bilmiyordu ki beğenisi hakkında yorum yapıp, çıkış yolu arasın.
Öyleydi işte; sürekli konuşup, hep susuyordu önceki yazısında ki gibi...
gereksiz adam
14 Ocak 2011
......
Çok asi bu sessizlik çok. Akmaya çalıştığım yeni mecralar da bozmadı suskunluğumu. Şu ara alabildiğine konuşup, hep susuyor gibi hissediyorum kendimi.
Ve bir gün hayallerimin beni tenhada kıstırıp alt etmesinden korkuyorum. Galibi belli olan bir sanal-gerçek kavgası....
gereksiz adam
10 Ocak 2011
HIMSSS
Neden yorumlara cevap yazarken (@) işareti kullanıyorum?
neden?
neden?
neden?
-kaplumbağa deden...
Çok büyük çıkmazlarım, aymazlarım, kaygılarım, kaygısızlarım, inlerim, outlarım, oto parklarım, outletcenterlarım, avmlerim var.
Bir de;
.nasılsın
-burnun kapıya kısılsın diyesim var.
İyi geceler ve Mustafa Ceceler' i bu gece, bu kadarın üstüne ağır kaçar diye yarına saklıyorum ve taşıma suyla döndürüyorum değirmenimi.
hişşşş, kimse duymasın;
plastik bunlar yaşamıyorlar
üstüne sürerler pisliklerini
artıklarını sarkıklarını oğlum senin..
anasını satarlar melodinin dinin dinin nini*
saygılar...
gereksiz adam
*yaşar kurt: hırsızlar
neden?
neden?
neden?
-kaplumbağa deden...
Çok büyük çıkmazlarım, aymazlarım, kaygılarım, kaygısızlarım, inlerim, outlarım, oto parklarım, outletcenterlarım, avmlerim var.
Bir de;
.nasılsın
-burnun kapıya kısılsın diyesim var.
İyi geceler ve Mustafa Ceceler' i bu gece, bu kadarın üstüne ağır kaçar diye yarına saklıyorum ve taşıma suyla döndürüyorum değirmenimi.
hişşşş, kimse duymasın;
hırsızlar dolaşıyor hırsızlar
para koyarlar cebine ruhunu çalarlar oğlum senin.plastik bunlar yaşamıyorlar
üstüne sürerler pisliklerini
artıklarını sarkıklarını oğlum senin..
anasını satarlar melodinin dinin dinin nini*
saygılar...
gereksiz adam
*yaşar kurt: hırsızlar
3 Ocak 2011
HAYDEEEEEEEE
Geniş kitleler elem, keder ve acıya gark etmişler kendilerini. Bu kısa süreli hastalığım yoğun bir duygu pırtlamasına, sevgi pıslamasına, acı pörtlemesine vesile olmuş; üzüldüm. Sabah ilk işim basın danışmanımı arayıp, borsa güne başlamadan konuyla ilgili toplumu ferahlatacak haberler vermesini istemek oldu. Bi baktım basın danışmanım yok, beni tınlayan bi borsa da yokmuş meğer, meğerse ben bi kakılmış, bi itilmişin tekiymişim. Allah' m ne elem. Zaten bir kırmızı donu bile bana çok gördülerrrr.....
Neyse efem pazartesi pazartesi pek mutluyum, pek huzurluyum sormayın gitsin. Sabah işyerine girip akşam mesai bitimi zar zor çıkabilmiş olabilirim, sürekli bi kalabalık sürekli bi kalabalık tepemde yığılmış olabilir ama kahve yudumlayabiliyorum artık mesela. Sonra inanmazsınız belki ama yanında sigara da içebiliyorum. Düz yolda giderken tepeme çıkan bir ateşte yok, dünya ne güzel. haaayyy hay lay lay lay hay hay laaayyyyy (böyle mi sevinilir lan, unutmuşum.:).
