13 Kasım 2013

RİYA

Uykum var, masanın üstüne yığılıyor gibi aklım. Karanlık ve dar bi yolda, hızla bana yaklaşan 1970 model bi chevrolet farıyla açılıyor gözlerim. Dumanı geç fark ediyorum, sanki şehir yanıyor ben yine de üşüyorum ve yine de ellerini ovuşturuyor hayallerim..

Ortalıkta bir riyâ dolaşıyor, herkese bulaşmış, herkesin dilinde ve parmakla beni gösteriyorlar. Bütün pencereler açılmış, ilave kötü niyet dumanı yayılıyor karanlığa; çiçekler yok, kediler kaçışmış, bi yalnızlık, bi kalabalık, bi yalnızlık daha. Sürekli yenik biriktirdiklerim.

Yazdığım kelimeler savaş açmış kitaba. Bi gece, okuma odasında öldürülmekten yana bütün korkum. Kelimeler katil, kelimeler başka cümlelere bulaşık...

Kaçıncı hayalden sonraydı unuttum, ibadethanelere birikti hayallerim, ellerim havada; yetiş, yetiş, yetiş ... sonra hep aynı dudakta buldum kendimi; kelime olarak, hayal olarak, aşk olarak ve öperek...

Uykum var hayâli, masanın üstüne yığıldı aklım; uyuyorum...

Bünyemde riyâ ve ilave kötü niyet dumanı yayılıyor ciğerlerime; bi kalabalık ki...

Ve bünyemde riya; hoşgeldin...

cem ben, riyakâr...

12 Kasım 2013

NEDEN?

Yasin-i Şerifi okuduktan hemen sonra haykırdı dünya adaletsizliğine. Yaradanı anlamaya çalıştı en çok. "Neden?" sorusu... Oh Tanrım, bu kadar aciz bi canlıdan ne ister ki sonsuz güç. Sonra bütün kişisel gelişim kitaplarının aynı noktaya parmak bastığı geldi aklına; mutluluk insanın kendi elinde, peh...

O ZAMAN NEDEN "DÜNYA" DİYE Bİ DÜZEN VAR. 

Neden en çok masum insanlar ölüyor, Afrika neden hep aç, neden ayrılık var, neden "aşk" acısı var, neden sefalet var, neden hastalık var, neden sakatlık, umutsuzluk, yalnızlık, çaresizlik, kötülük var, neden ey dünyanın sahibi.

Bu sınav, huzurlu mutlu zamanlarda olsaydı misal, herkes mutlu olsaydı en çok, açlıktan ölen insan olmasaydı olmaz mıydı?   Dünya dengesinin iyilikler üzerine kurulması bu kadar mı zordu heyhat.  Her sabah kafamda aynı sorular olmasaydı, kutsal kitaba ters düşmeseydi hissettiklerim, ne bileyim "evli, mutlu, çocuklu" şarkısı kadar basit olsaydı hayat, çok mu zordu?

İnsanın yorulduğu bu kadar mı belli değil, yağan karın dağdan çok olduğu bu kadar mı anlaşılmaz durumda. Dualar bu kadar mı sessiz sedasız söyleniyor; duyan yok mu, cevap veren yok mu, bi yardım edecek yok mu?

Yasin-i Şerifi okuduktan hemen sonra haykırdı dünya adaletsizliğine, alnında ter damlaları, o yüksek ateşle sayıkladığı gecenin sabahı, kan ter içinde ve kısık sesle ya da inleyerek sordu; neden?

BU KADAR MI ZOR İNSANIN MUTLU OLMASI

cem ben, belki de çok günahkâr...

8 Kasım 2013

BİLDİĞİN GİBİ

Senden sonra hiçbir şey değişmedi hayatımda; hala aynı satte spor yapıyorum, aynı yemekleri yiyorum genelde ve aynı şehirde açıyorum gözlerimi.....

Son on gündür rahatsızım biraz, klasik bademcik enfeksiyonu.. Ha bir de sol ayak bileğimi sakatladım, merhem sürüp bandajlıyorum akşamdan akşama...

