24 Haziran 2011

OLAĞAN CUMA YAZISI

''Bi kere ben çok değiştim, cumalar da o eski cumalar gibi değil'' demeyi çok isterdim fakat, benim cumaya olan platonik aşkım bitmeyecek belli. Çok ısrar ederseniz, diğer günlere olan yaklaşımımda biraz değişiklikler var onları anlatabilirim ( hala pazarı pek sevmiyorum Evren.:)). Böyle bir keyif var mı söyleyin bi; kahve, sigara ve sezen ( bu da değişmemiş bak). Al bu keyfi yapıştır cumaya, ooohhhh mis mis.

Bilen bilir Sezen albüm çıkarttı ''Bakarsın umduğundan iyi geçer yaz... öptüm sezen''. Aman biz sezenciler arasında bir heyecan, bir telaş, bir telefon trafiği sormayın gitsin. Hepimiz kendi çapında müzik eleştirmeni oluverdik bi çırpıda. Yok şurda şarkının patlama noktası eksik, yok burda müzik fazla sesli sezen' in sesi kaybolmuş, yok beride yanlış notadan girmiş. Aman aman değme müzisyenlere taş çıkartırız görseniz. Velhasıl bizim ki armudun sapı, üzümün çöpü kıvamında bir yaklaşım sadece. Yoksa Allah sizi inandırsın bayıldım, bittim albüme. Fırsatınız olursa acıtmışım canını sevdikçe, sayım, vay, arkadaş şarkısını duyunca, unuttun mu ben? şarkılarını, hatta albümün tamamını dinlemenizi tavsiye ediyorum. Ben şuan ''kaçırıcam seni'' adlı şarkıyı dinlemekteyim. oy oy oy....

Ben içerdeyken (kendi tımarhanemde :)) bir de milletvekili seçimleri oldu değil mi?  oldu vallahi. Neyse bu konuda yorum yapmak bana yasak, malum 657. Vatana millete hayırlı olsun bu yeni durum deyip çıkayım işin içinden.

Sonra çok önemli bir diğer konu; Görevde Yükselme Sınavı açıklandı. Bu haber en az Sezen' in yeni albümünün etkisi kadar etki oluşturdu bünyemde. Bi dolu kitap siparişi verdim. Çok çılgın bi süreçti doğrusu..:) Sol üstte ki resimde biraz sınav için, biraz keyif için başucuma yığdığım ve okunması gereken kitapları görüyorsunuz. ''Kafayı yemeden önce ne okusam kardır.'' mantığıyla giriştiğim yığma işi, sınavın açıklanmasıyla beraber içinden çıkılması zor bir hal aldı açıkçası. Ben de ''kitaplarla yatıp kitaplarla kalkarım ama okumam'' diyerekten, her gittiğim yere götürüyorum bir kaçını. hayır vicdanımın sesini ancak bu şekilde susturabiliyorum...:)  yok yok ben gülüyorum diye siz de gülmeyiniz, hepsini okuyacağım. Hem çoğundan 3-5 sayfa okudum. Ayrıca da bu süreçte 3-5 kitap da okudum, o kadar da değil yani..:)
(Yeri gelmişken, bu sınav için hepinizin iyi dileklerini, dualarını bekliyorum. Yine ocağınıza düştüm abii..:))

Sonra yine spora başladım. Günde 20-25 dakika da olsa yapıyorum, hiç yapmayanlar da var. Neyse efem 174-175 cm civarı olan boyuma karşın son tartılma girişimimde, tartım (benim değil, kimindi onu da unuttum) 66 yı gösterdi. Eridim bittim sanmayınız efem, gayet fitim. Nihayetinde kemiklerim iri, çalı çırpı gibi gözükmüyorum. Üstelik her türlü seviyorum ben kendimi, du gıdımdan bi öpücük alayım. :)

10-15 gündür haberleri izlemiyorum sanırım. hatta 3-5 gündür hiç tv izlemedim. Bu akşam şöyle bir haberlere bakayım dedim, her şey bıraktıgım gibi devam ediyor. Ha yaz dolayısıyla 90-60-90 kadın nasıl olunur tavsiyeleri eklenmiş. Bak ben sıyırmadım, atlattım ama bu halk bu gidişle kafayı yer haberiniz olsun. Ortalama bir türk kadınını sen 90-60-90 olmaya itersen, o kadın yazık yer kafayı. sonra eşine dostuna da yedirir o olur. 90-60-90 olmayınız, böyle bir kaide yoktur. bakımlı olunuz yeter yahu, nedir bu işkence. yemek nasıl yenir onu unutacaklar en son ondan korkuyorum.

daha daha daha....

Neyse gireceğim sınava dair geçmişte çıkmış bi soruyla yazıyı sonlandırayım. Cevaplarınızı da bekliyorum. Ben bu sınavla bozduysam, herkesi delirtirim abi..:))

1- Temel fizyolojik gereksinimler
2- Kişisel geresinimler ve kendine saygı
3- Kişisel gelişim ve başarı
3- Dış tehlikelerden korunma gereksinimi

Maslow' a göre yukarıdaki gereksinimler öncelik sırasına göre nasıldır?

