2 Temmuz 2010

VEDALARI HİÇ SEVMEM

"Ben vedalara alıştım" diye başlamalıydım ya da "vedaları hiç sevmem" ile... Bir ucundan başlamalıydım işte ama, aklımdan geçen, ruh halimi anlatacağını düşündüğüm her şey boş ve sahte geliyordu da, bir yerden başlamalıydım.

"hiç buluşmamıştık, hiç bakmamıştım gözlerine. O yüzden koymadı bu üstü örtülü gidiş" desem olur muydu?

Sahi olur muydu?

Bu "Sahi" ne kadar eğreti durdu orda. Üstelik her yazının bir kıyısında yerini buluyordu hep. Sahi, Sahi' yi ne ile eşitleyebilirdim;

Gerçekten,
Cidden,
...
..
.

Yok, hiçbirini sevmedim. Sana, gidişinin farkında olduğumu ve üzülmediğimi ya da çok üzülmediğimi anlatacak daha afili kelimeler lazımdı bana.

Afili... Yıllarca "afilli" diye yutturuldu millete aslı afiliydi. Bunun altını çizmem etkili olur muydu?

Kendini tekrar eden cümlelerimin çok farkındayım. Ne olur bu sefer onları benden ilk kez duyuyormuş gibi davransan, sonra beni anlasan, tam da anlatmak istediğim gibi anlasan. En son "ben vedalara alıştım" tabusunu yıksan başıma, bi halta alışamadığımı anlatsan...

olur mu?

biliyor musun? (bunu da çok yazmıştım, neyi bildiğini hla çözemedim)

Vedaları hiç sevmem ben. Hiç buluşmamıştık, hiç bakmamıştım göz....


cem





1 Temmuz 2010

YOK YAHU

Biz ne zamandan beri cenazelerde siyah takım elbise giyinmeye, kafaya bir tül ya da şapka takmaya başladık. Hayır şekilsel takıntımdan falan değil, sadece zamanını merak ediyorum o kadar. Modernlik deyince akla bunlar geliyorsa ben almayayım, bu düpedüz özentiden öteye geçmeyecek bir durumdur...

Hocam bana her şey batıyor bu ara. Televizyon, gazeteler, internet dünyası hepsi kendi kimliğini kaybetmiş, yeni kimlik sahibi de olamamış bir ülke görüntüsü çiziyor.

Yok yahu, neydi?

Avrupa standartlarına ancak bu şekilde ulaşacaktık değil mi? Aklı, ilimi, bilimi salla gitsin. İmajımız düzgün olsun sevgili dostlar, gerisi hikaye...

Sahiden biz bu kadar mı özenti bi toplum olduk anlamadım gitti...


cem

30 Haziran 2010

HAZİRAN

Kendini nisan sanan bir haziran ne kadar mutlu olabilir ki...

Sizce de haziran hayatından bezmemiş midir?

Tek korkum nisanın haziran yağmurlarını kıskanıp, çıkması muhtemel aylar arası çatışmanın fitilini ateşlemesidir açıkçası...

sonra temmuz,
sonra ağustos...
.....
...
.


cem

28 Haziran 2010

GÜL PEMBE


Şimdi eski zamanlardan kalma bir şarkı dinliyorum. İçerisinde bir dolu sır sakladığım, o zamanlar yazıp çizdiğim bütün ''beyaz sayfalarda'' içinden bir cümle bıraktığım o şarkı. Gül pembesini eşitlediğim başka isimler, gerçeği saklamaktan öte bir şey değildi. Sen bilmedin, hiç bilmedin her başka ismin ben de sana çıktığını, sen hiç bilmedin bütün gül pembesi sendin, sen hiç bilmedin gül pembesini örttüğüm içimdeki sırdın...

Ben kendimi kendimden dahi saklamaya sende başladım. Ben senin yeşile çalan gözlerinde yaşadım yalanlarımı... Sen kendimden onsekiz yıl çıkartığım zamanlardan kalma unutulmazımdın. ...