Olağan ki mutsuzum, şarkılar biraz daha hüzünlü senden sonra, yine de yaşıyorum öyle bi başıma... biraz da özleyerek...

cem ben, bildiğin gibi..

6 Kasım 2013

SEYİRCİ

Gözlerimin yaşardığı olur, sizin bu keşmekeşinizden. Bir de sahtekârlığınız yok mu... 

Bilinmez bi şehrin en kalabalık caddesinde trafiğe yakalanmış gibi her yer ya da çarşamba kararsızlığı. Hani gün bugün olmasaydı, hatta ay bu ay ya da yıl bu yıl ve ben bırakmamış olsaydım, şöyle ağır bi sigara tüttürürdüm karanlığıma, boğazı yaka yaka ciğerlere kadar.

"Etrafta yerli yersiz kelimeleriniz dolaşıyor. Birinde kendimi bulmayı nasıl isterdim ama, bilsen nasıl boş konuşuyor dil"

Aynı şehrin ara sokaklarında, sıtma krizine yakalanmış bi biçarenin seyircisi kadarım inan. Ne yapacağını bilmeden, öylece bi ışık bekleyerek, ümit ederek, yalvararak; "Yalvarmak çare olsa Afrika' da insanlar açlıktan ölmezdi"  ümitsizliği eşliğinde. Üstelik, her şeye rağmen "önce ben" egoistliği yanı başımda.  Ah ne hayat gailesi, ne çıkmaz ve alabildiğine bıkkınlık.  

"Kaç gündür, İstanbul' dan beter kalabalığımız..."

Bir de gece uyku süresi yarım saate düşmüş, ne mutlu. Görev verilmiş gibi saatte iki yataktan fırlayıp yaşanan telaşlar. Peçete yetişmiyor alnımdan akan tere, mevsim sıcaklıklarının üstünde yaşanan bu sonbaharda; cam açık, kapı açık, üstsüz başsız ve...

Oysa bi sabah, ortalama bi hayatın basit bi insanı olarak uyanacaktım, uyanacaktık ve teoman' ın o son şarkısı, hiçbir şey ifade etmeyecekti vs.

cem ben, seyirci

5 Kasım 2013

KISACA ÖLDÜ - 2

Biri fişi çekti artık. Beyin ölümü gerçekleşeli çok olmuştu da, vicdani huzura kurban edilmişti kalbi; makineyle, zorla kan pompalıyordu beynine...

Elleri yanda, yüzü morarmış ama kalbi atıyor, hala..

Yüzünde bi ifade; geçmişten kalan bi anı, acı..  belki..

Çiçekleri vardı, bahçe katında oturuyordu bir zamanlar. Sonra yığınla hüznü; mutfakta, banyoda, oturma odasında vs. Yalnızlığı da ne çok seviyordu, kahrolası...

Makarna ve tavuk severdi en çok, yağsız tuzsuz ve her gün spor yapardı, mutluluk hormonu salgılıyor(muş), ihtimal. Sonra çiçeklerden kırmızı gül, içeceklerden su en çok, ha bir de fotoğraflar...

Ne fark eder ki, neticede bi sabah ya da gece, sessiz sedasız öldü ve fişi çekilmeden önceki ilk ölümüydü bu...

cem ben

31 Ekim 2013

LİMONLU ÇAY EŞLİĞİNDE

Ağır aksak ve ağlak bi sonbahar bugün. 
Limonlu çay eşliğinde dökülüyor yapraklar, göz göre göre. 
Radyoda ( ki radyo mu kaldı? ) eski bi şarkı, 
karşımda eskitilmiş hayaller ya da sepya. 

Sezen dinleriz, klasiktir bu, sen aldırma. 
Hani yoksa da bulunur demli  bi mevsim şarkısı
Limonlu çay dedik, ihanet etmek olmaz
Ve oturur yanarız geçip giden 35 lere. 

