21 Haziran 2011

ACIDAN GEÇTİM GÜZELLEŞTİM

Bazen bir tokat gibi vuruyor insanın yüzüne gerçekler. Bir an dünyevi bütün bağlarından kurtuluyorsun. Kısa bir an; durmadan içinde kaldığın mücadeleden, kavgadan arınıyorsun, nefes alıyorsun. Mutlu olmak ya da olmamak değil karşında duran  anlık tablon. Boyutu değişmiş ve ezberinde olmayan, önceki zamanların kökleşmiş yaşam alışkanlıklarının, yeni durumla yer değiştirmesi. Tablo bu...

Bundan bir küsür ay önce, o an gelmezse zorla getiririm belki mantığıyla, bağ saydığım bütün her şeye dahil edip blogu gittim buralardan. 30 küsür yılda karşılaştığım en ağır kavgaydı bu, en ağır kavgamdı; geçti...

Şimdi yeniden yeşerttiğim umutlarım, huzurumla buradayım, hayattın tam ortasındayım. Blogun rengine, yazılacak olanlara ya da yazılmışlara aldanmayınız. Çizdiğim yeni yolumda, hayatın içindeki bütün güzellikleri yanıma alıp, güle oynaya yürümekteyim. Ve artık gereksizliğimden sıyrılıp; gerekliliğimin, en azından kendime olan gerekliliğimin çok farkındayım. Velhasıl acıdan geçip güzelleşenlerdenim.


acıdan geçtim güzelleştim

15 Mayıs 2011

hoşçakalın

Artık ben yokum arkadaşlar, hoşçakalın...


gereksiz adam

11 Mayıs 2011

Ve coğrafyasını özledi yüzünün

''Yüzünde toprağını sevmediğim coğrafyanın izi var. Kaşların güzel, gözlerin manalı, Yaradanın üflediği bi güzellik var belki de özünde ama yüzünde,  toprağını sevmediğim coğrafyanın izi var ve bakışların alabildiğine uzak''

İlk bakış, ilk bakışta gözlerine yüklenen anlamdı bu; korkutan, tedirgin eden. Buna rağmen başladı her şey. Bütün uzaklıkların kelimelerle üstünü örttü. Sağ yanına sakladı korkularını.

Ve gitti, kalıyor gibi gözüktü ama gitti.

Ve gece gibi şimdi dünya. Detayına saklanan bütün, maviden siyaha çalan hayatlar, güneşini örttü. Ve coğrafyasını özledi yüzünün...


gereksiz adam

8 Mayıs 2011

SENDEN KAÇTIKÇA...

Dönüp dolaşıp senin karanlığında buluyorum kendimi. Belki de sana hibe ettiğim kendi karanlığımda. Adını koyamıyorum portrenin, şekillerini netleştiremiyorum. Hepsi siyaha çalıyor, hepsi siyahın gölgesinde kalıyorlar. Sonra bir güneş doğsun diye başka mecralara akıtıyorum ruhumu. Sende bırakıyorum sözde karanlığımı. Ruhum aktıkça güneşe doğru, karanlığımdan uzaklaştıkça seni özlüyorum. Korkuyorum ve tersine akıtıyorum zamanı, sana dönüyorum, karanlığıma dönüyorum. Ve sil baştan başlıyor bu kısır döngü. Senden kaçtıkça sana geliyorum, sana geldikçe karanlığında kayboluyorum.

Elini uzatmanı bekliyorum ya da, karanlığımı aydınlatmanı. Susuyorsun, yeni karanlıklar gönderiyorsun. Ben hala bekliyorum, ben hala senin güneşini paylaşabilmek için bekliyorum.


gereksiz adam

2 Mayıs 2011

Yaz ortasında grip olmuş adam

Baharı hiç bu kadar ağır karşılayacağımı düşünmemiştim. Olağan " bahar depresyonu" çalacaktı kapımı, bekliyordum. Güneş açtıkça biraz daha kararacaktı dünyam. " Yaz ortasında grip olmuş adam" ruh hali belirecekti sonra. Her şey biraz daha büyüyecekti gözümde, akıl oyunları başrolu kapıp, yeni senaryolar üretecekti bugüne,geçmişe. Olmamış, olması muhtemel senaryolar yazacaktım, hep yalnız kalacaktım en sonunda, hep şüphe duyacaktım. Eve kapatacaktım kendimi, susacaktım ama sonra geçecekti, yine geçecekti.

Bu sefer öyle olmadı, yeni senaryolar ürettim, ürettiğim senaryolar kesindi şimdi aklımda. Artık şüphe duymaktan öteye geçtim. Her yer çok karanlık, arada uğrayan güneş uğramıyor ve yeni sinir nöbetleri başladı. Hiç ummadığım zamanlarda ağlama krizlerine tutulur oldum. Ömrümde bu kadar ağlamamışımdır...