Duvarlarına adını okuduğum virane, ahırdan bozma gece kondu evleri tek sığınağımdı o zamanlar. Şimdi onlarda yok, şimdi durup düşünmedikçe sen de yoksun ama senden kalan, somut yalanlar yüklediğim şarkılar çalınca soyut gerçeklerimle yüzleşiyorum...

Ben sana dair hayallerimi Sezen Aksu' da, Barış Manço' da sakladım... Bir gün yalansız bir zamanda karşılaşırsak, hepsini hediye edeceğim sana...


cem




27 Haziran 2010

ASLINDA BEN AŞKI ANLATACAKTIM

Aslında ben aşkı anlatacaktım.
Bir ucundan tutmak için çok uğraştım kelimelerin,
aşka dair iki kelam etmek için çok düşündüm.
Nihayetinde anladım ki daha aşkı tanımamışım
ya da tanıtmamışlar...

ve yine anladım ki okumak en kolayı
bilen, duyan, görüp yaşayan yazsın ben okumaya hazırım...

Anlamak mı?
söz vermiyorum...


cem

24 Haziran 2010

TERÖR-AKASYA DURAĞI-REYTİNG

Hitap ettiği toplumdan bu kadar kopuk televizyon ve gazeteleri olan başka bir ülke var mıdır?

Üstelik aynı televizyonlarda, aynı uzaklıktaki programlar aynı halk tarafından izlenme rekorları kırıyorlar. Ertesi gün yapacağı çapayı, ekeceği ekini unutan çiftçi ya da sabahın bi körü dolmuşlarda güne tıka basa başlayan işçi-memur pür dikkat ful makyajlı kadınları, manikür-pedikürlü erkekleriyle kokuşmuş bir hava sergileyen dizileri izliyorlar. İnsan merak ediyor, bu ''ne verirsen onu alır toplum'' mantığı mı yoksa tamamen mantıksızlığın getirdiği sarhoşluk mu?

Acaba eğlencelerde-partilerde sabahlayan, zekasını kullanamayan, son model üstü açık arabalarda cafcaflı hayatlar süren, sürekli şampanya patlatan insanlar gibi mi olmaya özeniyoruz. ''şehitler ölmez, vatan bölünmez'' nidalarıyla ortalığı daha önceki gün inleten bi dolu insan bugün ne yapıyor merak ediyorum. Bakın ilginç bi anekdot;

19 Mayıs günü gerçekleşen terör olayını herkes biliyor, sorsak hiç kimse unutmadı fakat aynı gün televizyon izlenme oranlarını ve en çok izlenen televizyon programları da oldukça dikkat çekici...


TOTAL

1. AKASYA DURAGI
2. KUCUK KADINLAR.
3. ADANALI
4. AKASYA DURAGI (OZET)


AB

1. KUCUK KADINLAR.
2. DİSKO KRALI
3. AKASYA DURAĞI
4. STAR ANA HABER


Akasya durağı birinci, hem de 19 mayıs akşamı... ''Yas tutmayalım, onları sevindirmeyelim'' söylemleri safsata bence, belki karalar bağlanmamalı ama az bi durup düşünmeli, bi şapkayı öne koymalı sanki..

Velhasıl bi noktadan sonra kendinden geçmiş, balık hafızalı toplumlar olduk çıktık ve eminim akşam Akasya Durağı' nı izleyip sabah cenaze törenlerinde gövde gösterisi yapmış bi dolu insan da vardır bu ülkede. Bi dolu her şeyi anında unutan, iradesi dahilinde tepki veremeyen, ne yaptığının farkında olmayan... ve yine ne yazıktır ki demokrasi denen şey, onlara da eşit mesafede ve onların da bu ülke yönetimine katkıda aklı selim, ne yaptığını bilen insanlar kadar hakları var. Aynı insanlar hiç durup düşünmemiştir eminim ''terör neden var, neden son zamanlarda ayyuka çıktı?''.. onlar için çözümde basit zaten, suçlu da belli...

Birileri pişirip pişirip sunuyor önümüze. her şeyin farkında olup sırf açlıktan yesek gam yemeyeceğim de karnımız tok da olsa yemeğin tadından-sunumundan gözümüz öyle dönüyor ki, ne sunanı görebiliyoruz ne de tokluğumuzu...

