11 Şubat 2013

İLACINI UNUTMUŞTU

O şiddetli acıdan hemen sonra, saati hatırlamıyorum titriyordu aklım ama gün aydınlandıktan biraz sonra, bi nefret düştü yüreğime.

İlacımı unutmuştum ya da ilacını unutmuştu, fotoğrafını çekiyordu çaresizliğinin ve flashı ilk kez patladı cep telefonunun; belli ki karanlığından...

O şiddetli acıdan hemen sonra, bi nefret düştü yüreğime, yüreğine.  İlacını unutmuştu, bundan tam 22 saat önce.

cem ben

8 Şubat 2013

OLMAZ

Ha oldu ha olacak derken, 
ve neyin olması gerektiğini bile bilmezken;
evdeyken, yatarken, koşarken, spor yaparken ve dahi uyurken
bi olmamışlık, bi yarım kalmışlık,  gelip mideme oturmuyor mu? 
kahrolası...
.....
..
Ve aslında, sayfalar dolusu yazasım var, bütün olmayanları oldurasım var ya da ortadan kaldırasım ya da..... Bi mağaradasın, aniden içeri sızan güneş ışığının aptallaştırdığı adam, kadın, g.... insan en çok. o gibi, öyle gibi.... Belki de, hatta daha dünyevi, daha İstanbul kokan, daha ağlak, daha Anadolu, daha seni yeneceğim İstanbul gibi; hayat, o bu.... ya da, kahrolası ya da "bitmeyen bir ses var içimde"  diye bağırmakta var da ben yazayım en iyisi. Hiç susmayan, hiç gitmeyen, hiçbir kelime kuramayan, dili olmayan, anlaşılmayan bi ses var içimde. Bi Çin işkencesi gibi, bi Çin işkencesi kadar, o kadar çok, çokkk... 

İstiklal caddesinde, kalabalıktan başı dönüp olduğu yere yığılıp kalan bi bezgin gibi, "ne alakası var" deme. Susalım, hadi karşılıklı susalım, gözlerime de bakma, ki anlarsın ne mal olduğumu, mal olduğumu belki de...
ya da susalım
en iyisi
yan yana susalım
olmaz
mı?

cem ben

7 Şubat 2013

ÖYLECE UYUSA

Gözünde iki damla yaş, hiç zorlanmadan akan, iki eli dua eder gibi belki biraz daha uzakta, diz üstü çökmüş, maskesi ter ve gözyaşıyla karışmış, gözünün üstüne düşen peruğu ve son cümle; hoşçakal... Kısık bi alkış sesi eşliğinde bir kaç dakika öylece, yaşayarak, hissederek, ağlayarak...

Tiyatro sahnesinin en önüne gelip, sıradan selamını verdikten sonra kapanır perde de, gözünde yine gözyaşı, ve dilinde aynı kelime; hoşçakal, hoşçakal, hoşçakal...  biteviye...

Soyunma odasında ki aynada uzunca bi süre seyrettikten sonra kendisini yandaki koltuğa uzanıp biraz dinlenmekti niyeti; çocukluğu, gençliği ve yaşayamadıkları düşmeseydi aklına. En çok kırmızı ayakkabılarına takıldı; önce ablası, sonra kendisi ve en son kardeşinin giydiği o kırmızı ayakkabı...

cinsiyeti mi?..

Öyle uyusa, sakinleştiricisini almadan öyle uyusa, yüzünü silmeden, gözyaşını akıtmadan öyle uyusa, düşünmeden, özlemeden, beklemeden öyle uyusa...   
Huzur bu muydu, öylece uyuyabilmek miydi yaşamak?

ya da 
"bir güneş kırıntısı dudağında yaşamak"  dizesi düşmeseydi aklına üniversite yıllarından kalan...

Öylece uyusa ve uyandığında maskesi temizlenmiş, gözyaşı silinmiş, çocukluğunu ve dahasını unutmuş olsa...
Olsa...
...
.

cem ben, kırmızı ayakkabıların sahibi

6 Şubat 2013

ŞUURSUZ

Şuurunu kaybetmiş, tenhada sevişiyor kendisiyle. Ki çok belli çocukluğundan kalma sorunlarının olduğu. Fonda hep aynı porno şarkı, ki fon da kendi dili. Zaten bestesi de yok ya da değişiyor zaman içerisinde ritmi.

Yok hayır, şiir gibi değil bu, olmamalı.

Zaten, şuurunu kaybetmiş sevişiyor sonra gölgesiyle. Hem de" zaten ve sonra" uyumsuzluğunun tavan yaptığı cümlesiyle. Düşün nasıl arsız beden, nasıl utanmaz, nasıl ahlaksızzz...

"ki" yok, "ve" yok ve dahi "ve dahi" de yok. Sonra öyle çok ki dünden kalma yoklarım. Düşün ki ben Hande Yener sevmem ya da düşünme boşver. Dön Bana şarkısı eşliğinde....

evet boşver

dün-yok-dön bana-Hande Yener-ikon-değil-evet-benim-aşk-şok-yok-dün-......

