17 Kasım 2010

O GÜN BAYRAMDI

Çok karışıktı her şey. Çapraz ihanet ateşinin ortasında kalmıştı. Bedeni daha ne kadar dayanırdı ki bu manevi mermilere. Olup biten her şey yeni sorgulamalar çıkartıyordu gün yüzüne. Çok mutsuzdu, ''insan neden sonra kaybetmişti değerlerini'' işte en büyük sorgusu buydu.

''Bazen ölüm ne kadar da manalı sorunlara çözümde'' diye düşündü, ama o gün bayramdı ve biraz korkaktı düşünceleri.

Bu sefer erdemsizlikten daha somut ve daha can yakıcıydı gelenler. Oysa o gün bayramdı, biraz daha huzurlu olacaktı her şey, olmadı. Üstelik bu sefer sorunları kendi karanlık dünyasından bağımsızdı. Teselli edecek, sesini kesecek, kendince çözüm bulacak bir başka kendi yoktu. Bir ucundan daha yakalamıştı hayat yine, ve yine uzun uzun canını yakacaktı.

''Ah insan, ah bir et parçasının altına saklanmış şeytan! Kim bilir hayat kirlerinden ne zaman kurtulacaksın.'' dedi biraz yüksek sesle. Sonra anladı ki o gün bayramdı ve daha da kirletmişti insan kendini...

Sonra sustu...


gereksiz adam

11 Kasım 2010

BAZI SÖYLEMLER VARDIR...

Bazı söylemler vardır, insanı nedensiz memnun eden, huzur veren, düşündüren, hüzünlendiren. Örneğin "kelebek etkisi". Bu filmle alakalı değil ya da herhangi bir olayla, kişiyle, yerle. Kelebek etkisi deyince harikalar diyarında gezinen Alis' in kankası olmuş, dünyadan bağımsız görsellerle fingirder buluyorum kendimi. Hiç erkeksi değil biliyorum ama, gözümü pembe bir obje kaplıyor birden. Sanırım "toz pembe" söylemiyle alakalı.

Sonra "Geçmiş bahar mimozaları" var. Hüzünlendiren, kayıp bir hayatı anlatan, biraz gri, biraz öyle, biraz böyle ama en çok hüzünlü.

Cuma etkisinde bir Perşembe diye başlayacaktım yazmaya. Sonra düşündüm, günlere olan takıntımın altını fazlasıyla çizdiğime karar verdim. Bilinsin istedim sadece; cuma etkisindeyim, sanki huzurluyum ama aklımda mimozaların hüznü var. Biraz da kararsızım, kim bilir "aşk mümkün müdür hala"...


cem

6 Kasım 2010

SAHTEKAR İNSAN SARRAFIYMIŞ MÜJDELER OLA..

Susmayı her daim beceremeyen bir ruh halim var ya da hep susuyorum da, kurduğum iki cümle bana fazla geliyor. Bir dönem konuşturmayın beni eşim dostum, konuşmama vesile olacak cümlelerden, tavırlardan sakının. Az insan olun misal, az uyanık olduğunuzu sanmayın. Hepinizi cebimden çıkartırım tabir-i caizse, ama yorgunum.. Aslınızı sakladığınız halde görmekten ve gördüğümü görmezden gelmekten yoruldum. İstediğiniz gibi davranmak, sizi görmemi istediğiniz gibi görmek ne zor bilir misiniz?

Mallığınızı görüyorum haberiniz ola. Hala saf sayıp beni, öyle davranacaksanız ''ar damarınızı kontrol ettirin.'' derim ve yineliyorum aynaya daha uzun süre bakın, daha da uzun süre ve maskenizi çıkartın kendinizi seyrederken. Bir dönem acısını çeksenizde, zaman yeni halinizi sevdirecektir emin olun. Aklınızda ki tilkilerden de kurtulmuş olacaksınız hem..

Kendinizi saklamak için, bu kadar yorulduğunuza deger mi?


gereksiz adam (09.07.2009)


SAHTEKAR


Hep saklayacak bir şeyleri vardı. Aklı ermeye, hayatı anlamaya başlayınca keşfetti sırlarını. Öteki olmayı istemeyecek kadar korkaktı. Sıradandı hani, bütün akranları kadar sıradan.

Büyüdükçe sırlarını da büyüttü içinde, başka biri olup çıktı. Sırlarının üstünü örtüp özüne sırtını döndü, olmadı.

Kendini ele vermekten korktu hep, kendini ele verip alaşağı olmaktan. Futbol oynamayı sevmiyordu mesela hiç, hatta futbol başlı başına eleştirel bir oyundu onun için, spor dahi değildi, sustu. ve ilk zamanlar bir dikişte bitiremezdi bir şişe birayı aslında, bitirdiğinde sağa sola attığı tebessüm gerçek değildi.

