7 Eylül 2012

ÜÇ NOKTA

Nasıl da ıssız bir cuma sabahı. Karadenizi bi sis kaplamış ki; sabah huzurum, evlenilecek kadın tadında ki deniz şimdi yok. Bir de yalnızlığım, kahrolası...

Yeni hikayeler yazılmalı bu sabah ya da bi sabah. Olmadı eski hikayeleri okumalı, hatırlamalı, hatırlatmalı mı?

Bugünlerde yaşadığım en güzel şey belki de; yaşlı teyze ve poşetini kapı koluna astığı koca bir kavanoz incir reçeli. Rahatsız etmeden, sessiz sedasız iyilik yapmak, birilerini önemsemek de bu olmalı. Anne sevgisi gibi; karşılıksız, kavgasız, gürültüsüz, ayrılma korkusu olmadan. Ne güzeldir değil mi her şeyinle sevilmek ve bu sevgiden emin olmak. Sabah sabah...

Ne kadar ıssız bir cuma ve sol yanımda ( bu söylemi de hiç sevemedim ) hafiften bir sızı, bana insan olduğumu hatırlatan. Ben en çok bundan severim kalbimi, kim bilir...

Yeni şeyler ararım ya da sığınacak bi hayat da, ondan durmadan satır başı yaparım. sonuç mu?  bir saniye satır başı yapmalıyım...  

Bir söz bitişi gibi, son buldu sevişler ( TIK )

cem ben, üç nokta ( ... )

6 Eylül 2012

GÜL GİBİ GÖZLERİN VE ...

Gül gibi gözlerin ve dalgalı bir deniz bakışların
Ümidini kaybetmek en çok yüzündeki hüzne yakışır
Kan kırmızısı zaman, kan kırmızısı geliş gidişlerin
Kadife sesin nice aşığı canından bezdirir.

Uzaktan duyulan bir anadolu türküsü gibi hayat;
burun direğini sızlatan, gözünü yaşartan
Ve,
Hasadı yapılmış bi buğday tarlasında yalın ayak koşarsın, da acır ayakların
Bütün nefretini bereket tanrısına yükler dudakların.

Su gibi tenin, yumuşak pamuk gibi
Parmak uçlarında birikmiş yaşadığın zamanların
Omzun ve göğsün arasında saklanmış gibi şefkatin.
Uzanıp gece boyunca şefkatini tadabilirim

Uzaktan duyulan bir anadolu türküsü gibi hayat
Kan kırmızı dudaklarından dökülür en acılı ağıtların
Ve sabah,
ve bir sonraki sabaha doğru düşer yanağından gözyaşların.

Gül gibi gözlerin ve yumuşacık bakışların
Sarılıp sabahtan akşama, usanmadan ruhunda yatabilirim.

cem ben

Siz de bi sıcakta grip olmuşsunuzdur ve bilirsiniz. Öyle zamanlardayım şuan. TIK larsanız hüzünlenebilirsiniz.

İNSANLAR ÖLÜYOR

Ben şimdi insanlar ölüyor, öldürülüyor diye başlayacağım yazmaya. Sonra ben de dahil sil baştan okuyacağım yazdıklarımı "güzelmiş" ya da benzeri bir şey söyleyecek birileri, yorum yapacağız ve sonra sayfanın sağ üstündeki çarpıya basıp unutacağız her şeyi.

Akşam haberleri bir çok ilden canlı bağlantı yapacak, ağıt yakan aileleri gösterecek en acınaklı sözlerle. Ateş bu sefer  .... ailesinin evine düştü vs diyecekler. Yetkililer açıklamalar yapacak, sorumluların peşine düşülecek ve gereken ceza! verilecek. Sonra 2. haber bi trafik kazası, 3. haber birbirine laf söyleyen yetkililer, 4. haber balık av sezonu açıldı ve son haber tarkan konseri olacak. Sonra, unutulacak, unutacağız..

Hatta bi sonraki yazıda "aşk" diyeceğim, "bunaldım, bıktım" diyeceğim. Kendime ağlayacağım kelimelerde vs.

Ben şimdi insanlar öldü diye bitireceğim yazıyı, sonra akşam haberlerine kadar iş telaşına düşeceğim, haberler güm güm seslerle ve haberin merkezi biziz mesajlarıyla başlayacak, reyting kaygısıyla afili cümleler kuracak sunucu, biraz da hüzün bulaştıracak gözlerine sahici.

Ve bir çok eve ateş düştü dün gece...

cem ben, şimdi biri bana sımsıkı sarılsa ve dünyadan biraz uzaklaştırsa şefkatiyle, olmaz mı?

5 Eylül 2012

ŞAİRİN HASI

Ak gerdanına yandığımın dilberi
Geliverde öpeyim allanmış yanağını
E şimdi ben dilber aşığı mı oldum?
Öpeyim en hassas yerinden ey sevgili!

