28 Mayıs 2012

EUROVİSİON

''Sinan Akçıl Eurovision' da Türkiye' yi temsil etmek istiyormuş.'' 

Bu haberle blogu okuyanların uzun süre kendilerini kaybedeceğini düşünerek, rahat rahat yıllık izine ayrılıyorum. Fırsatım olursa yine görüşürüz olmazsa 8-10  güne buradayım. Bu süreçte mükemmel yorumlarımla bloglarınızı, yine mükemmel yazılarımla blogumu renklendiremeyeceğim, kusura bakmayınız..:))

Ha Sinan Akçıl şarkı söylerken (özellikle son klibinde ) sola çekiyor, rot ayarlarına bi baktırması lazım..:) Ayrıca eurovision playback değil, müziğin üstüne canlı okunarak gerçekleşen bir yarışma.

beni sevin..:)

acıdan geçtim güzelleştim

26 Mayıs 2012

KAÇTILAR, KELİMELER KAÇTILAR


Kaçtılar,
bütün kelimeler kaçtılar...
yol boyu,
dizi dizi ya da karışık,
yığınla..
anlamlarını da alıp kaçtılar...

Önce ruhları yakaladılar tenhada,
saldırdılar,
sıktılar boğazlarını,
duygularını da alıp kaçtılar...

kelimeler,
sıkıştırdılar tenhada ruhları...
bakın,
bir bakın n' olur!
sıktılar şimdi boğazlarını ve kaçtılar...

kelimeler,
onlar gittiler..
bir başına bırakıp bedenleri, gittiler..
bedenler sanki ruhsuzlaştılar...

kelimeler,
gördünüz mü,
kaçtılar......

acıdan geçtim güzelleştim

25 Mayıs 2012

EKSİK HAYATLAR


Yağmur yağıyor,
yağmur hüzünle yağıyor..

Sezen çalıyor sonra ya da sonradan önce.. yağmurla mı başladım Sezen dinlemeye şimdi, anımsayamadım.. Bu durgunluğun, bu sakinliğin, bu hüznün kaynağını arıyorum...

Biliyorum herşey dönüp dolaşıp sana gelecek, ortada bir ''sen'' yok işte...

Sezen çalıyor sonra, Sezen yağmurla çalıyor...

biliyor musun?

bize düştü, eksik hayatlar, ki farklıydık sözde yalan (sezen aksu DİNLEYİNİZ).....


acıdan geçtim güzelleştim

24 Mayıs 2012

OFFF...

Allah' ın cezası klavyenin başına geçip, kendinden geçen bir piyanist gibi kullanmak istiyorum parmaklarımı. Yeni bir şey yazmak istiyorum "şimdi ben" diye başlamayan. Ruhumu okşayan, on parmak huzur yazmak istiyorum. Yok huzur da değil, ki hep yazmışlığım vardır kendisini, olmadı atıfta bulunmuşluğum.

Şimdi klavyenin başına geçip adam akıllı kahkaha yazasım var misal ya da "şimdi ben" diye başlamayan, hayatı sorgulamayan, huzurun bahsi geçmediği, ama hissedildiği... Offfff yazın en sıcak günü esen bi bahar yeli gibi işte ya da ne bileyim karadeniz dağları gibi v.s. 

Kafam bi dünya sevgili dünya, hastalık hastası olmuşluğumun yanında hastaneye gitmekten nefret eden bir bünyeye sahibim, de, ben bunlardan da bahsetmek istemiyorum. Dedim ya gözüme sokmadığım, şeffaf kelimelerle güzel şeyler yazasım var, kendimden geçip güzel şeyler yazasım ve dahi yaşayasım var. 

offf...


acıdan geçtim güzelleştim  

23 Mayıs 2012

HAYAT!

