29 Nisan 2013

GÖLGE İNSAN

Renkli bi şehrin gölge insanı. Yüzsüz, gözsüz, duygusuz... Yüreği ağzında, eli kulağında, gözü kapıda. Ha geldi ha gelecek beklediği hayatlar ya işte o yalan...

Çimleri sararmış, çiçekleri solmuş bahçeli evin gölge sakini.

Şehir ne kadar aydınlık bu sabah, herkes gül yüzlü, herkes neşeli; kahkahalar, çığlıklar, mutluluklar efem. Karşı tepeden çekilebilecek en güzel fotoğraf bu ama bensiz, ne mutlu... 

Her cümle birbirinden bağımsız olmalı, her cümlede biraz daha karanlığa gömülmeli bu akıl. Uğraşıyorum, çalışıyorum, didiniyorum. Ne olur uzatma elini...  

Dün gece rüyamda;
hep uyudum, hep uyandım, hep algılamaya çalıştım, hep utandım, hep dışlandım..
 Dün gece uyandığımda;
hep üzüldüm, hep hüzünlendim, hep sayıkladım,  
sayıklamalar muamma.
....

Renkli bi şehrin, yüzsüz, gözsüz, duygusuz, gölge sakini umudunu kaybetmiş.

cem ben, gölge insan

26 Nisan 2013

TRAKTÖR LASTİĞİ

Heee evet, günlerden cuma. Daha az önce mutluluğumu, yandaki dar sokakta traktör lastiği yuvarlayarak kutladım. Bi çocukluğum, bu çocukluğum, hayallerine bubi tuzağı kurulmuş çocukluğum sorma gitsin. Dalmışım, kardeşimin tokmakla gözüme vurduğu fındık bahçesinde mi uyandım?

Yok yaaaaaa, hala traktör lastiği elimde, görmüyor musun?  

Olmazsa fındık arası dikilmiş mısır bahçelerini çapalarız, büyütürüz, keser kulübe şeklinde dizeriz, sonra fındıkları toplarız, kabuğundan ayırırız ailecek. Yaparız abicim bunları hiç üşenmeden, traktör lastiği şöyle dursun, o sokakta tekerlek yuvarlayanlar da tam gözümün önünde. Eli işte gözü oynaşta misâli, bi mısır keser bi seyrederim çocukların çığlıklarını...

Eskiden evet, bütün bunlar eskiden, çocukluğumu ezen traktör lastiği döneminden ya da bi saniye bi saniye, traktör değildi o, ticari taksi....

ticari hayat, ticari hayal, ticariii.....


Eskiden evet, bütün bunlar eskiden. Bi bak yüzüme hiiiç leke kalmış mı o zamanlardan gözlerimde. Aman aman, çok dikkatli bakma, göz bebeklerimde yuvarlanan bi traktör lastiği gördüğünü sanırsın da, hepsi hayal onların.

Ha evet, günlerden cuma. Protein eksiğini tamamlamaya çalıştığım ve yan sokakta traktör lastiği ararken hayatımdan akııııp giden bir gün, görüyor musun?

cem ben, üzerinden çocukluğu geçen

25 Nisan 2013

Bİ GİT YAAA

-Misal ben senin yollu olduğunu düşünüyorum. Bünyene bi 18 uygulanmış da, azı parsel çoğu yeşil alan ve yol olmuş ve halka arzedilmişsin çok belli. Bakınca fahişelik akıyor gözlerinden, nasıl yüzüne, gözüne, göbeğine kusasım geliyor bilsen.

-Burcu Güneş "Unutma Beni Çiçekleri" eşliğinde küfrediyorum sana. Öyle "pis" "manyak" gibi şımarık küfürlerde değil, bildiğin en kallavi, sülaleni de dahil ettiğim küfürler. Ayrımcılığı sevmem...

-Mübarek gün perşembe malum, ben yatıp kalkıp yüzüme vurması muhtemel aydınlık için dua ediyorum, küfürden arta kalan zamanlarda. Büyük günah biliyorum lakin, umudumu da kaybediyorum senden yana, beni affet...

-Sonra bu şehrin de laleleri soldu yavaş yavaş. Soldu-yavaş yavaş, bu ne uyum böyle. Âlâ...

-Neyse, halimiz budur... Selam eder büyüklerin ve küçüklerin göz ve ellerinden öperiz.

cem ben, bi git yaa....

24 Nisan 2013

MAŞALLAH

Hüznünü cebine saklamış da dolaşıyor sokak aralarında karşı mahalleden kahkahası duyulasıca, bir de edepsiiiiz... Bakınız güneş gözlüğünü de takmış, göz çevresindeki çizgileri de saklamış  ve on yaş küçülmüş hayallerinde. Ohhh mis mis, baldırımı yiyesice...

Sokak aralarında, sıkış tepiş sokak aralarında dolaşıyor makinesiyle. Karadeniz soğuğunu vuruyor yüzüne yüzüne ve rüzgâr hızını biraz daha arttırsa, uçacak o dağın tepesine. Hooooppp, hüzünlerim vaaarrr, öpülesi hüzünlerim vaaarrr, efkârım vaaaaarrr, sssss.......    