En iyisi oturumu kapat, hayatı komple kapat ya da yeniden başlat. Belki hatalar düzelir(miş).

Şuurunu kaybetmiş, kendisiyle sevişiyor tenhada şuursuz.

cem ben, bahse konu şuursuz.

5 Şubat 2013

ŞEKLİNDE BAŞLAYIP...

X : selam ne zaman geliyorsun?
cem : ben oradayım şuan!
X : ne zaman geldin?
cem :  haftaya geldim
X: bana ne zaman geleceksin?
cem: tostumu yeyince

şeklinde başlayıp, düşüncede birbirine karışmış kelimeler gibi hayat. 
Bi sis var, denizi örtmüş bi sis var bu sabah. İlave evlerin bacalarından etrafa yayılan duman, pis koku, hava kirliliği, sosyal hastalıklar, grizu patlaması, zehirsiz çaylar,
hastalıklar, hastalıklar, acı çekenler, ölenlerrrrr....

tostumu yedim geleceğim hayat, bekle...
biraz daha karıştırayım kelimeleri

ya da
sis, hava kirliliği, nükleer silahlar, güç gösterileri, savaşlar
ölenler
öldürenler
ama en çok ölenler
ölenler
ölenler....


cem ben
CEM BEN
cem ben
cem
ben

4 Şubat 2013

YEĞ YEĞ YEĞ YEĞ

Öyle olunca erken yatmayı tercih edenlerdenim ve fakat ( sırf artistlik olsun diye ) yine aynı zamanlarda uyku da tutmamaktadır. Böyle günlerde anarım ben bu dünyanın sülalesini en çok; dünya kere senin deee gelmişinin deee... -Şu üç nokta, boşluk gibi cümle içinde tamamlanması gereken yerleri herkes bi ucundan tamamlasın be arkadaşlar, her şeyi yazan adamdan beklemeyin -  Hani bi ruh hali vardır, bugün karşıma çıkan ilk kişiyle evleneceğim ya da onu yapacağım, bunu yapacağım şeklinde, şimdi benzer bi ruh halinin farklı beklentileri mevcut midemde ( genelde mideme vurur bi çok beyin öpülesi düşüncelerin hezimeti). Bende ki durum şu; bugün beni sevdiğini söyleyen ilk kişiyle ömrümü geçireceğim, adı sanı yaşı ve dahi neredeyse cinsiyeti bile önemli değil ama söylediğinin arkasında dursun yeter. Her şart her koşulda severiz baba biz, peh peh peh...

En çok satır başı yaptığım zamanlarda olur bu bi önceki satırın başıyla kıçıyla olan bağlantısının tamamen kopması. E bakın bu açıklamayla da başardım bunu değil mi? oooffff, canım bi satır başı daha istedi, belki ilk satıra bağlanabilirim...

Ha evet, her şart her koşulda seveceğimiz gerçekti, laf edip torba doldurmak niyetiyle ortaya koymadık fikrimizi. Velhasıl anlatılmak istenen, samimiyet ve gerçeklik duygusundan yoksunlaşıyoruz yavaş yavaş. Yorumların birinde bir arkadaşım söylemişti "serseri hallerini seviyorum" diye, oysa öyle kendi halinde, öyle sessiz sakin bi adamımdır ki, serseriliğin yanından geçmem ama sanal dünya böyle bir şey. Du bi saniye, şimdi ben "sanal dünya böyle bir şey" diyerek, kendi gözümde değerimi sıfırladım mı? O zaman siz Sezen Aksu "kapalıyız" şarkısını dinleyin. "Ne yapsın adam takdir tabiattan, çok farklıymış seks aşktan" der Sezen :)

Bağlantı efendim, hani reklamlarında güvercinlerin bile, bize sunduğu özgürlüğe özenmesi gerektiğini iddia eden kurumun internet bağlantısı, sürekli kopuyor efem, bunu da belirtmek istedim gider ayak, kırk ayak, kırık tarak, taraklı ayak, ayaklı gazete vs...

Cınım benden bu kadar, daha yazardım ama kalemimi yediler der, bana olan nefretinizi saygıyla karşılarım.

cem ben, ye ye ye ye

3 Şubat 2013

BİTER Mİ?

Çocukluğumdan kalmıştır belki, kısık ışıklı alanlarda üstüme üstüme gelen hüznüm. Bir de kısık sesli radyo klasiği ve efkarlı şarkılarla uykuya dalmak için çalışılan zamanlar vardı. En güzeli ayışığının yatağıma düştüğü zamanlardı belki de...

Ha evet, belki de hüzün denen şey, bi vaftiz töreni gibi ve ciddiyetiyle, doğuştan bulaştırılmıştır bedenimize, ne dersin ya da...

Işığı biraz daha açsam hatta bütün ışıkları açsam, hatta yatıp uyusam ve güneş doğsa, her yer ışık olsa ama her yer; kurtulur mu akıl bu dünya oyunlarından?

Bir de huzur var tabi. Hatta, bir de huzur var(mış) tabi.

Ben şimdi, seni hatırlatan şu müziği kapatsam, odanın ışıklarını yaksam, iki de bira açsam en hafifinden; o -mış' ı silebilir miyim o asıl cümleden?