''Dil üstü'' gözüne yandığımın dünyası
Dilebirinin agzına vurayım odunu
E şimdi ben dilber dayakçısı mı oldum?
Sokayım arabanın tekerine sopayı ey sevgili!

Bak gerdanına yandım mı dilberiye?
Geliverde çakayım çizgisiz alnına kafayı
E şimdi ben hızır acil de olurum
Öperim belinden, tükürürüm canına ey sevgili!

Yirmilik dişi çıkamayasıca odun sevgili
Bira göbeği yapmışsın tak o kalın korseni
Dilber kısmı bira göbeği yapar mı dana?
Korsen patlasın yol ortasında da utan sevgili!

Bu şiir bitmez, benim sana yazacağım çok
Ağzına yüzüne tekmeyi çalacağım çok
En iyisi kırıp dizimi kafa atayım
ya da şiiri bitireyim iyi mi

cem ben, şairin hası :)

AŞK DA TERK ETTİ BİZİ


O zamanlar son saf hallerini yaşıyordu aşk, yol geçen hanına dönmemişti henüz. Okul dönüşü güller seriliyordu ya yollara. Henüz sanal dünyaya teslim olmamıştı insana has duygular.

Aşkın yerini teselli eden insanlarla doldurmamıştık, ''yerine sevemem'' nidalarıyla döndük her seferinde birbirimize. Biz aşkın vedasına yetişip, saçından tutup yakaladık onu ama kıymetini bilemedik. Sonra aşk boyut değiştirdi, acayip ruhlarda beden buldu kendine. Başkalaştı, iki kişiye has olmaktan çıktı, genelleşti.

Leyla ile Mecnun' la başladı aşk şekil değiştirmeye, en son en acınacak halini aldı, o halde sabitlenip kaldı.

cem ben, yapayalnız desek yeridir.

4 Eylül 2012

KÜFÜRBAZ

Ağzımı öyle küfürlerle doldurdum ki, karşına geçip gözünün içine baka baka suratına kusmadan hepsini, rahatlamayacak nefesim.

En son ne zaman umutla baktım dünyaya biliyor musun ya da umrunda mı?  en umutlu anımda bile aklımda dolaşan ''acaba'' dan haberin var mı hayat? umarsız s.gitlerin yüzümün ortasına öyle işledi ki hayaaat, en dostuna bile kısık gözle bakar oldum. 

En son ne zaman umutla baktım dünyaya biliyor musun hayat ya da umrunda mı benim ne yaşadığım ya da birilerinin ne yaşadığı, yalnız kalan ihtiyar komşu kadın, yürüyemeyen adam, biçare sokak çocuğu, umutsuz hasta vs.  umrunda mı hayat, insan denen bu garip canlı umrunda mı???

Ağzıma öyle küfürler doldurdum ki, geçmişe dönüp mavi gömleğinden başlayacağım kusmaya, sonra susup dinleneceğim bi zaman ve sana geleceğim gri memleketin sahte aşığı ve senden sonra da durmak yok, ve ona, kibrine, kurşun gibi sözlerin sahibine de dökeceğim son küfürlerimi bir bir...

En son ne zaman umutla baktım dünyaya biliyor musunuz sahte dünyamın kahramanları?

ÇOCUKLUĞUMDA


cem ben, küfürbaz

ESKİ(Cİ)

Eski zamanlar...
Eski zamanlardan kalma....
Eski bir hikaye...
v.s.

Eski ile başlayan bir çok şey;
biraz kahverengiyi,
biraz sarıyı,
biraz sigara dumanını,
biraz karışık zamanları,
biraz kaybetmişliği,
biraz özlemi hatırlatıyor bana.

Yok öyle içimi karartmıyor, yerle yeksan etmiyor. Sadece bir sonbahar akşamında, sarı ağaç yapraklarıyla kaplı yolda, uzağımdakine bakıp "keşke" diyen bir adam siluetini canlandırıyor içimde. Sezen Aksu, Murathan Mungan sözleriyle okuduğu şarkının klibinde lapa lapa yağan kar' a karşı ''eskidendi eskidendi çok eskiden'' diye bağırırken , keşke diyen adamın üzüntüsü biraz daha artsa da, depresyon arifesi getirilerini taşımıyorum içimde.

ESKİ kelimesi sonbahar gibi, hüzün gibi; anlamını bilmese de insanı okuyunca üzecek gibi. Şimdiki zaman eskimiş bir sonbahar ya da fotoğraf gibi, hüzünlü gibi, özlüyor gibi.
Eski fotoğraflar mı? üstelik tab edilmiş bilmem kaç yıl önce sonra bi kitap arasında, bi rafta, dolabın üstünde unutulmuş kahverengi bi fotoğraf... sonra bir gün, pat diye önüne düşmüş kitabı alırken ya da rafı temizlerken, ne hüzün...