Şiir değil, gerçekten değil. Yan yana çok pespaye durur diye alt alta sıraladık, yani sıraladım. Neyse boşver, somutu anlatan cümleler kurasım yok inan. Hani koyu siyah yapraklı ağaçlar, pembe denizler vs görsellere atıfta bulunup rahatlamak niyetim. Yoksa, elbette "özledim lan" diye girdiğim hikâyelerim de mevcut. Hem de bilsen, nasıl oturur ağlarız karşılıklı da, ben pembe denizlerden yanayım bugün, limonlu çay eşliğinde...

Ya da,

Hani kaybını kelimelere döken zihniyetin acizliğini de oturup konuşabiliriz. Ne bileyim, teslimiyet duygusunun nasıl bir şey olduğunu ya da... Doyasıya aşk yaşatmayan somut gerçekleri, nedenleri, nasılları vs.

ya da 

Cahit Sıtkı' nın şiirine atıfta bulunuruz, "yaş 35 yolu yarıladın, derdin ne?" diye çemkiririz kendimize, olamaz mı, olabilir. Hatta bir de Bülent Ortaçgil' den "Eylül Akşamı" şarkısını açtık mı Sezen sonrası, ohhhh,  bildiğin ağlarız da lan...

Sonra bademciklerimiz yeniden şişmeye meyletmiştir ve soyut cümleler kurmak istediğini anlattığın somut bir yazıda ve bilmem kaçıncı limonlu çay eşliğinde ve göz göre göre dökülen yapraklarla...

Ah adamım, boşver, Bülent Ortaçgil dinleyelim;  Onca yıl sen orada, onca yıl ben burada, yollarımız kesişmemiş şu eylül akşamı dışında...

cem ben, limonlu çay eşliğinde..

25 Ekim 2013

Bİ HASAN HÜSEYİN ŞİİRİNDE VE SABAH

Yalnız ben hiçbir zaman, Hasan Hüseyin Korkmazgil' in "Akarsuya Bırakılan Mektup" şiiri kadar güzel bir şiir yazamayacağım, ne hazin... Bu kadar uç duyguyla, ama hep ortalarda yaşamak hayatı; iyi bi yazar olamamak misal ya da iyi bi ressam, şair, iş adamı vs. ne hazin...

Hani kaç kişi birleşsek, o şiirin tek mısrasını yazarız muamma. Bi "gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç" de yeter insanın meramını anlatmaya da, yapamıyoruz...

ya da...

Sonra Teoman bi Haziran şarkısında "Mevsimler gelmiş mevsimler geçmiş" diyorsa ve ortak bi yaz hüznünüz varsa, Hasan Hüseyin' in o şiirini okuduktan hemen sonra dinlediysen şarkıyı, zaten akşamdan kaldıysa hayallerin ve sessizsen...  

Tanrım ne hazin, hayatı hep ortalarda yaşamak...

Bir de günaşırı yanlış kelimelerde aradıysan gerçeği ve her seferinde hüsranla sonlandıysa yazılanlar
ve Hasan Hüseyin' in o şiirini okuduysan sabahın bi körü
ve Teoman şarkısı fonda
ve akşamdan kaldıysa hayallerin
ve en sıradan haliyle "yalnızsan onca kalabalıkta"
hatta özlüyorsan neyi özlediğini bilmeden
hiçbir şey olmadan,
ve ölmeden önce bekliyorsan huzuru....
ve,
bi Hasan Hüseyin şiirinde ağlıyorsan gizlice...
...
..
.
Tanrım, ne hazin, hayatı hep ortalarda yaşamak...

cem ben 

23 Ekim 2013

YOKSA SİZ DE..?

Ne kadar çok benziyorsunuz,
gece yarısı sessizliğime. 
Yoksa siz de aynı tenhada, 
göz göre göre kaybettigim misiniz?

En çok ilk gece utangaçlığınız aklımda
Sola bakıp yutkunurken gördüm boğazınızı
ah olsaydınız yanımda
bütünüyle öpülesiydi yanaklarınız.

Bir de bakışlarınız vardı buğulu
Aynı geceydi, ağlamış mıydınız?
ah o sorular ne kadar da ağrılı
Bilirim aynı cevapsız zamanlardansınız.

