30 Mart 2010

NE OLUR?

Dursan,
gitmesen bugün.
Son kez baksam dağları sisli karadeniz gözlerine
hatta bu gece kalsan,
sarılsam güneş yanığı gül kokulu tenine,
yaylalarına bahar gelse köyümün.

Dursan,
gitmesen bu yıl.
panayırlar kurulsa gönlümün merkezine,
mutlu aşk şarkıları çalsa bayram günlerime.

dursan,
gitmesen bu ömür.
Gözlerine her bakışım son bakış tadında olsa,
yaylalarına kış gelmese köyümün..

Kalsan,
gitmesen,
benimle olsan bu ömür.
ne olur?


gereksiz adam

GEYİK


Bi başıboş bulup ümüğünü sıkaraktan, canlılara olan bütün hıncımı alayım diyorum. ''Neden başıboş' un başını yakayım ki'' dediğimde olmuyor değil hani, ama bir şekilde rahatlatmam lazım kendimi...

Neyse efem, çok değişik bir şey oldu ve bugün acayip gergin bir gün geçirdim (güleceksen yüzüme yüzüme gül, peşimden değil. yüzüme gül ki kendimi daha bi mal hissedeyim). Mesai saati bitip kendimi dışarı attığımda biraz rahatladım da nereye kadar... hemen açıklayayım ya da bi diyalog yazayım alta...

.hoşgeldiniz
-sağol
.nasılsınız?
-ben iyiyim, hep iyiydim. sen ne zaman iyi olacaksın?
.ben iyiyim zaten
-yok bir başına iyi olamazsın. ne zaman düğün göreceğiz?
.senin çocuk evlenmedi mi?
-evlendi
.e o düğün kesmedi mi seni?
-yok seninkini de görelim.
.tamam sen geç şöyle, ben göstereceğim....

gelde pöfff leme, gelde pöff leme...

bak! yeni anayasa paketi umrumda değil, darbe girişimleri, evrenin sırrını çözmeyi amaçlayan deneyde gerçekleşen çarpışma, Almanya' da açılması istenen Türk liseleri, metro zamları, o, bu... hiçbiri umrumda değil ama benim hayatımı yönlendirmeye çalışan, benle alakasız insanların varlığı beni deli ediyoorrr üleynnn...

[(kadir inanır mı, yaban mı?)
(yaban' ın adını unuttum, googleye üleynnn yazdım direkt çıktı.. üleynnn le bulunuyor olmak ne vahim bir durum)]

Hocam ben yeni bir hayat tarzı belirledim ve kendimi geyiğe adadım. Yukarıda gördüğünüz resim, bi arkadaşımın çok zaman evvel bana uygun bulduğu bi resimdir ya da buna yakın bir şeydi. Demek geleceği görmüş ya da potansiyelimi... denize düşen yılana sarılır misali geyiğe verdim kendimi, boynuzlarımdaki dallardan yaşımı da anlayabilirsiniz gayet net...

neyse işte, bi ara hatırlatın ''geyik muhabbeti'' nin doğuşunu anlatayım sizlere, madem bu işe adadık kendimizi hakkını vermeliyiz değil mi? şimdi yazardım ama günün stresi baş ağrısı olarak yer buldu bünyede, biraz dinlenmeliyim...

çok sevdiğim ve aşağıda da sözlerini yazacağım şarkıyı da sizlere armağan ediyorum efem... sözlerine tıklayarak şarkıyı dinleyebilirsiniz..



gereksiz adam (zaten başkası da yazamaz bu fevkalade edebi yazıyı)

FERMUARINI AÇTIM KLAVYEMİN

Fermuarını açtım klavyemin. Kesintisiz saçmalayabilecek potansiyelim mevcut bugün, yok dün ve bugün, yok yok geçen haftadan beri...

hımsss.. yok hatta bütün ömrüm boyunca saçmalayabilirim, ki saçmalayarak yaşıyorum.

Saçlarım perişan misal, hemen sağımda bi ayna var ve ben sağıma bakmaya tırsıyorum. aynada kendimi görmekle birlikte, hemen aynanın üstünde 12 yıl öncesine ait bir fotoğrafım var onu da görüyorum ve bu beni deli ediyor... evet yaşlanmak koyuyor bana, ''her yaşın ayrı bir güzelliği var'' yalanına hiç inanmadığımı da çok kere söylemiştim kanımca.

dün rüyamda üniversite yıllarımı gördüm. kan ter içinde uyanmam normal olabilirdi havalar sıcak olsaydı. kan' ın sıcakla ne alakası mı var, var işte, sıcakta daha akışkan oluyor kim buna itiraz edebilir, hiç kimse... buyrun cesaretiniz varsa beni masanın masa ya da siyahın siyah olduğuna inandırın. acayip kelime oyunlarım vardır, siz bile masaya sandaliye diyebilirsiniz her an..