2011 yılını çok sevdim sonra. % 50 si birden oluşuyor mesela. Bu bile sevmem için yeter. (1) ne asil bir rakam. Ha belki 2011 yılı kova burçları için çok iyi bir yıl olacakmış söylentisinin verdiği gazdır birlere duydugum sempatinini sebebi, kim bilir. Bir saniye;
.kim inanır?
.kadir inanır
demek istedim birden, lütfen gelmeyin üstüme gevrekliğim 2011' den. Buyrun efendim coşkuma eşlik eden şarkım; sezen aksu kibir...
(halimi hatırımı merak eden, iyi dileklerini esirgemeyen dostlara teşekkürler)
gereksiz adam
Neyse efem pazartesi pazartesi pek mutluyum, pek huzurluyum sormayın gitsin. Sabah işyerine girip akşam mesai bitimi zar zor çıkabilmiş olabilirim, sürekli bi kalabalık sürekli bi kalabalık tepemde yığılmış olabilir ama kahve yudumlayabiliyorum artık mesela. Sonra inanmazsınız belki ama yanında sigara da içebiliyorum. Düz yolda giderken tepeme çıkan bir ateşte yok, dünya ne güzel. haaayyy hay lay lay lay hay hay laaayyyyy (böyle mi sevinilir lan, unutmuşum.:).
2011 yılını çok sevdim sonra. % 50 si birden oluşuyor mesela. Bu bile sevmem için yeter. (1) ne asil bir rakam. Ha belki 2011 yılı kova burçları için çok iyi bir yıl olacakmış söylentisinin verdiği gazdır birlere duydugum sempatinini sebebi, kim bilir. Bir saniye;
.kim inanır?
.kadir inanır
demek istedim birden, lütfen gelmeyin üstüme gevrekliğim 2011' den. Buyrun efendim coşkuma eşlik eden şarkım; sezen aksu kibir...
(halimi hatırımı merak eden, iyi dileklerini esirgemeyen dostlara teşekkürler)
gereksiz adam
2 Ocak 2011
AHA 2011
Kıçını yataktan kaldırıp yeni yılı coşkuyla karşılayamayacak kadar hasta başladım yeni yıla. Ne kırmızı don giyebildim ne de ondan geriye sayıp şampanya patlatabildim. Nasıl başladıysa öyle gitmez, antibiyotiklerimi düzenli olarak kullanıyorum, geçecek inşallah.
ha hasta olmasam şampanya patlatıp, ondan geriye sayacak mıydım?
yooo, maksat muhabbet olsun...
Bu arada çeşitli nedenlerle uzun zamandır ziyaret edemediğim, varlığımı hissettiremediğim blog sahibi arkadaşlara iyi yıllar diliyorum. Huzur olsun yeter be...
gereksiz adam
ha hasta olmasam şampanya patlatıp, ondan geriye sayacak mıydım?
yooo, maksat muhabbet olsun...
Bu arada çeşitli nedenlerle uzun zamandır ziyaret edemediğim, varlığımı hissettiremediğim blog sahibi arkadaşlara iyi yıllar diliyorum. Huzur olsun yeter be...
gereksiz adam
26 Aralık 2010
TEK Bİ CÜMLEDE TOPLANMAZ
Kendime uzun bi ara oldu; zaman olarak kısa, yaşananlar açısından uzun...
Ve kalabalıkta yaşadıklarına uzaktan ve yalnız bakınca, kendine yabancılaşıyor hepten insan.
Bugün bu karmaşa ile başbaşayım. Ne büyük elem, ne büyük karmaşa pehhhh. Boşta kalmış zamanın oyunları bunlar sanki. Ve pazarın terbiyesizliği.
Sonra bir yıl daha bitiyor. Biten günden farkı olmasa da, sanki daha bi hüzünleniyor insan. Aklımı ve elimi en son 1994' e alıştırabilmiştim sanırım. Sonrası hep önceki yıllarla karışan tarihler oldular, 2010 gibi.
