14 Şubat 2014

14 Şubat

Tam da böyle bi umuttu işte, bi sabah uyku sersemiyken ansızın geldi ve bütün odayı perişan edip gitti. Günlerden salı, aylardan şubat, 14 şubat... 

ve doğdu..
ve hala...

cem ben, 36

11 Şubat 2014

NE DİYORDUM?

Çok ışıklı, süslü püslü caddelerde insani bi dolu değerini kaybetmiş hayatların yaşandığını düşünmek gibiydi ön yargılarım. Çok belli bi yaşanan ya da eksik kalanın yansımasıydı bu.

Aslında bu girişin konumuzla hiç alakası yok, hatta bi konu da yok ortada. Sadece bi dolu cümle kurmak ve bunu bi yerlere yazmak gibi bi istek bu. Örneğin, sabah bi dolu martı fotoğrafı çektiğimi yazmak isterim, sonra karadeniz' de bahardan kalma bi hava olduğunu, rastgele bi banka oturup, montumu kenara koyup uzun uzun denizin maviliğine daldığımı, geçmişi düşündüğümü ya da geleceği...

Sonra durup durup, aklımda aynı geç kalmışlığın yankılandığının da  bilinmesini isterim. Nereye ve neden geç kalındığı muamma bi akıl koşturmacası, üstelik olduğu yerde. Siz de bilirsiniz, geç kalmışlığın geride bıraktıklarını.

Bilmez misiniz?    
O zaman bilmeyiniz, bu en güzeli...  

Bu yazının konusunun belli olmadığını söylemiştim değil mi?  

Peki ya, evin her köşesinde var olan süs eşyalarının neden hala paketlerinde olduğunu söylemiş miydim?
ya da 
nereye baksam aynı başrol oyuncusuyla karşılaştığımı
ya da
bazen hayatın bi yönetmen boşluğuna düştüğünü
ya da 
bazen çok günahkâr olduğuma inandığımı
ya da
bütün mutsuz kelimeleri dost edindiğimi
ya da
hep o sahnede takılıp kaldığımı
....

ne diyordum;

Çok ışıklı, süslü püslü caddelerde insani bi dolu değerini kaybetmiş hayatların yaşandığını düşünmek gibiydi ön yargılarım. 

değil mi?

cem ben

10 Şubat 2014

PAZARTESİ

Sen bir şeyler düzelsin diye debelendikçe kötüye gider ya, tıpkı bu şahane pazartesi gibi. İnsanın tutup alnından öpesi geliyor hayatı...

Velhasıl, bi sabah bi akşam bi kuşluk vakti ya da Allahın cezası herhangi bir zamanda bi sürpriz yapsan...  MUTLU olsak misal...

ya da,  boşverin siz, Can Yücel' in en küfürlü şiirlerinden okuyun.

cem ben,

7 Şubat 2014

BUYRUN, İYİ CUMALAR!!

Hep bir şey, mesela ummadık zamanda çalan, darbuka ve keman alt yapılı, belki de arabesk sayılabilecek bi müzik;

''bilmesin o felek ne çektiğimi''   tadında...

Ve bi komedi filmi üstüne döşenmiş o ''orhan baba'' işkencesi...

Az önce ya da zamandan bağımsızlaşmış aklımın az öncesinde, yine akıl oyunlarımın kurduğu cümlelerle boğuşuyordum. En çok ''Çok öldüm ben'' diye başlayıp, her gün başlayan, sonra başka başka tesadüflerle yıkılan ümitlere bağladım ölüm sebeplerini... Ne kadar da çok ölmüştüm ben...

Sonra;

Hep bir şey, mesela ummadık zamanlarda karşına çıkan ve canını yaka yaka varlığını hissettiren hatıralar, çok zaman öncesinde öldürülmesi gereken ama ölmeyen bi dolu gerçek bir de...

Yatıp kalkıp tekrar edilen ''ne kadar da mutluyum'' sahte avuntu cümlesinden ve peşi sıra gelen bi dolu sahte ümitten, sonra yıkılan ümitten, sonra yine bi sabaha ''ne kadar da mutluyum'' sahteliğiyle başlayan günden...