Ben bu ülkede ki bir çok insandan bazen çok sıkılıyorum...

(umarım behlül-bihter ikilisinden fırsat bulup bu yazıyı okur bugün birileri)


cem




21 Haziran 2010

UZAĞIMDAKİ

Biz biraz daha umutlu zamanlarda büyüdük.
Hatırlar mısın, şarkılarda daha çok umut vardı o zamanlar.

alevlerin arasından yüzler geçiyor
yüzler alevlerden türkülere geçiyor
günler alevler gibi geçiyor
koş,
ac kapıyı
yeni ufuklar getirmiş,
gülmeyi bilen çocuklar..
bak,
çocukların ellerinde güzel günler var
güzel günler


diyordu bir zamanlar Suavi. Biz biraz daha umutla bakıyorduk dünyaya, belki de bugün içimizde bir yerlerde hala kalan umut bundandı, kim bilir!

Şimdi körelmeye başladıkça umudum eski şarkılara dalarım. Kendi adıma olmasa da dünya adına umudumu kaybetmemek için.

günler mi?

Bugünlerde bana ait değil yine. Yine başka hayatlarda, başka rollerdeyim. Ve hala bir yerlerde kalamıyorum uzun süre. İçimde hep bir kaçma, hep bir yalnız kalma isteği. Öyle evet, tam da bıraktığın gibi.. Benim yine kaçma vaktim geldi uzağımdaki, ama bu sefer bu kafesten kurtulabilir miyim bilmiyorum.

Alevlerin arasından yüzler geçiyor yine anlayacağın...


cem

20 Haziran 2010

KIYAMET SEN DE...

Ben insanı anlamadım gitti heyhat. Nasıl bir ruh hali böylesine şiddete sürükler aklı, böyle hoyratça can aldırır?

Ben bilemedim gitti açgözlülüğü, açıkgözlülüğü dünya. Dil,ırk, kültür için bu kadar can almak neyin nesi. Hiç konuşmasan asıl dilini, kültürünü tamamen unutsan dahi, değer miydi?

Dil ne?
Irk ne?
Kültür ne?

Dünyada iletişim kurabilmemiz için geliştirilen bu araçlar nasıl oluyor da amaç olup can almaya sebep oluyor.

Ben insanı anlamadım gitti heyhat. Hatta ben insanı sevemedim gitti. Her gün hırslarına yenik düşüp can alan insanları-ülkeleri görmekten sıkıldım.



cem

15 Haziran 2010

-MELİ, -MALI

.Kendimin farkına varmamalıyım
.İçinde bulunduğum hayatı düşünmemeliyim
.Sezen Aksu ya da Hozan Beşir dinlememeliyim.
.Haberleri takip etmemeliyim.
.Seni ve seninle olacak hiçbir şeyi düşünmemeliyim
.Yarını düşünmemelyim
.Hayatı küçümsemeliyim
.Ergenlik döneminden çıkmalıyım
.Daha az uyumalıyım ya da daha çok uyumalıyım.
.Düşünmemeliyim
.''olmalı'' değil ''kısmet'' demeliyim
.Detayları takmamalıyım
.Kıskanmamalıyım
.Unutmalıyım belki
.Kurallara uymamalıyım
.Kural koymamalıyım
.Büyümeliyim
.Blogtan vazgeçmeliyim.
.Sonra büyümeliyim.
.-meliyim
.-malıyım
....
...
..
.

pardon ya, çok eskidendi bu hikaye...

cem

14 Haziran 2010

BULDUM; GÜNEŞ...

Bütün unutulmaz sıkıntılı anıların çaresi güneştir herhalde. Hatta kendimce bunun kesinliğine eminim de, dışarıdan bakınca iddia gibi gözüksün istememden kaynaklı o "herhalde".

Şimdi bunu kanıtlamak için bi dolu tezim, savım, önderim, kanıtım var da, hava sıcak-güneşli yazamam...:)


cem