Cümleleri hatta kelimeleri birbirine katıp anlamsız paragraflar çıkartasım var ortaya. Bende bi anlam bulsun yeter diyor bi taraftan iç sesim. Sonra bu iç ses' e bi nefret olgunlaşıyor bünyemde. İç sesin karşılık bulduğu anlam değil, direkt bu iki kelimeye karşı nefretim.
iç ses
iç ses
hay içine....
2009 yılında yaptığım bir hatayla başlayan (belki de bu bi hata değil, benim algılarım sorunlu) yeni hayatım (eskiye dönen yeni hayatım gibi bir şey ) hala devam ediyor, üstelik sonunda gördüğüm bir ışık yok (Yoksa kör müyüm, ışıklar tepemde parlıyor da göremiyor muyum?). Neyse işte 2010 bitiyor deyince aklıma geldi. 2010=2011 olur herhalde bu anlamda. O zaman tarihleri karıştırmamda bir sorun yok sanırım.
Bu şarkıyı çok sevdiğimi söylemiş miydim. Üstelik bugün pazar ve arka fondan bu şarkı geliyor (arka fon = televizyon).
''Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte, yani yürekte.'' demiş Nazım, ne de güzel etmiş.
Bir de Tarkan' ın Tarkan olduğu dönemlerden kalma şarkısı var dilimde; kış güneşi. hah işte o dönemlerden, o dönemki benden, benim etrafımdakilerden midem bulanıyor. Bu bulantıyı dahi özlemek akıl işi değil. Evet ben bi ruh hastasıyım....
E neyse işte....
gereksiz adam
Ve kalabalıkta yaşadıklarına uzaktan ve yalnız bakınca, kendine yabancılaşıyor hepten insan.
Bugün bu karmaşa ile başbaşayım. Ne büyük elem, ne büyük karmaşa pehhhh. Boşta kalmış zamanın oyunları bunlar sanki. Ve pazarın terbiyesizliği.
Sonra bir yıl daha bitiyor. Biten günden farkı olmasa da, sanki daha bi hüzünleniyor insan. Aklımı ve elimi en son 1994' e alıştırabilmiştim sanırım. Sonrası hep önceki yıllarla karışan tarihler oldular, 2010 gibi.
Cümleleri hatta kelimeleri birbirine katıp anlamsız paragraflar çıkartasım var ortaya. Bende bi anlam bulsun yeter diyor bi taraftan iç sesim. Sonra bu iç ses' e bi nefret olgunlaşıyor bünyemde. İç sesin karşılık bulduğu anlam değil, direkt bu iki kelimeye karşı nefretim.
iç ses
iç ses
hay içine....
2009 yılında yaptığım bir hatayla başlayan (belki de bu bi hata değil, benim algılarım sorunlu) yeni hayatım (eskiye dönen yeni hayatım gibi bir şey ) hala devam ediyor, üstelik sonunda gördüğüm bir ışık yok (Yoksa kör müyüm, ışıklar tepemde parlıyor da göremiyor muyum?). Neyse işte 2010 bitiyor deyince aklıma geldi. 2010=2011 olur herhalde bu anlamda. O zaman tarihleri karıştırmamda bir sorun yok sanırım.
Bu şarkıyı çok sevdiğimi söylemiş miydim. Üstelik bugün pazar ve arka fondan bu şarkı geliyor (arka fon = televizyon).
''Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte, yani yürekte.'' demiş Nazım, ne de güzel etmiş.
Bir de Tarkan' ın Tarkan olduğu dönemlerden kalma şarkısı var dilimde; kış güneşi. hah işte o dönemlerden, o dönemki benden, benim etrafımdakilerden midem bulanıyor. Bu bulantıyı dahi özlemek akıl işi değil. Evet ben bi ruh hastasıyım....
E neyse işte....
gereksiz adam
23 Aralık 2010
12 Aralık 2010
KİM BİLİR KAÇINCI...