( şıkları yazmıyorum siz sıralayınız, süreniz 1 dakika. en kazığını seçtim hihihihi)


acıdan_geçtim_güzelleştim

dur duuuuurrrr bitmedi. şu sağ yandaki eksik liste var ya. blog şablonunu değiştirmemden kaynaklı olarak cortlayan takip listem dolayısıyla adı öyle. kimleri takip ediyordum unuttum ya da umarım unuttuğum yoktur. ekli olmayanlara kastım yoktur yani, daldıkça blog dünyasına hatırlarım ben o eksikleri..:))

tamam bitti...:)

21 Haziran 2011

ACIDAN GEÇTİM GÜZELLEŞTİM

Bazen bir tokat gibi vuruyor insanın yüzüne gerçekler. Bir an dünyevi bütün bağlarından kurtuluyorsun. Kısa bir an; durmadan içinde kaldığın mücadeleden, kavgadan arınıyorsun, nefes alıyorsun. Mutlu olmak ya da olmamak değil karşında duran  anlık tablon. Boyutu değişmiş ve ezberinde olmayan, önceki zamanların kökleşmiş yaşam alışkanlıklarının, yeni durumla yer değiştirmesi. Tablo bu...

Bundan bir küsür ay önce, o an gelmezse zorla getiririm belki mantığıyla, bağ saydığım bütün her şeye dahil edip blogu gittim buralardan. 30 küsür yılda karşılaştığım en ağır kavgaydı bu, en ağır kavgamdı; geçti...

Şimdi yeniden yeşerttiğim umutlarım, huzurumla buradayım, hayattın tam ortasındayım. Blogun rengine, yazılacak olanlara ya da yazılmışlara aldanmayınız. Çizdiğim yeni yolumda, hayatın içindeki bütün güzellikleri yanıma alıp, güle oynaya yürümekteyim. Ve artık gereksizliğimden sıyrılıp; gerekliliğimin, en azından kendime olan gerekliliğimin çok farkındayım. Velhasıl acıdan geçip güzelleşenlerdenim.


acıdan geçtim güzelleştim

15 Mayıs 2011

hoşçakalın

Artık ben yokum arkadaşlar, hoşçakalın...


gereksiz adam

11 Mayıs 2011

Ve coğrafyasını özledi yüzünün

''Yüzünde toprağını sevmediğim coğrafyanın izi var. Kaşların güzel, gözlerin manalı, Yaradanın üflediği bi güzellik var belki de özünde ama yüzünde,  toprağını sevmediğim coğrafyanın izi var ve bakışların alabildiğine uzak''

İlk bakış, ilk bakışta gözlerine yüklenen anlamdı bu; korkutan, tedirgin eden. Buna rağmen başladı her şey. Bütün uzaklıkların kelimelerle üstünü örttü. Sağ yanına sakladı korkularını.

Ve gitti, kalıyor gibi gözüktü ama gitti.

Ve gece gibi şimdi dünya. Detayına saklanan bütün, maviden siyaha çalan hayatlar, güneşini örttü. Ve coğrafyasını özledi yüzünün...


gereksiz adam

8 Mayıs 2011

SENDEN KAÇTIKÇA...

Dönüp dolaşıp senin karanlığında buluyorum kendimi. Belki de sana hibe ettiğim kendi karanlığımda. Adını koyamıyorum portrenin, şekillerini netleştiremiyorum. Hepsi siyaha çalıyor, hepsi siyahın gölgesinde kalıyorlar. Sonra bir güneş doğsun diye başka mecralara akıtıyorum ruhumu. Sende bırakıyorum sözde karanlığımı. Ruhum aktıkça güneşe doğru, karanlığımdan uzaklaştıkça seni özlüyorum. Korkuyorum ve tersine akıtıyorum zamanı, sana dönüyorum, karanlığıma dönüyorum. Ve sil baştan başlıyor bu kısır döngü. Senden kaçtıkça sana geliyorum, sana geldikçe karanlığında kayboluyorum.

Elini uzatmanı bekliyorum ya da, karanlığımı aydınlatmanı. Susuyorsun, yeni karanlıklar gönderiyorsun. Ben hala bekliyorum, ben hala senin güneşini paylaşabilmek için bekliyorum.


gereksiz adam

2 Mayıs 2011

Yaz ortasında grip olmuş adam

Baharı hiç bu kadar ağır karşılayacağımı düşünmemiştim. Olağan " bahar depresyonu" çalacaktı kapımı, bekliyordum. Güneş açtıkça biraz daha kararacaktı dünyam. " Yaz ortasında grip olmuş adam" ruh hali belirecekti sonra. Her şey biraz daha büyüyecekti gözümde, akıl oyunları başrolu kapıp, yeni senaryolar üretecekti bugüne,geçmişe. Olmamış, olması muhtemel senaryolar yazacaktım, hep yalnız kalacaktım en sonunda, hep şüphe duyacaktım. Eve kapatacaktım kendimi, susacaktım ama sonra geçecekti, yine geçecekti.

