17 Kasım 2013

GÜNLERDEN PAZAR

Bi gün geberip gittiğimde; ömrüm boyunca, çaresi olmayan bi mutsuzlukla mücadele ettiğimi herkes bilsin isterim.

cem ben, günlerden pazar.

15 Kasım 2013

SESSİZ YOLCU

Boyut değiştirmiş insan halleri ve kafamda birikmiş irin ya da dahası...

Sessiz bi yolculuktu bu ve dar yollardan geçtim en çok. Bi dolu kelime bıraktım giderken, kimsenin okuyamadığı. Ve şehirleri uzaktan seyrettim; trafik, bol ışık, koşuşturmaca, kalabalık ve en çok gizli yalnızlık... Büyüdükçe daha çok seyrekleşen çiçekli, geniş huzur alanlarında mola verdim. En çok sende kaldım belki ilk aşk ve en çok sende sakladım kendimi. Şöyle yanağına bol gürültülü bi öpücük konduramadım ne hazin...

Sonra düğünler, sonra düğünler seyrettim uzaktan ve öpemeden yanağında...

Elveda.

Önceki gün, huzurla uyandım güne; şükrettim, yaradanın dizinin dibine sığındım tabiri caizse. Dua ettim, şükrettim, şükrettikçe sığındım, sığındıkça huzuru buldum. Sonrası...

Oh tanrım, ne çok vicdansız var dünyada, o kadar zaman sonra; ......

Sessiz bi yolculuktu bu, önceki gün tamamen sustu. Fiziksel bi hastalıktı, kanın hızla beynime yüklendiğini hissettim, terledim, üşüdüm ve sustum. Ruhsuzum, duygusuzum, şuursuzum...

Bi dolu kelime bıraktım giderken, bi dolu ah ettim, bi dolu acı...  Kimsenin bilmediği..

En çok sende kaldım bir de, şöyle yanağına gürültülü bi öpücük konduramadım ve sonra düğünlerr ve sonra  elveda...

Sessiz bi yolculuktu bu, üstümden geçen kabileler gördüm ve kendi vicdanını susturmaya çalışan leş kargaları kemirdi aklımı bi huzur sabahı. Kargada vicdan mı?  ....

Sessiz bi yolculuktu bu, sustum...

cem ben

14 Kasım 2013

LA YOK ABİ BU ADAM GERÇEKTEN SORUNLU

Bi kere şu konuda anlaşalım gençler, saçı dökülmüş erkek kişisinin arkadan öne doğru gelen saç modeli zorlama değil, kendiliğinden oluşuyor, yadırgamayın. Artık kafanın "çim adam gibiydim ne hale geldim" isyanı mı dersin ya da arka saçların ön saçlara destek olma arzusu mu dersin bilemem. Sabah kalktığımda bunu anladım ben. Hem siz bana, güneş altında saç diplerimin gözükmesinin suçlusu kim, bunun cevabını verebilir misiniz?  Ah bebeyim, çok doluyum. Bülent Ortaçgil' in de dediği gibi;

Yüzünü dökme küçük kız, bırak üzülmeyi
Yalnız sen misin bi düşün, unutan sevilmeyi.
Her siyahın bir beyazı
Gecelerin gündüzü de vardır.
bıdı bıdı..

Yine bir diğer şairimiz Nevzat ÇELİK de;

Ölmek ne garip şey anne
yediğim yumurtalar geliyor aklıma   dememiş mi?  
( ben olsam tamamını okurum hemen şimdi; Şafak Türküsü )

yok ya, bunu tamamen bi tarafımdan uydurdum gibi sanki de, arkadaş iki kas yapacaksın diye ne yumurta yedin be evladım. Her sabah 5 yumurta beyazı yenir mi Allah aşkına?  Hayır korkum o ki, içimden heran bi civciv çıkabilir. Yani bi haber kanalında "Güneşte saç dipleri gözüken adam civciv kustu" gibi bi haber görürseniz şaşırmayın, o benim. Ha sor bakalım bi avuç kas yapabildin mi?  hehehehe, yaşın oldu 35 be adamım, git çoluk çocuğa karış... Evlatlık mı alsam acaba?