Ve tedavi için çok şey denedim, eski-yeni bütün dostlarımı aradım, avazım çıktığı kadar yardım diledim. Ağladım, sızlandım. Gözümü kapattığımda bol eğlenceli, bol ışıklı caddeler ve havai fişek gösterileri hayal ettim. Bu hep iyi gelirdi bana ama yine olmadı. Hayatımdan en son çıkartmam gerekenleri çıkartmaya teşebbüs ettim, böylece acımı dallandırıp budaklandırarak kurtulacaktım ama olmadı, bu biraz daha ağır ruh hali olarak bana geri geldi.

Şimdi çok yorgunum, artık yeni tedaviler de üretemiyorum. Yeni bi hayat hep umut verirdi bana artık o da kar etmiyor. Hatta hayata ya da kendime dair hiçbir umudum kalmadı. Şimdi çok yoruldum, tarifi mümkün olmayan bir yorgunluk var üstümde, tarifi mümkün olmayan bir bıkkınlık.

Şimdi çok yoruldum ve bugün dünden biraz daha eksiğim...


gereksiz adam

26 Nisan 2011

BIRAKTIĞIM GİBİYİM

Az kalmıştı, birazdan kusacaktım bütün pisliklerimi. Güneşe, bahara inat birazdan kusacaktım bütün pisliklerimi ve seni de katıp içine, huzuru bulacaktım sabaha.

Şimdi kafam bi dünya, şimdi kafamda bi dünya soru. Denk düşmeyen, ucunu başını örtemediğim karmaşalarımlayım.

Şimdi kafam bi dünya, bi dolu yeni sorular var; doğurgan, çözümsüz, kahrolası...

Kendimi bıraktığım gibiyim. Başka hayatlarda, korkularımın üstünü örtmek için biriktirdiğim toprak da yetmemiş. Tam bıraktığım gibiyim kendimi, aynı sorular ve türevleri, aynı cevapsız sorular.

Şimdi sokağa çıkıp avazım çıktığı kadar bağırasım var, şimdi avazım çıktığı kadar çare umasım var.

Tam bıraktığım gibiyim arkadaş, tam bıraktığım gibiyim kahrolası, tam bıraktığım gibiyim...


gereksiz adam

24 Nisan 2011

AŞK SATILDI

Aşk iki bacak arasına satıldı. Belki de satılan aşk değil, aşk maskesi takmış seksti.

gereksiz adam

2 Nisan 2011

AL GÖTÜR KORKULARIMI


Karanlık ve korkak bir mekan gibi girdiğim dünya. Bi çizgiden sonrası hep muamma, o çizgiden sonrası savaş. Biten, sonra yeniden başlayan, biten ve başlayan ama hiç yokluğu olmayan, somut bir yok etme mücadelesinden biraz daha korkulu. Karanlık, çok karanlık aklımın dehlizleri.

Ve sahtekar bir mutluluk sağ yanımda. Günün belli zamanlarında üstüme giydiğim; bol, toplumun akıllı, benim deli elbisem, benim sahtekar elbisem, ah benim zifir karanlık iç dünyamı örttüğüm gündüz elbisem.

Biraz mayhoş, tavşan otu kıvamında bütün zamanlar (ekşi otu muydu o?). Ben ekşiyi sevmem, ben ekşi kokulu zamanları sevmem, ben şimdilerde kimseyi sevmem, ben....

Okunup, üflenmiş hayatlar varmış, eskiden varmış da şimdi var oldular. Bütün hainliğiyle tepemde dolanıyor üfürükler. O kapıdan girdiğimde, bir fırtına olup kulağıma fısıldanıyor korkularım. Neden sonra, neden sonra, neden sonra değişti inançlarım...

Şimdi yaşlanıyorum sanki, şimdi yanımdan geçen sesler hapsediyor anlamlarına beni. Sonra korkularım çalıyor kapıyı. Yok yok, artık kapı yok, korkularım ve dostları her zaman bedenimdeler.

Çok kızıyorum zamana, belkide hayata. Çok küsüyorum hayat sana, çok küsüyorum çok. Hayat çok küsüyorum zamana.

Hadi gece yeli ya da gündüz fırtınası ya da her neyse, al götür korkularımı, hadi yeni bir hayat bahşet bana....


gereksiz adam

2 Mart 2011

GEREKİYORSA BLOGUMA DOKUN


Çok gerekiyorsa bloguma dokunabilirsin, bence hiç bir sakıncası yok. 


gereksiz adam