İlk aşkı o kadar da sancılı değildi, istese bir anda unutabilirdi, unutmadı.

Misket oynamayı severdi belki ama korkardı becerememekten ''sevmiyorum'' deyip kurtuldu, ama yalandı.

Ve karanlığı sevdi hep, ışıklarla başı hiç hoş değildi.

Bütün asıllar suret, suretler asıl oldu hayatında ve bir gün geriye dönüp baktığında, anladı ki artık bi sahtekardı.


gereksiz adam (14.04.2010)

5 Kasım 2010

BU GECE

Uzun bir gecenin ardından, yarım kalmış yalnızlığımın bir yarısına selam edeceğim.
Şair eskisi, hırlı-hırsız kelimelerimle karşılayacağım gülcemalini.
Ve boynumu bükeceğim huzurunda suçlu suçlu...

Çok geçmeden bozulacak büyünün getirdikleri, aklıma düşecek kalabalıklar.

Cumalar genelde huzurludur ve biraz daha özgürdür geceleri. Oysa bu cuma biraz kalabalık, bu cuma yalnızlık öncesi huzursuzluğunda. Ve vicdan, bütün acımasızlığıyla yalnızlığımla aramda.

Dilimde ''dum tıs'' ından sıyırıp yeniden keşfettiğim bu şarkı, aklımda yeniden kurmaya çalıştığım hayata dair sorular, yalnızlık özlemim ve vicdanımla geceye devam etmekteyim...

Kaderim kastın mı var?
Ya sen gel, ya beni aldır.
Yeminin, ahdın mı var?
Hasetten yüreğim hardır

Sezen Aksu

gereksiz adam

4 Kasım 2010

ESKİ...

Eski zamanlar...
Eski zamanlardan kalma....
Eski bir hikaye...
v.s.

Eski ile başlayan bir çok şey;
biraz kahverengiyi,
biraz sarıyı,
biraz sigara dumanı,
biraz karışık zamanları,
biraz kaybetmişliği,
biraz özlemi hatırlatıyor bana.

Yok öyle içimi karartmıyor, yerle yeksan etmiyor. Sadece bir sonbahar akşamında, sarı ağaç yapraklarıyla kaplı yolda, uzağımdakine bakıp "keşke" diyen bir adam siluetini canlandırıyor içimde. Sezen Aksu, Murathan Mungan sözleriyle okuduğu şarkıda ''eskidendi eskidendi çok eskiden'' diye bağırırken lapa lapa yağan kar' a karşı, keşke diyen adamın üzüntüsü biraz daha artsa da, depresyon arifesi getirilerini taşımıyorum içimde.

................

gereksiz adam

3 Kasım 2010

CİNSEL META

Kadınları ''cinsel meta'' olarak görüyormuş bazı erkekler. Oysa erkekleri ''cinsel meta'' olarak bile görmüyor bazı zamanlarda kadınlar...


gereksiz adam

31 Ekim 2010

OTOBÜSLER GİTMELİ

Kara bulutların da ötesinde üstünü örten, gözükmeyen açık hava hapishanesi; şehir ya da ülke sınırlarından bağımsız, alakasız bir aşk şarkısında beliren, sıkan, yoran... Umudu olmayan mekanların en tenhasında sıkıştıran, yakalayamayan bir ruh hali yıllardır sürdürdüğü düzen.

Karanlığın başka tasvirleri olmalı oysa, detayı, eli, gözü, yüzü, yaşam planı olmalı. Karanlık biraz daha bedenleştirilmeli hayatta. Karanlıkla imkanlı aşk hikayeleri yazılmalı, üç elma düşürülmeli gökten sonunda. Çürümemiş, kurtsuz, çersiz-çöpsüz üç elma...

Ya da yeni küfürler geliştirilmeli. Çaresizliğin üzerindeki etkisi, ana-avrat küfür yemiş yağız bir delikanlıda ki etki kadar sağlam olmalı. Şaşırıp kalmalı, korkup kaçmalı, başka hayatlara tecavüze yeltenmemeli. Çaresizliğe, karanlığa yeni ve sapasağlam küfürler geliştirmeli.

Bu şarkılar değil, bu şarkılar geçmiş zamanın küfürbaz şarkıları, bu şarkılar ''ilkleri'' kapıdan bacadan şimdiki zamana doluşturan şarkılar, bu şarkılar karanlığa ve çaresizliğe edilecek bütün küfürlerin etkisini azaltan şarkılar.