Bu sefer öyle olmadı, yeni senaryolar ürettim, ürettiğim senaryolar kesindi şimdi aklımda. Artık şüphe duymaktan öteye geçtim. Her yer çok karanlık, arada uğrayan güneş uğramıyor ve yeni sinir nöbetleri başladı. Hiç ummadığım zamanlarda ağlama krizlerine tutulur oldum. Ömrümde bu kadar ağlamamışımdır...

Ve tedavi için çok şey denedim, eski-yeni bütün dostlarımı aradım, avazım çıktığı kadar yardım diledim. Ağladım, sızlandım. Gözümü kapattığımda bol eğlenceli, bol ışıklı caddeler ve havai fişek gösterileri hayal ettim. Bu hep iyi gelirdi bana ama yine olmadı. Hayatımdan en son çıkartmam gerekenleri çıkartmaya teşebbüs ettim, böylece acımı dallandırıp budaklandırarak kurtulacaktım ama olmadı, bu biraz daha ağır ruh hali olarak bana geri geldi.

Şimdi çok yorgunum, artık yeni tedaviler de üretemiyorum. Yeni bi hayat hep umut verirdi bana artık o da kar etmiyor. Hatta hayata ya da kendime dair hiçbir umudum kalmadı. Şimdi çok yoruldum, tarifi mümkün olmayan bir yorgunluk var üstümde, tarifi mümkün olmayan bir bıkkınlık.

Şimdi çok yoruldum ve bugün dünden biraz daha eksiğim...


gereksiz adam

26 Nisan 2011

BIRAKTIĞIM GİBİYİM

Az kalmıştı, birazdan kusacaktım bütün pisliklerimi. Güneşe, bahara inat birazdan kusacaktım bütün pisliklerimi ve seni de katıp içine, huzuru bulacaktım sabaha.

Şimdi kafam bi dünya, şimdi kafamda bi dünya soru. Denk düşmeyen, ucunu başını örtemediğim karmaşalarımlayım.

Şimdi kafam bi dünya, bi dolu yeni sorular var; doğurgan, çözümsüz, kahrolası...

Kendimi bıraktığım gibiyim. Başka hayatlarda, korkularımın üstünü örtmek için biriktirdiğim toprak da yetmemiş. Tam bıraktığım gibiyim kendimi, aynı sorular ve türevleri, aynı cevapsız sorular.

Şimdi sokağa çıkıp avazım çıktığı kadar bağırasım var, şimdi avazım çıktığı kadar çare umasım var.

Tam bıraktığım gibiyim arkadaş, tam bıraktığım gibiyim kahrolası, tam bıraktığım gibiyim...


gereksiz adam

24 Nisan 2011

AŞK SATILDI

Aşk iki bacak arasına satıldı. Belki de satılan aşk değil, aşk maskesi takmış seksti.

gereksiz adam

2 Nisan 2011

AL GÖTÜR KORKULARIMI


Karanlık ve korkak bir mekan gibi girdiğim dünya. Bi çizgiden sonrası hep muamma, o çizgiden sonrası savaş. Biten, sonra yeniden başlayan, biten ve başlayan ama hiç yokluğu olmayan, somut bir yok etme mücadelesinden biraz daha korkulu. Karanlık, çok karanlık aklımın dehlizleri.

Ve sahtekar bir mutluluk sağ yanımda. Günün belli zamanlarında üstüme giydiğim; bol, toplumun akıllı, benim deli elbisem, benim sahtekar elbisem, ah benim zifir karanlık iç dünyamı örttüğüm gündüz elbisem.

Biraz mayhoş, tavşan otu kıvamında bütün zamanlar (ekşi otu muydu o?). Ben ekşiyi sevmem, ben ekşi kokulu zamanları sevmem, ben şimdilerde kimseyi sevmem, ben....

Okunup, üflenmiş hayatlar varmış, eskiden varmış da şimdi var oldular. Bütün hainliğiyle tepemde dolanıyor üfürükler. O kapıdan girdiğimde, bir fırtına olup kulağıma fısıldanıyor korkularım. Neden sonra, neden sonra, neden sonra değişti inançlarım...

Şimdi yaşlanıyorum sanki, şimdi yanımdan geçen sesler hapsediyor anlamlarına beni. Sonra korkularım çalıyor kapıyı. Yok yok, artık kapı yok, korkularım ve dostları her zaman bedenimdeler.

Çok kızıyorum zamana, belkide hayata. Çok küsüyorum hayat sana, çok küsüyorum çok. Hayat çok küsüyorum zamana.

Hadi gece yeli ya da gündüz fırtınası ya da her neyse, al götür korkularımı, hadi yeni bir hayat bahşet bana....


gereksiz adam