En son bi yerlerde , ''bi gün geberip gittiğimde, müthiş bi mutsuzlukla, bi ömür mücadele ettiğimi herkes bilsin isterim'' demiştim, kendimi tekrar etmek istemem ama....  

Üstelik bi dolu maskeye rağmen...

Buyrun, iyi cumalar!!!

cem ben

3 Şubat 2014

NE YAPSA...

Ne yapsa yerini dolduramadığı, kahrolası bi boşluktu bu
Ve belki de sırf bu yüzden, 35 yıllık ömrünün son 20 yılını hep bir şeyleri özleyerek yaşadı.

cem ben...

28 Ocak 2014

HAYÂLİ ŞANTİYENİN GERÇEK ŞEFİ

..........

Dilek de tutardık icabında. Griye özenti, köpüklü dalgasıyla martıları kovalayan karadenizde alıp soluğu...
-Lütfen, bi adım daha kaçar mısınız hayatımdan-

Sır gibi, konuşması yasaklanmış, adına bi dolu sözsüz şarkılar bestelenmiş, ne olduğu muamma, kayalıklardan bozma bi ovanın çıkmazında bütün dilek ağaçları...

Oysa, bi dolu renkte kurdelelerimiz, siyah-beyaz hayâllerimiz ve ihtimal mevsimden üşüyen kalbimizle sıradayız.

Yeni kayaları parçalayıp, çakma ovalara dikilecek ağaçların yapraklarının dökülmesini bekleyeceğiz...

İşte bütün bu çıkmazlarla, tanımı yapılmamış hayatlarda öğrendik imkânsızın teorisini. Şimdi bi "kaya parçalama makinesi" icadı ya da teorisi yazılan imkânsızın uygulama arifesinde...

cem ben, hayâli şantiyenin şefi...

23 Ocak 2014

İŞTE CEM BEN

İnceden bi baş ağrısı ve karadenize özgü rüzgâr sesiyle gözlerini açtığı, çoğu karanlık ve olağandan sıcak odasında....

Çok zaman önce söylemiştim " Raskolnikov evinden çıkarken, her zaman olduğu gibi sessiz..." diye devam eden, kuş bakışı olayları seyreden adamın kaleminden çıkmış, kaliteli rus yazarların kaliteli romanlarına özenti tarzları sevmediğimi.

Keskin bi yalnızlık kokusunun tesiriyle belki ya da cuma beklentisi, bi acayip yarınlar ve benzeri özlemlerin etkisiyle belki. Hani günlerden cumartesi olsa, olağandan bir saat fazla uyumuş olmanın vicdan azabından başka bir şey olmayacaktı aynı odada. Sonra;"hadi kalk spor yap, duş al, kahvaltı yap ve bitsin görevlerin"diyen bi öteki Cem sesi, ki çok kızıyorum kendisine...

Çok zamandır "haftanın blogu" olan ve değiştirmeye üşendiğim ama çok zaman daha haftanın blogu olmayı hak eden Ateş Böceği'nin yayınladığı, Ah Muhsin Ünlü' ye ait şiiri okuyup, günü unutmak ve alt paragraflarda tarifi verilmiş şekilde hayatı yaşamak mümkün olamayabiliyor (Bkz. Haftanın blogu ). Kaldı ki, sıradan bi tv dizisinin, komedi tarzına aldırmadan, diyaloglar arasına sıkıştırılmış iki kelamdan, belirlediği bütün yaşam tekniğini alt üst eden bi akılla ve kalple uğraşırken vs.

Velhasıl, geçiyordum uğradım tadında devam ediyorum hayata bütün detayı ve bıkkınlığıyla ama mutsuzluğun tedavisi mümkün bi hastalık olduğunu kabul ederek,ama yine de verilen ilaçları içmeyerek ve haftanın belirli günleri inceden hayata kızarak.
Ve kendi halinde, selamsız sabahsız silik bi vatandaş olarak, daha çok martı peşinde koşarak iyi bir fotoğraf yakalamak için uğraşan vs.