neyse, nerde kalmıştım....

ha üniversite yıllarımı görme sebebimi anlatacaktım. ales sınavına girme girişimim oldu bu ara ve yüksek lisans yapmak istemiyorum ve hatta daha fazla okumak istemiyorum, okul görmek istemiyorum. kimse okumasın, böyle okuma yazma bilmeden anlaşabilecek toplumlar olalım. öğrenci olmasın, okul olmasın, okulda vızıldayan öğrenci sesi duymak istemiyoruuuummm....

evet duydum bu söylediğinizi; ''neden sınava girme teşebbüsün oldu''

evet duydum, benden kaçmaz.

neden mi?

kendime inadımdan, kendime olan uyuzluğumdan, kıl oluyorum kendime.. ondan işte...

Saat kaç, bakalımmm, 00:17... yatmam, sabah kalkmam, sonra yine yatmam ve yine sabah kalkmam gerekiyor. ''Hayat zaten bundan ibaret'' demişti bir bir önceki yazıya yorum olarak Vlademir ve ilave etmişti ''o virgül aralarını, istediğin gibi, sınırsızca doldurabilirsin''... olmuyor arkadaşım, dolmuyor istediğin gibi o virgül araları, dolmuyor. Çünkü bi psikopat ruh haliyle karşı karşıyayım, ne desem aksini söyleyip beni geri çekiyor....

Telefonum çalıyor bu saatte, üstelik benim uyumam lazım. Sezen çalıyor, söylemişimdir şu şarkısı, neyse açmayayım çalsın bir müddet daha, şarkı pek içli... oysa ne kadan mutlu, ne kadan mikemmmel bi ruh halim vardı bu şarkıyı duyana kadar, tühhh bok oldu her şey...

neysee....

cici cici yatayım, sabaha kahkahalarla uyanayım..

kahkaha deyince aklıma geldi, eskiden kahkaha atarak uyandığım sabahlar oluyordu. rüyamda başladığım gülme nöbetlerime uyandığımda da devam ediyor buluyordum kendimi. öyle aklıma geldi yazdım, sorgulama....

başım ağrıyor hacı, çünkü fevkaladenin fevkinde zamanlar yaşıyorum, bu mutluluk başımı döndürüyor...

bir kere daha pöfff leyebilir miyim?

lütfen...

pöfffff....


gereksiz adam

29 Mart 2010

.................YORGUN.................

Bayılayazdı adam,
şöyle bir sendeledi.
Çalacak bir kapı bakındı,
gözleri felfecirdi.
sağa baktı,
sola baktı,
bir türlü aradığını bulamadı.

Bir şeyler söyledi,
sonra sustu.
söylediklerini kimseye duyuramadı.
yere baktı,
yüze baktı,
bir türlü aradığını bulamadı.


gereksiz adam

HEBELE HEBELE

hebele hebele hebele hebele.

yazıyorum, yorumlar yapılıyor...

enter e basıyorum iki kere, yazı uzun gözüksün diye...

sonraa...

yazıyorsunuz, yazdıklarınızı yorumluyorum...

pöfff...

hayat;

yaşıyorum,

yaşıyoruz....

hebele hebele...

iş;

çalışıyorum,

para alıyorum,

yiyorum bitiyor...

çalışıyorum... para alıyorum... hebele hebele hebele...

tısssss, sıkıldım...

bi halt değiliz,

kendimizi halt sanıyoruz...

tısssss...

yazdım,

yorum yapın,

sonra yazın,

ben yorumlarım yazdıklarınızı...


28 Mart 2010

...

Ben kafayı çizmeden önce, anasını sattığımın dünyasında yok mu huzur bulacak bir mekan, he yok mu?

....

SEVGİLİ PAZAR...

Bir evin bir günlük ihtiyacını karşılayacak kadar elektrik var üzerimde. Sinir elektrik üretir mi bilmiyorum tabi, ama ürettiğini var sayıyorum...

Pazar bende vukuatlı ya zaten ama bu sabah vukuatsız bir günmüş muamelesi yaptım kendisine, yemedi. Tamam, biraz gergin uyandım. Kolum, başım, bacağım, sırtım v.s. ağrır haldeydi ama ben yine de şans verdim güne, olmadı...