Süzülür sabahlar, uyanır hatıralar.
Gelir İyonya' dan İzmir' in sıcak kokusu
Yasemin kokusuyla
geçmişin dokusuyla.....  vs

Ha dün gece bilimum ısırılmaması gereken yerlerimi ısıran ve can ciğer kuzu sarması arkadaşımı kuşbaşı yapmaya meyleden, o insan tavırlı siyah köpeği unutmuş da değilim, söyleyeyim. Koca kafalı heyvan..

ben de cem arkadaş, la yok abi bu adam gerçekten sorunlu.

13 Kasım 2013

RİYA

Uykum var, masanın üstüne yığılıyor gibi aklım. Karanlık ve dar bi yolda, hızla bana yaklaşan 1970 model bi chevrolet farıyla açılıyor gözlerim. Dumanı geç fark ediyorum, sanki şehir yanıyor ben yine de üşüyorum ve yine de ellerini ovuşturuyor hayallerim..

Ortalıkta bir riyâ dolaşıyor, herkese bulaşmış, herkesin dilinde ve parmakla beni gösteriyorlar. Bütün pencereler açılmış, ilave kötü niyet dumanı yayılıyor karanlığa; çiçekler yok, kediler kaçışmış, bi yalnızlık, bi kalabalık, bi yalnızlık daha. Sürekli yenik biriktirdiklerim.

Yazdığım kelimeler savaş açmış kitaba. Bi gece, okuma odasında öldürülmekten yana bütün korkum. Kelimeler katil, kelimeler başka cümlelere bulaşık...

Kaçıncı hayalden sonraydı unuttum, ibadethanelere birikti hayallerim, ellerim havada; yetiş, yetiş, yetiş ... sonra hep aynı dudakta buldum kendimi; kelime olarak, hayal olarak, aşk olarak ve öperek...

Uykum var hayâli, masanın üstüne yığıldı aklım; uyuyorum...

Bünyemde riyâ ve ilave kötü niyet dumanı yayılıyor ciğerlerime; bi kalabalık ki...

Ve bünyemde riya; hoşgeldin...

cem ben, riyakâr...

12 Kasım 2013

NEDEN?

Yasin-i Şerifi okuduktan hemen sonra haykırdı dünya adaletsizliğine. Yaradanı anlamaya çalıştı en çok. "Neden?" sorusu... Oh Tanrım, bu kadar aciz bi canlıdan ne ister ki sonsuz güç. Sonra bütün kişisel gelişim kitaplarının aynı noktaya parmak bastığı geldi aklına; mutluluk insanın kendi elinde, peh...

O ZAMAN NEDEN "DÜNYA" DİYE Bİ DÜZEN VAR. 

Neden en çok masum insanlar ölüyor, Afrika neden hep aç, neden ayrılık var, neden "aşk" acısı var, neden sefalet var, neden hastalık var, neden sakatlık, umutsuzluk, yalnızlık, çaresizlik, kötülük var, neden ey dünyanın sahibi.

Bu sınav, huzurlu mutlu zamanlarda olsaydı misal, herkes mutlu olsaydı en çok, açlıktan ölen insan olmasaydı olmaz mıydı?   Dünya dengesinin iyilikler üzerine kurulması bu kadar mı zordu heyhat.  Her sabah kafamda aynı sorular olmasaydı, kutsal kitaba ters düşmeseydi hissettiklerim, ne bileyim "evli, mutlu, çocuklu" şarkısı kadar basit olsaydı hayat, çok mu zordu?

İnsanın yorulduğu bu kadar mı belli değil, yağan karın dağdan çok olduğu bu kadar mı anlaşılmaz durumda. Dualar bu kadar mı sessiz sedasız söyleniyor; duyan yok mu, cevap veren yok mu, bi yardım edecek yok mu?

Yasin-i Şerifi okuduktan hemen sonra haykırdı dünya adaletsizliğine, alnında ter damlaları, o yüksek ateşle sayıkladığı gecenin sabahı, kan ter içinde ve kısık sesle ya da inleyerek sordu; neden?