İşte cem ben...

21 Ocak 2014

TEZAT

''Teknik bi konu yaşamak, kuralları belirle ve yaşa'' minvalinde bir şeyler söylemiştik de, bu televizyon ve sinema dünyasındaki senaryolar yakamızı bırakmıyor ki. Şimdi bi Sezen Aksu ya da Bon Jovi ( TIK ) eşliğinde,  damardan bi diyalog varsa karşında, seyirlik....

Velhasıl, bi alttaki gibi, teknik yaşanmıyor her zaman...

cem ben...

TEKNİK HAYAT

Şimdi teknik olarak, hayalini kurduğumuz hayatın uygulamasında yaşadığımız sıkıntılar toplamına mutsuzluk diyebiliriz. Dolayısıyla, yine aynı teknikle, hayali minimuma indirirsek ya da yaşayabileceğimiz hayatları hayâl edersek mutlu olabiliriz sonucunu çıkartırız, siz çıkartamasanız da ben çıkartırım ama, iş o kadar teknik olmuyor yaşarken o ayrı...

Kendimi bildim bileli, Sezen Aksu ve benzeri sanatçıları dinlemeyen, gangnam style havasında takılan, az duygulu, hayat bilgisi modunda yaşayan insanları sevmemişimdir. Sevmemek demeyelim de, mesafeliyimdir diyelim. "İki baharın birinde depresyona girmeyen insandan ne hayır gelir" mantığı. Lakin şimdi anladım ki, mümkün mertebe az düşünerek ve az duyguyla, önceden belli kriterlere göre yazılmış, orta yollu bi hayat metinini yaşıyormuş gibi yaşamak ya da bunu başarabilmek en güzeli. Bakın farkındaysanız "başarmak" kelimesi var orda, düşün ki ne boyuta gelmiş inançlarım. Burun kıvırdığım hayatları başarılı addeder olmuşum.

Velhasıl, yaşananların yazılanlara yansıdığı gerçeğinden ve son zamanlarda bu blogta yazılmış "teknik" yazılardan yola çıkarsak şunu fark ederiz ki, altını çizdiğim "başarma" eylemini hızla gerçekleştirmekteyim... Rast gele...

Ha, memnun muyum? 

Bi zaman sonra teknik değerlendirmesi yapılıp cevaplandırılacaktır :)

cem ben

20 Ocak 2014

HE DE GEÇ

Sabahın körü çalan saat sesi ve yarı aydınlık odada "Kalkmayayım lütfen, cumartesi olsun gün, edepsiz saat kazara çalmıştır" ve "Amaaaan, karşıda yapılan binalar, çiçek gibi deniz manzaramı kapatıyor." söylemlerinin yüzümde bıraktığı "uykusuz, aksi, naleeet" adam ifadesiyle başladığın bi pazartesiden çok şey ummamalı aslında. Dolayısıyla, cumaya göre kötü pazartesiye göre mis gibi bi gün, daha ne olsun...

Sonra "sana kırmızı çok yakışıyor" gazına gelip, hazır da kırmızılı bi fotoğrafım da varken, blogun renklerini değiştireyim dedim, değiştirdim de, işte böyle oldu, beğeniniz...

Malum bi müddet yazamadım, sonra yazdıysam da içini dolduramadım yazdıklarımın. Çok mu manasız oldu?  Şöyle ki, üstüme yapışıp kalmış "bedbaht adam" halleri ve dolayısıyla bu hâl in yansımasıyla oluşan yazılardan sonra, "yolu maneviyattan geçen herkesle ve kelimelerle buluşmak dileğiyle" tadında bi yazı yazıldıysa Kayahanvari, ben o yazıya yazı demem, ben desem de bizim karşı komşu demez. Zaten o ev temizlemekten bana bir şey demeye fırsat bulamaz sanırım....

Amaaaan karşıda yapılan binalar, mis gibi deniz manzaramı kapatıyor...

mıy mıy mıy mıy.. 

he cem ben, he de geç