Gergin bi kahvaltı arası ev ahalisiyle tartıştım, çayımı aldığım gibi sigaramı yaktım (sigara sağlığa zararlıdır, yakmamalıydım, bu benim terbiyesizliğim), yarısına geldiğim de sigaramı yatağa düşürdüm ama yanmadı yatak çok şükür. Sonra bilgisayarı açtım (kadim dostum) onunla oyalanırken odamı arılar bastı, onları defedeyim derken sigaramla sağı solu yakma teşebbüsüm devam etti. Sonra duş aldım, sıcak su tükendi bu havada. duştan çıktım saçımı kurutayım derken makine bozuldu. Aradığım bi pantolonumu bulamadım bir türlü, annem almış makineye atmış, kesin o makine de bozulur şimdi. Ya hacı ben 32 yaşında oldum, en son gidip evleneceğim o olacak, bıktım çocuk muamelesi görmekten de ben evlenirsem bir yıla kalmaz boşanırım eminim. Evde birileriyle yaşamak bana bildiğin işkence çünkü, uzaktan sevişelim-konuşalım-kırıştıralım arada yanıma gelsin yeter. bana böylesi lazım, da başımı alıp gitmeliyim buralardan... neyse nerden nereye geldi mevzu...

Fonda düş sokağı sakinleri ''al beni yar'', odamda arı vızıltıları, ulaşamadığım pantolonum (onu giyinmek istiyorum ısrarla, hayret bir şey), ıslak saçlarım, ben ve gecesinin manasızlığından gün yerine koymadığım parçalı bulutlu bir pazar...

heee tabi, saatinizi 1 saat ileri alın, çok lazım aman unutmayın...


gereksiz adam

27 Mart 2010

BUGÜN CUMARTESİ




.bugün cumartesi.
-evet bugün cumartesi.
.tatil
-teorik olarak, evet.
.lost 6. sezon 9. bölümünü izlemek güzel olur mu?
-koca cumartesiye az gelir.
.tamam, kahve yapıp sigarayla içerim bol bol
-yetmez
.çıkıp eş dostla takılıp, akşam bir iki bir şey içip, ordan burdan laflarız
-aynı dili konuşuyor musunuz?
.bilmem, bulunur ortak bir dil. olmadı, ülkeyi kurtarırız.
-başka
.evde de oturabilirim boş boş
-hiç akla gelmeyecek bir aktvite, sonrasında başlar kendini yemelerin.

.güneş yok, meteoroloji güneşli demişti.
-inandın mı?
.inanmak istedim
-ne olacaktı güneşli olsa
.belki yalancı bir huzur olacaktı
-ne zamana kadar oyalayacaktı güneş seni
.bilmem, cumartesiyi kurtarırdım belki.
-sonra
.sonrası yok, anı yaşamak lazım değil mi?
-becerecek misin?
.hayır
-.:))

-ne istiyorsun?
.yalnızlığımı
-zaten yalnız değil misin?
.daha da yalnız olmak istiyorum, haftanın 4 günü mesela.
-sonra?
.bilmiyorum, anı yaşıyorum.

-bugün cumartesi
.evet, cumartesi.
-gün bitiyor, hadi kaçırma
.yok ben anı yaşıyorum, beni yorma...


gereksiz adam


BANA KALSA BÜYÜMEZDİM, BELKİ ONDAN BURUKLUĞUM


Bir zamanlar böyle bir şarkı vardı değil mi? O zamanlar özlemlerimiz olsa da bugün ki kadar derinden acıtmıyordu insanın içini. Bugün bakıyorum da ''bana kalsa büyümezdim, belki ondan burukluğum'' sözleri ne kadar da beni anlatıyormuş. Hoş mükemmel bir çocukluğumun olduğu söylenemez de, büyüdükçe hayat daha çok yoruyormuş insanı, daha iyi anlıyorum...

Cuma bugün ya, bugün huzurlu zamanların başlangıcı ya.... Oysa ben vasati 40 çöp kalmış aklımla, boş bir KAV kibrit kutusu gibi hissediyorum kendimi. Nasıl mı oluyor?

bilmiyorum... Aklıma emri verdim istemeden, şimdi o hislerimi yönlendirip, böyle bir ruh haline soktu beni. Sonra anladım ki, ben bu hayatta hep bardağın boş tarafını görmeye alışmışım, elimde değilmiş...

Bazen çook sıkılıyorum kendimden, çoookk... lütfen siz de sıkılın arada benden, kendimi haksız çıkartmayayım...

geldim,
gördüm,
beğendim,
almadım gitti dünyanın tadını...


gereksiz adam

25 Mart 2010

ASLINDA NE?

(I)

Aslında dere sesi,
yüzüme vuran ilkbahar,
ay ışığı,
Sezen Aksu..

Aslında huzur,
hayalimdeki sevgili,
sağlık,
para...

(II)

Aslında yalnızlık,
kaçamak aşklar,
ayrılık,
v.s.

(III)

Aslında ne?
huzur,
yalnızlık
huzurlu yalnızlık
ya da

Aslında ne?