7 Haziran 2010

ÇOCUK

Sen sağanak yağmurların,
şiddetli gök çığlıklarının yeşerttiği çocuk.
"Her kışın sonu bahardır" söylemlerini yalanlama.
Gün olacak,
Filistin semalarında da gezinecek bahar müjdecisi uçurtmalar.
Güneş yüzüne yüzüne vurup kamaştıracak gözlerini.
Bir sabah,
kahvaltı sofrasında hazır duran sütün,
bomba sesleri olmadan yudumlanacak.

Sen,
kendi sınırlarına hapsolup dünyayı görmeyen gözlere aldanma çocuk
Babana sarıl, daha sıkı
O seni kanıyla da olsa koruyacak.

Şimdi,
Sadece uzaktan bakıyorum gözlerine
korkak,
umutsuz,
asil gözlerine..
Ve her akşam sövüyorum dünyanın dengesizliğine.
Ama sen yılma çocuk,
sen,
şiddetli sağanakların yeşerttiği çocuk
bugün biraz daha umutla bak ülkene...


cem






4 Haziran 2010

AZ GİTTİM UZ GİTTİM TARKAN' A FARK ATTIM

Az gidip uz gidip deresini tepesini sorgulamayan-sorgulayamayan hayatın biçare varsaydığım ecüş bücüş adamı olarak, Tarkan' la olan kelime yarışımı da kazanmak üzereyim. Dudu dudu dilleri lıkır lıkır içmeye hiç teşebbüs etmesem de, kendisine sondan bir önce kurduğum cümle ile fark atmış durumdayım. Evet atasözlerimizi kişisel yazılarıma alet edip yaptım bu farkı, yaşasın atasözlerimiz.

Evet hocam, yorgun bir adam duruyor klavye başında. Ülkemde hiç azımsanmayacak sayıda var olan "yumurta dayanınca faaliyete geçen insan" modeli bugün sinir nöbetlerimle iletişim halindeydiler. Kendilerine, 30 küsür yıldır sakladığım, biriktirdiğim ve zaman içerisinde kendiliğinden oluşan tezlerimi haklı çıkarttıkları için şükranlarımı bir borç bilirim. E haliyle depresif anlarımda gayri iradi ortaya çıkan ironik söylemlerimi de mazur görmelerini arz ederim, başka türlü sizlere ve mantığınıza tahammül etmek zor zanaat yumurtacı dostlarım (bakın hepinizi hala dost olarak görebilmekteyim). Neydi efendim, kamu kurumlarında memurlar çok suratsız olurdu. Suratımı aldınız ya, sizde yani. Boşuna bana kara çalmayın.

Heeeyyttt, biz Osmanlı torunuyuz üleynn, kafamızı bozmayınız binaenaleyh sonrasının hesabını yapamazsınız.

Neyse efem, suratımın kaldığı bireylerden birinden suratımı geri alıp, hafta sonu huzurumu yaşamak üzere az biraz sonra buradan ayrılacağım.

saygılar...

(Bu arada yalan konuşmuş olmak istemem. Belki de farkına varmadan dudu dilli birinin dilini lıkır lıkır içmişimdir. yaptıysam da bu tamamen benim terbiyesizliğimdir.)


cem

1 Haziran 2010

KARIŞIK

bu sene yaz gelmeyecek...........
..................çok sıcak

terör
insani yardım
israil
.........devlet mi??????
İşte bıraktığım yerdeyim

yazısız ......................ya da bıraktığın
karışığım

çok ...............yorumsuz


KUSURA BAKMAYIN..................

cem
kim?

28 Mayıs 2010

DÜN

Dün karanlık cümleler çaldı kapımı
Ağrısız bir baş dönmesi,
gri bir hayal gibiydi yollar.

En güzeli bile anlamını yitirdi sabahların
Biteviye kargaşanın, bitmeyen çekişmelerinde sürüklenir gibi.
Tekerleme misali, iç geçişleri olağan ve yolundaydı.

Yollar bir önceki cümleye bağlanma çabasında,
kaygan
ve sarsıntılıydı.
Yollar hayata sıkı sıkı bağlanmış ruhların paspasıydı.
Yollar...

Pespaye bir güneş sarmıştı etrafı
Karanlık kelimeleri daha da parlatıyordu
biraz kaypak,
biraz mecaziydi hayat.

Dün herkes biraz daha kalabalıktı ruhumda
Ve sıradan,
ve uzak

Dün karanlık cümleler
- belkide son kez-
çaldı kapımı.


cem



26 Mayıs 2010

Ah edip vah etsem de...

Ah edip vah etsem de, akıp gitsin istiyorum zaman.

Aksın fakat, duracağı yeri şaşırmadan.

(çok tanıdık, bildik parantez yaratıcıları bunlar)

satır başları, sayfayı ortalayan cümlemsi kelime öbekleri.

Gereksiz adamın, gereksiz ukalalıkları gibi. İçine oturup yer etmiş de burnundan kıl aldırmıyor gibi.

Çok tanıdık bildik saçmalıklar bunlar...

Ah edip vah etsem de, akıp kalsın zaman.

(gerek var mı önceki parantezden sonrasını açıklamaya
cıkss
manasız. )

Peki iç ses paranteze alınır mı?


cem

24 Mayıs 2010

....

Yok bu değildi.
Daha başkaydı karanlık huzurları.
Yüksek sesli bir isyan dolaşıyordu aklımda
İsyan büyüdükçe hayata bağlıyordu dört elle
Okunduğu gibi kahverengiydi ''eskiden''
Bir kaç yudum çekilmiş sigara izmariti gibi
kahverengi ve huzurlu.