Zoom yapar çekerim ben aklınızı telaş etmeyiniz. Bi çırpıda paspasla silerim umutlarınızı. oooohhh yaz da geliyor elimde kocaman bi hıyar; bi dilim cildime bi dilim mideme pek faydalı ber-kemal...

Amaaann işin var gücün var ne bu cilekeş halin. Cınım belin kaşınmasın itaatkâr olsun aklın. Aç değilsin, açıkta kalanların zararsız. Barışamadın bi türlü şu hayatla be mecnun...

Sonra;

Maşallah..

Allah başka keder vermesin gece gündüz huzursuzmuş, mutsuzmuş ne alaka.

Maşallah

Allah başka keder vermesin bölük pörçük bakışları, oh pek âlâ...

cem ben, maşallah bana

22 Nisan 2013

YAĞMUR VE GÖZYAŞI

Şehrin arka sokağından yükseldi ya güneş... Bakışlarını sola çevirip gözlerini kamaştırdı bile bile, ki çok belli gördüklerinin sonradan değiştiği. Kısmen uzun saçları kapatmış gözlerini, bırkatığımda ne kadar da şahaneydi sözleri.  

Güneş ışığından bağımsız bi ışık dolaşıp durur göğsünde. Görsen, zamanda yolculuk yaptıran bi lazer ışığına maruz kalmış gibi titriyor gövdesi. Sol eli kalbinde, sağ eli onun kalbinde, astral bi yakarış gönderiyor yüreğine. Uyku dışı ağlamaklı, hatta rüyasında gördüklerinden bi korkup, bi üzülüp, bi ağlayıp, bi gülüp...

şerefi eksik ...  

Ne kadar saçma ve küfrü hak ediyor bazı hayatlar. Hani günahından korkmasa "yaradan unutmuş yazdığını" diyecek kadar cüretkâr  bakışları...  Saygısızlığı sabah güneşinden, uzun saçından, özründe,. kabahatinden vs.

Martılar rüyasından fırlayıp, yatak odasını doldurmuş bu sabah. Ruhunu yaralayanlarla uyanmış da bi huzur varmış gözlerinde, sorma. 12 metrekarelik odada bile resmedemeyip kanatlarını, umudunu kapı arkasına saklayıp aralamış güneşe gözlerini.

Şehrin arka sokağından yükselmiş yağmur... Bakışlarını gökyüzüne çevirip, ödünç almış yağmuru gözlerine.

cem ben, kararsız...


19 Nisan 2013

NE KADAR ÇOK ÖLÜYORSUNUZ

Ne kadar çok ölüyorsunuz, hiç utanmadan, düşünmeden, acımasızca...
Bi çırpıda, çoğu zaman habersiz, bi nefes aralığı kadar bi zamanda belki.  Gözünüz açık ya da kapalı, soluk benizli, donuk bakışlı, yavaş yavaş soğuyarak...

Ne kadar çok ölüyorsunuz, hiç utanmadan, düşünmeden, arkanıza bakmadan, ağlamadan, ağlatarak.
Yoğun bakımda, makinede, yürürken, koşarken, yoldan geçerken, araba kullanırken, kırmızı ışıkta, yaya kaldırımında..
Gülerken, giderken, sevişirken, terk ederken..
Kanla karışık, çamurla karışık, canla karışık, karmakarışık.

Ne kadar çok ölüyorsunuz, hiç utanmadan, düşünmeden, geriye dönüp bakmadan...
Bi çırpıda giriyorsunuz ahşap sandığa, çenenizi bağlıyorsunuz, üstünüzü örtüyorsunuz, yıkanıyorsunuz,
Ve toprağa...

Ne kadar çok ölüyorsunuz, hiç utanmadan

cem ben

18 Nisan 2013

ADAM KADIN VS

Fotoğraflarda yeni hayatlar arıyor sahtekâr, bi çırpıda beğeniyor hepsini. Dahası bi yol arkadaşı resmediyor hayali, heybetli bi dağ, kıyılarını döven karadeniz, yarı yeşermiş ağaçları, solmak üzere laleler...

 Bi çırpıda ağlak bi mısra düşüyor aklına ya da ezberi kuvvetsiz, açıp okuyor kendini bilmeden;

Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı,
Garip bir yolculuk, tren ve Gülce. 
Bölüyor bir hançer, ah, rüyaları: 
Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve... 
( Sezai Karakoç) 

 Ölüm de düşüyor aklına doğum da. Bütün yollara uzanıp, yağmur sonrası birikmiş suyunu içmek kadar olağan dışı ve hayvani geliyor yaratılan her şey ve en çok insan. Sonrası muammaya giden bi sorgulama ve muallakta kalan inançlar..