Kapat şu pespaye geceyi çaresizliğin üstüne ey görev başındaki. Kapat ve ayır açık hava hapishanesinde yaşayanları. Ve sen, pespaye kelamını klavyesine pelesenk etmeye çalışan adam, anlamı ünlü sözlüklerde bile yer bulamayan kelimeyi uzaklaştır klavyenden. Klavye başı modern zamanların ve karanlıklar ülkesinin çaresiz adamı, çıkart hayatından çıkartacaklarını...

Ve otobüsler başka şehirlere gitmeli hatta başka ülkelere. Otobüsler defolup gitmeli, otobüsler başka ülkelere gitmeli; sınırları olmayan, kıçı-başı yarı çıplak ülkelere gitmeli. Otobüsler gitmeli, otobüsler hep gitmeli, otobüsler hep başka ülkelere gitmeli. Durup düşünmeden, dost olmadan herhangi bir asfaltla, otobüsler gitmeli.

Kimse bilmeden  zaman yeniden yazılmalı, yanlış öyküleri silip, yanlış tanımları silip, zamanı yeniden tanımlayıp yeni öyküler yazılmalı ve geri alınan saatler değil, zamanlar olmalı.

Sonra otobüsler gitmeli yeniden tanımlanan zamanlara, durmamalı, otobüsler gitmeli...


gereksiz adam

26 Ekim 2010

BAZILARI HEP HUZURSUZDU

Zorda kalınca kaçan, kaçtığı yerde bıraktıklarına yanan adamdı. Çok zaman sonra kaçmaktan korkan ama olduğu yerde de duramayan, yeni bir ruh haliyle kaldı dünyada. ''Eşeledikçe hayatın sırrını çözeceğim.'' derken, açtığı çukur onu yaşamdan biraz daha uzaklaştırdı.

Oysa yirmili yaşlarının başlarında bu kadar çıkmaz fazlaydı ve hatta eğreti.
Oysa yirmili yaşlarının başlarında hayat anlıktı, gelirdi geçerdi her şey.
Oysa yirmili yaşlarının başlarında yalnızlık bu kadar koymazdı,
Oysa yirmili yaşlarının başlarında kalabalıklardan sıkılmazdı...

Şimdi yalnızlıktan, kalabalıklardan, çıkmazlardan kaçmaya çalışan, ne tarafa dönse huzuru yakalayamayan biri oldu çıktı...

Bazıları böyle yaşıyordu, bazıları huzuru hep kaybettiklerinde ya da olmasını istediği şeylerde arıyordu.

Bazıları kaybettiğini ya da istediğini elde etse, yine hiçbir şey istediği gibi olmuyordu. Bazıları şükürsüzmüş gibi gözüküp, iç dünyasına bir el atamıyordu...

Bazıları hep böyleydi, baş rolünde arabesk bir yıldızın oynadığı, eski türk filmlerinde ki oyuncu gibi yaşıyordu....

Bazılarının elinden hiçbir şey gelmiyordu...

(....)


gereksiz adam

24 Ekim 2010

ZOR ZAMANLAR

l


Bir hayat manzumesi de değil,
yanlış zamanların hece ölçüsü dizeler.
affedilmişliği de yok günahların
meleklerin hatıra defterinde ömürler.

ll
Bir akşamüstü rüyası gibi hayat
birden, korkarak ve terli uyandıran karanlığa
gece yok,
meleklerin yüzünde siyah benekler.


Şimdi aynı zamanlarda takılıp kaldım yine; 
Eski hayat kırıntılarından ve siyah kelimelerden oluşmuş, 
yaşadıkça ağırlığı artan zamanlarda.
Ve pazarın saldırganlığı...

Şimdi aynı hayallerde kaldım yine;
kendim gibi,
adam gibi,
aşk gibi yaşadığım hayallerde.
Ve pazarın yalnızlığı...

(sezen aksu-zor yıllar pazar hediyem olsun size)


gereksiz adam

23 Ekim 2010

CİNAYET

İşlek bir caddede, içi dolu bir halk otobüsünün durduğu, dolu durakta, oğlunun gözleri önünde bir insan öldürülüyor bu ülkede. Ertesi gün aynı durakta kadınlar toplanıp gösteri yapıyorlar.

Hiç inandırıcı değilsiniz ülkem insanı.

Ve merak ediyorum; acaba olaya şahit olanlar rahat uyku uyuyabiliyorlar mı?

(insanca, bildik tanıdık, genel ahlak dahilindeki kelimelerle meram anlatmak bu kadar oluyor. Olayın bi başından girip sonundan dümdüz çıkmak var ya, olmuyor işte)

Bir de ana haber bültenleri var, olayı sıradan bir itişme gibi sansürsüz rahat rahat yayınlayan. Yo yo gerçekten düzgün cümlelerle olmuyor durum hakkında yorum yapmak.


gereksiz adam