BU KADAR MI ZOR İNSANIN MUTLU OLMASI

cem ben, belki de çok günahkâr...

8 Kasım 2013

BİLDİĞİN GİBİ

Senden sonra hiçbir şey değişmedi hayatımda; hala aynı satte spor yapıyorum, aynı yemekleri yiyorum genelde ve aynı şehirde açıyorum gözlerimi.....

Son on gündür rahatsızım biraz, klasik bademcik enfeksiyonu.. Ha bir de sol ayak bileğimi sakatladım, merhem sürüp bandajlıyorum akşamdan akşama...

Olağan ki mutsuzum, şarkılar biraz daha hüzünlü senden sonra, yine de yaşıyorum öyle bi başıma... biraz da özleyerek...

cem ben, bildiğin gibi..

6 Kasım 2013

SEYİRCİ

Gözlerimin yaşardığı olur, sizin bu keşmekeşinizden. Bir de sahtekârlığınız yok mu... 

Bilinmez bi şehrin en kalabalık caddesinde trafiğe yakalanmış gibi her yer ya da çarşamba kararsızlığı. Hani gün bugün olmasaydı, hatta ay bu ay ya da yıl bu yıl ve ben bırakmamış olsaydım, şöyle ağır bi sigara tüttürürdüm karanlığıma, boğazı yaka yaka ciğerlere kadar.

"Etrafta yerli yersiz kelimeleriniz dolaşıyor. Birinde kendimi bulmayı nasıl isterdim ama, bilsen nasıl boş konuşuyor dil"

Aynı şehrin ara sokaklarında, sıtma krizine yakalanmış bi biçarenin seyircisi kadarım inan. Ne yapacağını bilmeden, öylece bi ışık bekleyerek, ümit ederek, yalvararak; "Yalvarmak çare olsa Afrika' da insanlar açlıktan ölmezdi"  ümitsizliği eşliğinde. Üstelik, her şeye rağmen "önce ben" egoistliği yanı başımda.  Ah ne hayat gailesi, ne çıkmaz ve alabildiğine bıkkınlık.  

"Kaç gündür, İstanbul' dan beter kalabalığımız..."

Bir de gece uyku süresi yarım saate düşmüş, ne mutlu. Görev verilmiş gibi saatte iki yataktan fırlayıp yaşanan telaşlar. Peçete yetişmiyor alnımdan akan tere, mevsim sıcaklıklarının üstünde yaşanan bu sonbaharda; cam açık, kapı açık, üstsüz başsız ve...

Oysa bi sabah, ortalama bi hayatın basit bi insanı olarak uyanacaktım, uyanacaktık ve teoman' ın o son şarkısı, hiçbir şey ifade etmeyecekti vs.

cem ben, seyirci

5 Kasım 2013

KISACA ÖLDÜ - 2

Biri fişi çekti artık. Beyin ölümü gerçekleşeli çok olmuştu da, vicdani huzura kurban edilmişti kalbi; makineyle, zorla kan pompalıyordu beynine...

Elleri yanda, yüzü morarmış ama kalbi atıyor, hala..

Yüzünde bi ifade; geçmişten kalan bi anı, acı..  belki..

Çiçekleri vardı, bahçe katında oturuyordu bir zamanlar. Sonra yığınla hüznü; mutfakta, banyoda, oturma odasında vs. Yalnızlığı da ne çok seviyordu, kahrolası...

Makarna ve tavuk severdi en çok, yağsız tuzsuz ve her gün spor yapardı, mutluluk hormonu salgılıyor(muş), ihtimal. Sonra çiçeklerden kırmızı gül, içeceklerden su en çok, ha bir de fotoğraflar...

Ne fark eder ki, neticede bi sabah ya da gece, sessiz sedasız öldü ve fişi çekilmeden önceki ilk ölümüydü bu...

cem ben

31 Ekim 2013

LİMONLU ÇAY EŞLİĞİNDE

Ağır aksak ve ağlak bi sonbahar bugün. 
Limonlu çay eşliğinde dökülüyor yapraklar, göz göre göre. 
Radyoda ( ki radyo mu kaldı? ) eski bi şarkı, 
karşımda eskitilmiş hayaller ya da sepya. 