Farklı ve yeni bir dünya...
Kim bilir kaçıncı girişimim bu ve kaçıncı bu girişle başlayan yazım.
Biten her cümleden sonra, çok şeyin değişeceğine dair kaçıncı umudum.
Bitmeyen hiçliğim,
değersizliğim...
Aynı yoldan kaçıncı geçişim,
tanımışlığım,
tanınmışlığım,
ve yalnızlığım...
Kim bilir kaçıncı girişimim bu ve huzur trenine kaçıncı geç kalışım;
aynı merdivende,
aynı tren sesi
ve el sallayanlar.
ve tebessümle el sallayanlar,
ve mutlu,
ve huzurlu el sallayanlar.
Kim bilir kaçıncı kabullenişim bu,
kaçıncı susuşum...
gereksiz adam
DURUMUM BUDUR-2
Dün başlayan elektrik kesintisi bugün 17:25 e kadar devam etti. Şuan garantisi olmayan, gelip giden elektriğimize şükürcüyüz. Bir önceki yazıyı ekledim, geri dönüp yazılanlara bakamadan elektrikler yine gitti (bana verdikleri 10 dakika için ilgili şirkete teşekkür ediyorum). Sonra yine onar dakikalık 1-2 seans yaşadım, hakkını yemeyeyim.
Sabah uyandığımda elektrik kesintisi yine canımı sıktı ve anladım ki hayatımız elektrik, su, telefon gibi teknolojinin nimetleriyle anlam kazanıyor. Onlar olmasa bir hiçiz sanki. Herhalde bu da alışkanlıklarımıza olan bağlılığımızla ilgili. Ama hep söylerim, bu insan evladı bi gün kendi başını yiyecek diye. Bul, icad et, topluma yay, genelleştir ama altını boş bırak, ilk icad edileni maddi kazanca çevirmek için uğraş, Arge' yi salla, sonra sistem çöksün ve altından kalkama. Yazın çükünün keyfine dolaş, gerekli bakımları yapma, kışın ilk karda hoooopp, bitiğiz....
.Ben: sorun ne, neden elektrikler gelmiyor?
.M. Temsilcisi: Kablo kopmuş.
.Ben: Ne zaman gelir elektrik?
.M. Temsilcisi: Kesin bir saat veremem
Ben: Peki, yanlış anlamayın ama, siz neden oturuyorsunuz orada?
Bahsi geçen şirketin müşteri temsilcileriyle görüştüm bir kaç saat önce. Birebir konuşmayı buraya eklemek isterdim fakat hepsini hatırlamam zor. Konuştuğum bayanın tek yaptığı; haklısınız, bakım var, net saat veremem v.s. gibi içi boş şeyler söylemek. Tabi o ne yapsın, işini yapıyor, söylenmediyse nereden bilsin ne olacağını. Bunu kendisine de belirttim, sitemimin ona değil ilgililere olduğunun altını çizerek. Müşteri güvenliği için kaydedilen o bandı, şikayet bandına çevirip gerekli mercilere ulaştırmasını istedim. Çünkü böyle büyüüüük şirketlerde asıl yetkiliye ulaşmak zor iş. Konuşmamızın sonunda Müşteri temsilcisi arkadaş şikayetlerim için bir dilekçe yazmamı söyledi. İşte beni delirten kelime; dilekçe...
Ortada iki tarafın bildiği ve karşı taraftan kaynaklı bir sorun var. Ortada güvenliğim için kaydedilen bu konuşma ama hala istenen ne, dilekçe. ''Bakın bayan'' dedim, devlet dairelerinde bile dilekçe kalktı neredeyse, yıl 2010 siz benim sesimi kaydediyorsunuz, alın size dilekçe. Ayrıca farkında mısınız, her eşyi süslüyorlar, güzel konuşan kız ve erkeklerden oluşan temsilciler, süslü reklamlar -önceki yazımda da belirttiğim gibi-...................