 Sonra burnunda sabit bi sızı , gözünden ha düştü ha düşecek o ilk gözyaşı. Ki başladı mı bitmez... Cem Adrian çalar, hayali biri şiir okur en acıklısından, bi çocuk sesi çalar kapısını, oturur şiir yazar utanmadan ve hiç utanmadan ve durmadan ağlar; nedenini bilmeden ya da nedenini bilmezden gelerek...

 Beni her halimle kabul eder misin dünya, beni her halimle bağrına basar mısın yüce Yaradan? 

Fotoğraflarda yeni hayatlar arar, bazen bi resim çizer tam istediği gibi, fotoğraflayamaz, fotoğraflatamaz öyle kara kalem kalır hayatlar...

 Ölüm de düşüyor insanın aklına doğum da ve yağmur sonrası en hazin klibini çeker adam, kadın v.s 

cem ben, adam kadın vs

17 Nisan 2013

MARTI

Küçük bi martı, 
büyüdükçe küçülen bi martı, 
bi çırpıda balık yakalayamayan, düz gagalı ama arsız.
orta kanatlı, uçları siyah, olağandan daha siyah, olağan dışı...

Slov müzik seven, 
balık yakalarken ve dahi yerken hüzünlenen, 
bakımlı, parlak tüylü küçük bi martı bu;

ağlak bi ses, 
karadeniz' in dağlarında, yalnız..
orta büyüklükte kanatları, 
bi zamandır sessiz, en çok ürkek
ve
yakaladığı balıkları yerken hüzünlenen.

Küçük bi martı, 
kanatlarının uçları siyah, 
alnı dik
gözü tok, 
ama olağan dışı
düz gagalı, 
hüzünlü,
ağlak

küçük bi martı o, 
büyümeyen,

cem ben, kanatlarımın uçları siyah...

16 Nisan 2013

YİNE KAYIP

Karadenizin dağlarında yine sis var ama kana kana yağmıyor yağmur. Ayşenur Kolivar çalıyor "E asiye". O tepede ki ev, yanda ki samanlıkta aradığımız yumurtalar, o ana-kız, yazın gelen ziyaretçiler ve dahası düşüyor aklıma.

Sonra, zaman akıyor görüyorum ve yavaş yavaş değil bi çırpıda büyüyorsun ve büyümekten değil ama ansızın, bi gün ölüyorsun.

ve;

Ben büyük doğmuşum, çocuk olmamışım, öyle söylüyor hayaller. Ama o tepedeki ev ve yumurta aradığımız samanlıkta buluyorum yine de çocukluğumu.

Bir de, kimse duymasın ama ben ilk kez bi tabutu omuzladım, önce sol sonra sağ omuzumda taşıdım seni, gözümden yaş aktı doğru ve hatta ağladım. Karadenizin dağları, o tepedeki ev ve bırakıp gittiğin kız...

Ve hatta ağladım evet; günlerden cuma, saat 19:42 idi...

cem ben, yine kayıp.

11 Nisan 2013

FOTOĞRAFÇI

Kaldırım kenarı lale bahçelerinin yakın plan, arkası flu fotoğraflarını çekerken gördüm bi kısmının solduğunu. Kaldı ki yeşermeleri ve çiçek açmaları daha dün gibiydi. Zaten kısa ömürlü kahrolası güzellikler. Güzelliklerin çabucak yitip gittiği, sayılı günün çabuk geçtiği gibi atasözlerimiz var, neden?

Yüzüme bi tebessüm kondurdum sabahtan. Görsen at ve kelebek misali, nasıl eğreti. Hani şiir yazsan, resim çizsen, fotoğraf çeksen nafile; değişmez yüzümdeki aslolan saltanat.

Ortaya kelimeler atıp çekip gitmeli yeri geldi mi insan, ama yüzünde ki astarı çıkartmış. nerede olduğu belli olmayan ar damarını çatlatmış, akbaba bakışlarıyla ve varlıklarıyla beynimi kemiren, kelimeleri yutturan lüzumsuz insanlar var tepemde. "defol git" dediğim halde gitmeyen, yüzüne tükürsen "yarabbi şükür" diyecek hayali aşıklar. Nasıl acınası, doktorluk...

Sonra, kaldırım kenarı lale bahçelerine tükürdüğüm kelimelerin fotoğrafını, yakın plan, tamamı net çekerken ya da çekmeye çalışırken, lüzumsuz bakışların, yanlış açıdan yansıyan güneş ışığının, esen rüzgârın sövülebilecek bütün uzuvlarını dilime dolamışken, hala yüzümde sahte gülümseme dururken ve bir  yandan kamaşan gözlerimi kısıp olan biteni görmeye çalışırken gözümden akan o damla, tamamen rüzgardan (mı?)... Sen bakma, şimdi ömrüm boyunca biriktirdiğim bütün özgüvenimi toplayıp, kravatın ağırlığına ve takım elbisemin siyah rengine aldırmadan, yüz üstü, hafif sağ yanıma ağırlığımı vererek çekeceğim az önceki fotoğrafı ve kesindir daha net, daha gerçekçi bi karenin ortaya çıkacağı.

Sonra mı?

.......

cem ben, takım elbiseli fotoğrafçı