Sezen dinleriz, klasiktir bu, sen aldırma. 
Hani yoksa da bulunur demli  bi mevsim şarkısı
Limonlu çay dedik, ihanet etmek olmaz
Ve oturur yanarız geçip giden 35 lere. 

Şiir değil, gerçekten değil. Yan yana çok pespaye durur diye alt alta sıraladık, yani sıraladım. Neyse boşver, somutu anlatan cümleler kurasım yok inan. Hani koyu siyah yapraklı ağaçlar, pembe denizler vs görsellere atıfta bulunup rahatlamak niyetim. Yoksa, elbette "özledim lan" diye girdiğim hikâyelerim de mevcut. Hem de bilsen, nasıl oturur ağlarız karşılıklı da, ben pembe denizlerden yanayım bugün, limonlu çay eşliğinde...

Ya da,

Hani kaybını kelimelere döken zihniyetin acizliğini de oturup konuşabiliriz. Ne bileyim, teslimiyet duygusunun nasıl bir şey olduğunu ya da... Doyasıya aşk yaşatmayan somut gerçekleri, nedenleri, nasılları vs.

ya da 

Cahit Sıtkı' nın şiirine atıfta bulunuruz, "yaş 35 yolu yarıladın, derdin ne?" diye çemkiririz kendimize, olamaz mı, olabilir. Hatta bir de Bülent Ortaçgil' den "Eylül Akşamı" şarkısını açtık mı Sezen sonrası, ohhhh,  bildiğin ağlarız da lan...

Sonra bademciklerimiz yeniden şişmeye meyletmiştir ve soyut cümleler kurmak istediğini anlattığın somut bir yazıda ve bilmem kaçıncı limonlu çay eşliğinde ve göz göre göre dökülen yapraklarla...

Ah adamım, boşver, Bülent Ortaçgil dinleyelim;  Onca yıl sen orada, onca yıl ben burada, yollarımız kesişmemiş şu eylül akşamı dışında...

cem ben, limonlu çay eşliğinde..

25 Ekim 2013

Bİ HASAN HÜSEYİN ŞİİRİNDE VE SABAH

Yalnız ben hiçbir zaman, Hasan Hüseyin Korkmazgil' in "Akarsuya Bırakılan Mektup" şiiri kadar güzel bir şiir yazamayacağım, ne hazin... Bu kadar uç duyguyla, ama hep ortalarda yaşamak hayatı; iyi bi yazar olamamak misal ya da iyi bi ressam, şair, iş adamı vs. ne hazin...

Hani kaç kişi birleşsek, o şiirin tek mısrasını yazarız muamma. Bi "gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç" de yeter insanın meramını anlatmaya da, yapamıyoruz...

ya da...

Sonra Teoman bi Haziran şarkısında "Mevsimler gelmiş mevsimler geçmiş" diyorsa ve ortak bi yaz hüznünüz varsa, Hasan Hüseyin' in o şiirini okuduktan hemen sonra dinlediysen şarkıyı, zaten akşamdan kaldıysa hayallerin ve sessizsen...  

Tanrım ne hazin, hayatı hep ortalarda yaşamak...

Bir de günaşırı yanlış kelimelerde aradıysan gerçeği ve her seferinde hüsranla sonlandıysa yazılanlar
ve Hasan Hüseyin' in o şiirini okuduysan sabahın bi körü
ve Teoman şarkısı fonda
ve akşamdan kaldıysa hayallerin
ve en sıradan haliyle "yalnızsan onca kalabalıkta"
hatta özlüyorsan neyi özlediğini bilmeden
hiçbir şey olmadan,
ve ölmeden önce bekliyorsan huzuru....
ve,
bi Hasan Hüseyin şiirinde ağlıyorsan gizlice...
...
..
.
Tanrım, ne hazin, hayatı hep ortalarda yaşamak...

cem ben