Neyse efem elektrikler gitti ya, bu durum benim arabanın da zoruna gitmiş olacak ki, sabah kontağa bastım araba da tık yok. Pardon sadece bi tık var devamı yok. Sanırım onun da aküsü cort.
Sönen sobayı yakma girişimlerim, duman altında kalan bi ev, belli belirsiz uykularım v.s. diye devam eden günlük aksilik çerezlerime gimeyeceğim bile. En güzeli gidip bi kardan adam yapayım. Kıçına da bi elektrik direği monte edeyim kendime ithafen....
saygılar.
(Sevgili novella umarım aydınlatabilmişimdir seni.:))
gereksiz adam
Sabah uyandığımda elektrik kesintisi yine canımı sıktı ve anladım ki hayatımız elektrik, su, telefon gibi teknolojinin nimetleriyle anlam kazanıyor. Onlar olmasa bir hiçiz sanki. Herhalde bu da alışkanlıklarımıza olan bağlılığımızla ilgili. Ama hep söylerim, bu insan evladı bi gün kendi başını yiyecek diye. Bul, icad et, topluma yay, genelleştir ama altını boş bırak, ilk icad edileni maddi kazanca çevirmek için uğraş, Arge' yi salla, sonra sistem çöksün ve altından kalkama. Yazın çükünün keyfine dolaş, gerekli bakımları yapma, kışın ilk karda hoooopp, bitiğiz....
.Ben: sorun ne, neden elektrikler gelmiyor?
.M. Temsilcisi: Kablo kopmuş.
.Ben: Ne zaman gelir elektrik?
.M. Temsilcisi: Kesin bir saat veremem
Ben: Peki, yanlış anlamayın ama, siz neden oturuyorsunuz orada?
Bahsi geçen şirketin müşteri temsilcileriyle görüştüm bir kaç saat önce. Birebir konuşmayı buraya eklemek isterdim fakat hepsini hatırlamam zor. Konuştuğum bayanın tek yaptığı; haklısınız, bakım var, net saat veremem v.s. gibi içi boş şeyler söylemek. Tabi o ne yapsın, işini yapıyor, söylenmediyse nereden bilsin ne olacağını. Bunu kendisine de belirttim, sitemimin ona değil ilgililere olduğunun altını çizerek. Müşteri güvenliği için kaydedilen o bandı, şikayet bandına çevirip gerekli mercilere ulaştırmasını istedim. Çünkü böyle büyüüüük şirketlerde asıl yetkiliye ulaşmak zor iş. Konuşmamızın sonunda Müşteri temsilcisi arkadaş şikayetlerim için bir dilekçe yazmamı söyledi. İşte beni delirten kelime; dilekçe...
Ortada iki tarafın bildiği ve karşı taraftan kaynaklı bir sorun var. Ortada güvenliğim için kaydedilen bu konuşma ama hala istenen ne, dilekçe. ''Bakın bayan'' dedim, devlet dairelerinde bile dilekçe kalktı neredeyse, yıl 2010 siz benim sesimi kaydediyorsunuz, alın size dilekçe. Ayrıca farkında mısınız, her eşyi süslüyorlar, güzel konuşan kız ve erkeklerden oluşan temsilciler, süslü reklamlar -önceki yazımda da belirttiğim gibi-...................
Neyse efem elektrikler gitti ya, bu durum benim arabanın da zoruna gitmiş olacak ki, sabah kontağa bastım araba da tık yok. Pardon sadece bi tık var devamı yok. Sanırım onun da aküsü cort.
Sönen sobayı yakma girişimlerim, duman altında kalan bi ev, belli belirsiz uykularım v.s. diye devam eden günlük aksilik çerezlerime gimeyeceğim bile. En güzeli gidip bi kardan adam yapayım. Kıçına da bi elektrik direği monte edeyim kendime ithafen....
saygılar.
(Sevgili novella umarım aydınlatabilmişimdir seni.:))
gereksiz adam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