Ne kadar çok benziyorsunuz,
gece yarısı sessizliğime.
Yoksa siz de aynı kitapta,
Eksik kalmış bir şiir misiniz?

cem ben

22 Ekim 2013

BİRAZ KADIN VE ERKEK VE ....

Durun, kaldırın şu perdeleri geçmişi göremiyorum.

Üstümden koca bir hayat geçmiş; ağdalı, ağlak ve biraz kadın, ve erkek, ve homoseksuel. Bu yüzdendir belki bağlaçlardan önce virgül kullanmışlığım.

Kış ortası,  penceresi açık yatak odasında, yabancı bi bedenle, ateşli bi sevişme sonrası pişmanlığı, yorgunluğu, hüznü var hayatın bütününde...Benim hayatımın ya da benim sandığım hayatın.

-Lütfen, kişiselleştirme cümleleri yazar, a pardon yazan; bu sen değilsin-

Ne diyorduk, şu kahrolası baş harflerin büyük olması kuralından nefret ediyor insan, hep bi öteki arayışı insanda, hep bi lider ve de liderlik sevdası.

Yine pardon, en son hayatımı beceriyordu hayallerim, dün gece evet. Sonra ayaklarımın üşüdüğünü ve alnımdaki ter damlalarını fark ettim;  ve çocukluğum...

"En çok çocukluğum düşüyordu aklıma ayaklarım üşüdüğünde." işte bu cümle, son zevkini aldı sabahın körü bedenimden, hırıltılarla ve nefes nefese bir finalll, mesai öncesi.. offff...

Siz bilmezsiniz, kaldırımsız şehrin hayali kaldırımlarında çıkılan gece seyahatlerini. Üstelik "unuttum" dediği gece, aynı kaldırımda hatırlananları. Oh bilmem kaçıncı kez pardon, hayatttt  bu kaçıncı orgazm üzerimde.

Ve oysa o kaldırım, çocukluğumda leblebi tozu aldığım bakkalın hemen önüydü, saftı, benimdi, çocukluğumdu. İşte bu yüzdendir belki, uyandığımda ayaklarımda hissettiğim soğukluk.

Hadi bi sürpriz, bi bot vs.

cem ben, 

19 Ekim 2013

ISLAK HAYAT

Aslında bi dolu taslak biriktirdim, bi dolu bağımsız cümle sakladım geceye. Aşktan bi haber, zorlama hayatlardan geçtim; yarı baygın, kuşkulu vs.

Şiirler yazdım, okuyup düz yazı sandığım şiirler yazdım. Bir de, yeni bakışlar aradım dün, önceki gün, daha önceki gün vs.

Eskiden kalma bi şarkı eşliğinde, yağmuruna aldırmadan daldım karadeniz'i seyre. Dün bulup çıkarttığım o acınası hayatlar ve dalgalı karadeniz, çamura bulanmış karadeniz...

Ve ne kadar kirlenmiş masum hayatlar...

Bu sabah, gözümü açar açmaz yağmura koştum. Camın arkasından fotoğrafını çektim ıslanmış hayatların. Sezen dinledim sonra, yine eksik hayatlara küfrettim ve aşktan yana umudumdan da vazgeçtim, ne ala...

Dün sabah, bu sabah ya da akşam ya da herhangi bir günün herhangi bir anında yeni fotoğraflar çektim kendime dair. Bazen soyundum, bazen giyindim ama en çok baktım, objektife baktım, sana baktım; yarı çıplak ya da anadan doğma ya da giyinik... ya da en çok giyindim, bi dolu deri geçirdim yüzüme, yüzümdeki ifadeyi sakladım vs.

Bu sabah, dün akşam ya da dün sabah bi güldüm, bi ağladım ama en çok unuttum. ya da unutmayı unuttum ama unuttum...

bu sabah, dün akşam ya da dün sabah en çok unuttum. 

ha bir de; bi iç çekiş, bi duygu sömürüsü ya da şefkât arayışı değil sadece hüzünlü bi baş ağrısı, hepsi bu... 

cem ben