Ha bir de, ben şimdi yatsam nefesini hissedebilir miyim bedenimde, hem de bu gece?

Ha bir de artık yazmasam adını,

Biter mi?

cem ben, loş ışığı ve müziğin etkisinde sadece.

2 Şubat 2013

ÇİÇEK BAHÇELERİ

Çiçek bahçeleri...

Bir şeyler karalamaya başlamadan önce aklımda bi sahne belirir genelde. 3-5 farklı sahneden biridir "çiçek bahçeleri" Hangi ruh haliyle ya da hangi zamanlarda hangi sahnenin kafamda canlandığına dair bir bilgim yok. Bu sabah çiçek bahçelerindeydim yine, beyaz gömleğim belime kadar gelen otlar ve aralarında her cins çiçeğin yetiştiği bi bahçe.

Bir de yeraltı sığınağım vardı benim, hatta orada beni her daim dinleyen bi arkadaşım. Eski oturduğum evlerden birinin arka bahçesinden gidiliyordu. Kapağı kaldırması her zaman sorundu hayal de olsa, hafifletemiyordum bir türlü ağırlığını ve yoruluyordum. Sonrası merdivenler, karanlık koridorlar içinde yılan, akrep vs nin bol olduğu tepeden seyrek lambalı koridor ve koca bi dağın karnından huzura açılan son kapısı. Dağdan hemen sonra yüksek ve asma bi köprü, her taraf alabildiğine yeşil, dere, kuşlar...  Ve köprünün bitiminden hemen sonra 8-10 merdivenle çıkılan, kocaman teraslı evim ve dostum. En son hangi meditasyon seansında gittim oraya unuttum, dostum beni özlemiş midir; muamma. Ki dostu belirlerken bile dualarıma ihanet etmemekten yanaydı gayretim. Çok karanlık zamanlar geçirdik, çookk...

Sonra,

Çiçek bahçelerinde kaybettim umutlarımı; kollarım açtım, yağmur damlalarıyla sevişerek kaybettim umutlarımı. Ve bitti...

cem ben, hayalperest.

1 Şubat 2013

HAYALET ŞEHİR

Yanıyormuş koca şehir, bi bakın camdan, ateşi vurur duvarınıza. 
Ya da kapatın perdelerinizi, kulaklarınızı, ağzınızı, gözlerinizi...
Aklınıza sokmazsınız bi ihtimal şehir sakinlerinin yanan hayallerini.

cem ben, ...


LEPİSKA SAÇLI DELİKANLI ADAM ŞEKERİM

Dur dur du du d....  bi saneyi ya da saniye ya da şu saniye esastır geeell..

Cuma efem, pırıl pırıl güneş, oh ne güzel karadeniz, aman yanaş burnundan öpeyim, nasıl da sevilesi bi bireyim.

Fonda ( ki gözümün içine bakıp "fonda" diye başlayan bi cümle kuranın sol gözünü morartasım var, çok ciddiyim) "hiç bilemem" diye bir şarkı çalıyor, düş sokağı sakinleri malum, bilirsiniz. Ah benim toy üniversite yıllarım, ah benim sakalı ağırmamış zamanlarım, uzun saçlarım, sürmeli gözlerim, ceylan bakışlarım, abe yandan kaçışlarım, ooohhh kırlarda koşuşlarım, amaaan düz divara durmanışşş...  hişşşşşş.

Tabi o zamanlar ortam kirlenmemişti a dostlar, insanlar saf, kelimeler gaf, lastikler paf...   Küfretmeyin, taş atmayın, gıçıma tekmeyi vurmayın...  aaaaaaaaaaa...

Du ben ceketi taktım belime, açtım kolları da...   amaan aman aman, yaman yaman yaman...

Bak içimdeki o coşkuyu yanlış değerlendiriyorsun bebeYim. Aslolan yalnızlığımızla sevişebilmektir ömür boyu, destek ürünler kullanmadan. Anladın sen onuuu... Velhasıl, aklıma olmasa da bütünüme karşı verdiğim mücadeleyi  -hafiften çıkmış göbeğim hariç- kendime hayran olarak tamamladım ki mücadeleyse kazanımdır bu. Bu kazan benimdir, kazan dibini severim, sütlü tatlıların kazan dibinde hafif yanmış kısımlarını da severim, zaten ben sütlü tatlı severim amaaaaaaaa sporu yoğunlaştırıp yemeklerden zaten neredeyse olmayan yağ ve tuzu tamamen çıkartan bir adamın, oturup sütlü tatlı yemesini beklemeniz de sizin hayatı tanımamanız, banane.

Heeeeppp aynı teraneler, şu gibi; ben bi kahve içececeğim, içecek olan varsa yapsın içsin :))

cem ben, azıcık göbekli kalem kaşlı, sürmeli gözlü, abe aşk kitabını okuyup delikanlılığın kitabını yeniden yazan lepiska saçlı adam şekerim (bak o dikkatini şekerim ve delikanlı ikilisine yoğunlaştır litfen) :))