ESKİ kelimesi biraz kahverengi, biraz Şebnem Ferah (TIK) , biraz çocukluğum, biraz sen, biraz mavi gömleğin, biraz....

cem ben, eskici

3 Eylül 2012

SERİ MAKTUL

Rüyalarımı seri katiller yazıyor gibi
ve seri maktülü oynatıyorlar bana her gece;
dirilip öldürülüyorum başka başka silahlarla.

Aynı derede yakalıyorum olağandan çok daha büyük cansız balıkları,
aynı hayat çizgilerinden atlıyorum kaldırımlarda
farklı aşklarda, aynı doğum tarihlerini buluyorum.

uyuyabildiğim nadir zamanlarda,
seri katiller öldürüyor uykularımı
gözümü açıyorum başka mekanlarda.

Farklı aşklarla uyanıyorum her sabah belli belirsiz
aynı eşikten atlıyorum gibi gün boyu çarpık gözlerimle
başka bedenlerde aynı tadı arıyorum.

rüyalarımı seri katiller yazıyor gibi bu ara
kısa metrajlı bir film gibi etkileyici oluyor hep uyanışlarım
dirilip seri katil oluyorum başka hayatlarda.

rüyalarımı seri katiller yazıyor bu ara
Durmadan öldürülüyorum soyut mekanlarda
sonra dirilip balıklar tutuyorum
suyu olmayan gölet ya da şelalelerde
....


cem ben, seri maktül

EEEEEEEEEEEEEEEEE

Yorucu bir hafta sonu ve uykusuz geçen bir küsür ayın sonrası ( hey sen, pis pis gülme ) bitap düşmüş, düşmemişse de düşmesine ramak kalmış bir adam var karşınızda.
-Bakayım, gözlerim kapanıyor yahu, demek ki var bi düşme durumu :)

Güzel bir hafta sonuydu ve tam benlik, bir uçtan bir uca duygular ; ayrılık, acı, mutluluk, aşk?, nefret, ihtiras, korku, macera, fırtına, rüzgar ve dahası..:)  e sonra pazar geldi lanet olası ve hatta pazartesi.

"Karadenize karşı kahvaltı misss" demiş miydim? dediysem de burda dememişimdir, ama öyle. Sohbet mis, bakışlar mis, aşk yok henüz ama şefkat mis, ben mis, hayat mis.

Yahh mis gibi olmuşuz işte, mutluluklar daim olsun inşallah, dost-düşman, eski-yeni herkes için.

Aynı dili konuşmak güzeldir, aynı müzikleri dinlemek, hayata aynı pencereden bakmak... güzelmiş, bildim.

Uykum var, saçmalamaktan öteye de gitmez yazılanlar şimdi. O zaman ne diyoruz ; Karadenizde kahvaltı misss  :))

Siz yine de sevin beni; abi, kardeş, arkadaş, dost ya da içinizden geldiği gibi. Bi kişinin inisiyatifine bırakmayınız  :)


cem ben, cem ben, cem mişim ben, ben cem miyim?, ben cem değilim, adım cem değil, sahte bu, gerçek adım cemalettin, sahne ismi olarak kullanılamayacağı gibi blog ismi olarak da kullanılmaz :), cemalettin' den dönme cem ben, bana biri bi çay söylesin ya da kahve, aaa frappe de olurr Pandora :), ulan gitti aşureler, o makarna da çöpe gitse bitmişti her şey, pazartesi ne gıcık gün, uykum hala vaaaaaaaaaarrr

eeeeeeeeeeeeeeeeee

ŞARKI(MIZ) . bu şarkıyı dinlemeyen, dinleyip sevmeyen ve bunu bana belli eden gözüme gözükmesin bak :))

1 Eylül 2012

SEVGİ ARSIZI

Yalnız ben gece bi sessizlik duydum, sonra bir acı ciğerimde, sen de duydun mu?
Ki sanmam, ucuz kelimelerin var onlarla sevişiyordun kesin, bir de dünyevi ihtiraslarınla belki.
Seks sırası Sezen çalıyordu yine avaz avaz, eksik kalan duyguyu tamamlıyordu.

Aşk var mıydı dün gece sizin oralarda ey sevgili!
Misal öperken dudaklarınızı,
ya da boynunuzu...
Aşk var mıydı dün gece sizin oralarda sevgili!

Yalnız ben gece bi sessizlik duydum ve yeni bi ten değdi belki tenime ya da tenine
A pardon sizin önceliğiniz başkaydı,
kim takardı yeni birileri girmiş yüreğime.
............
(bitmez bu)

İyiyim ben, iyileştim ya da. Hiç erkekçe değil biliyorum ama biraz gönlüm yorgun ya da kalbim kırık, belki de çocukluğumu özledim. Yok pardon özlenecek bir çocukluğum olmamıştı değil mi?
ilk gençlik, yirmili yaşlar... sahi hiç özleyecek zamanım yok muydu benim?

Evet cumartesi, ben ve ....

iyi olun, en çok beni sevmeseniz de beni çok sevdiklerinizin yanına koyun olmaz mı?

cem ben,  sevgi arsızı