Bu değildi;
ay üstü bulut geçişleri,
kaygılı hayal kahramanları,
o sokağın aydınlığa çıkan sonu.

Başkaydı
Aşk şarkılarında başlayan kalp ağrıları
en fazla üç şarkılık sürerdi
Sonra A yüzünün dördüncü şarkısı başlardı
Bir kaç saniyelik cıs tak sesinden sonra
Ve biterdi karanlık sokak,
aynı aydınlığa çıkardı.

Keşkeler vardı,
cümle başında en asil haliyle yerini alan
bugün gibi imkansıza çıkarmazdı yüklemi öznesini
keşkeler,
umuda çıkardı.
Bu değildi
geleceğe dair kurulan hayallerin senaryosu

Şimdi,
ne umut veren bir keşke
ne de öznesini kendisi kadar düşünen bir yüklem
Şimdi,
isyan küçüldü,
küçüldükçe kaçtı hayat ellerimden
Şimdi,
siyah okunan bir kahverengi her şey.
şimdi,
......
...
.


cem



23 Mayıs 2010

BLOG YAZARI

O kadar boşsunuz ki sayın blog yazarı, aynada bir kez aslınızı görmenizi ne çok isterdim bilseniz. Bir çelişki yok, bir kısmınızı takip etmem tamamen eğlenceden.

Blog yazarı= Toplam blog yazarları/1,5

deyil-değil

En azından bunu doğru bilseniz şaşarım..


cem

22 Mayıs 2010

Sevgili Amerikalılar!


Sevgili Amerikalılar!

Dünyamız* yine büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Savunma bakanlığımız ve diğer Amerikan kurumlarıyla yapılan üst düzey toplantı sonucu oluşturulan ekibimiz, ortaya koyduğu planla, dünyamızı kurtarmak için çalışmaktadırlar. Eğer başarılı olursak gelecek nesillere yaşanılır bir Amerikan dünyası! bırakabileceğimize inanıyorum. Ben tüm kalbimle buna inanıyor ve ekibime güveniyorum. Şimdi hep beraber bunun gerçekleşmesi için dua edelim.

Sevgili İsa....

Ve hikayenin sonunda Amerika yine dünyayı kurtarır.

*Amerika dünyanın kendilerine ait olduğunu düşünür her daim. bu da onu kanıtlayan bir cümle niteliğindedir.

Bu Amerikan filmlerinde, Amerikan halkının, dünya karşısında ki egosunu tatmin çabaları dayanılmaz bir hal aldı bende. Filmin içerisine girip ''Dünyayı Irak' ı, Afganistan' ı kurtardığınız gibi kurtarmazsınız umarım'' diyesi geliyor insanın. Ha ne oluyor devamında, Amerikan filmleri dünyada en çok izlenen filmler olmaya devam ediyorlar. Bi alt yazımın başlığı neydi ya, unuttum.... Hatırlayan not düşsün..: )


cem

21 Mayıs 2010

BU KADAR MI SAFSINIZ?

''Kısaca insanlar, daha fazla hürriyet'' değil inadına daha fazla özgürlük, daha özgür basın, patronlarından kurtulabilmiş objektif olmayı başarabilen basın istiyor..

İstedikleri siyasileri bize makyajlayıp sunan değil, tarafsız haberi verip tercihi insanlara bırakan bi basın istiyor..

Medya yeni adayını seçti, birazdan ana haberde adayın evinden canlı yayın yapılacak. soğan ekmek yiyormuş, evinde havuzu da olmayacakmış buyrun siz de yer misiniz?

Sizin de uyuduğunuz yeter yurdum insanı. medya ilk sayfasında kimi poh pohladıysa o iktidar oldu bu ülkede, bir kaç istisna hariç. bu kadar mı safsınız, bu kadar mı safsınız...

(yazılanlar kişilerden bağımsızdır. medyaya atıfta bulunmaktan başka derdi yoktur. Şimdi bir de ''aha sen bu partilisin'' ''işine gelmedi mi?'' söylemlerini çekemem)


cem

19 Mayıs 2010

ARABESK


Böyle arabesk bünyeye alakasız kanallardan yüklenerek-müzikal anlamda- kendime, aslıma ihanet ettiğimi düşündüm ve daldım ruhumun gıdasını almaya az biraz önce. Hem insan ne kadar kaçabilirdi ki yetiştiği kültürün ''taşra'' duygularından. Sağı solu yalın bir dille anlatılmış aşklarla dolu değil miydi?

Bak işte adam bas bas bağırıyor ''gitti de gitti, sevdiğim gitti'' diye. Altı çizilmemiş ''seviyeli birlikteliğin'' ya da ''arkadaş kalmaya karar verdik'' lerin. Gitti ve bittim diyor en saf, en acılı, en arabesk haliyle... Çoğumuz böyleyiz az çok, çoğumuz taşra aşklardan geçtik o saf gençlik dönemlerinde ve hepimiz avaz avaz ağlaştık v.s.

Dönüp dolaşıp aslını bulmak böyle bir şey mi şimdilik anlamış değilim ve bünyem daha ne kadar kaldırır bu durumu bilmiyorum ama bu akşam böyleyim.

Yukarıda ki videodan da anlaşılacağı üzere olaya Orhan baba ile başladım. Ne de olsa en yalın ve entelektüel arabeskin sahibidir kendileri.

(Birde evlilik bana göre değil be hocam)


cem