Bazen bir adım önde, 
bazen bir adım geride.
Hayat!
Bir türlü yanyana yürüyemedik seninle.


acıdan geçti güzelleştim

22 Mayıs 2012

YARIM SAYFA


" Hayatımda hiçbir şey yok" diye başladı cevaba. Devamında ne yazsa, durumun vahametini ilk cümle kadar etkili anlatamayacaktı. Olanın farkına varamama ihtimalini hep cebinde saklayarak sayıkladı; Hayatımda hiçbir şey yok...

Bu karmaşayla başladı eski dostla muhabbete. Uzun uzun dinledi. uzun uzun hayatta yol alan dostunun duyduğu hazzı görerek dinledi; Evliliğini, eşini, çocuklarını, sürekli terfi ettiği işini en süslü kelimelerle anlatıyordu karşısında. Onun aklında hep aynı cümle yankılanıyordu; hayatımda hiçbir şey yok...

Yeni fark etmedi durgunluğunu, yeni fark ettiği bu durgunluğun vahametiydi. Üstelik gün geçtikçe yalnızlaşıyordu. Hayata birlikte başladığı, ilk arkadaşlarıyla kalıyordu gün geçtikçe; aynı dili konuşamadığı ilk arkadaşları...

Dost muhabbeti sonrası mutlu bir hayatı resmedebilecek kadar doluydu, mutlu bir hayatı resmedebilecek kadar dinlemişti onu. İçtiği sigara ve çayın acısına, yeni yaktığı sigarası ve resminde kendine yer bulma fikri eşlik ediyordu. Sonra hava sisli, soğuk ve kirliydi...

Ve hayatında hiçbir şey yoktu...

İşte uzun zaman beynini kemiren düşünceler bu kadardı. Son zamanları yarım sayfalık, ve durmadan tekrarlanan birkaç cümle kadardı...


acıdan geçtim güzelleştim

TATİL GÜNLERİ

Böyle körü körüne, araştırmadan etmeden atıp tutmayı severiz ülkem insanı olarak malum. Yok avrupa çalışıyormuş, yok bi dolu tatilimiz varmış. Buyrun bi dolu tatil;

KAMU ÇALIŞANLARININ FİİLİ ÇALIŞMA SÜRELERİ


*OECD ülkelerinin yıllık ortalama fiili çalışma süresi 1742 saat; Portekiz’de 1545 saat, Türkiye’de yasal olarak 1920, fiili olarak (4 hafta yıllık izin süresi düşüldükten sonra) 2184 saat


*Cumartesi çalışma yapılması konusunda yaşanacak trafik yoğunluğu,


*Benzin, elektrik, su gibi kaynak sarfiyatı,


*Ticari hayatın-özellikle alışveriş merkezlerinin, turizmin olumsuz etkilenmesi- ve Haftalık çalışma sürelerinin artırılmasının işsizliğe yansıyacak etkileri göz önünde bulundurulmalı




ÇALIŞANLARIN YILLIK İZİN HAKLARI

Ülke                           Yıllık İzin Süreleri (ücretli)              Yasal Tatil (ücretli)  

Avustralya                  4 Hafta                                                7 Gün
Avusturya                 30 Gün (6 yıldan sonra 36)                  13 Gün
Belçika                     20 İş günü                                           10 Gün
Danimarka               30 İş günü                                             9 Gün
Finlandiya                  4 Hafta (1 seneden sonra 5                  9 Gün
Fransa                     30 İş günü                                             1 Gün
Almanya                   4 Hafta (gençler için 5)                       10 Gün
Yunanistan                4 Hafta                                                6 Gün
İrlanda                      4 Hafta                                                9 Gün
İtalya                        4 Hafta                                              13 Gün
Norveç                   25 İş!! günü                                           2 Gün
Portekiz                  22 İş!! günü                                         13 Gün
İspanya                  30 Gün                                                12 Gün
Türkiye                20-30 Gün (10 yıldan sonra 30)         12 Gün (bayram ve resmi)

Yasal tatil: Yeni Yıl, Yortu, paskalya, Güzel Cuma ve Christmas gibi günler

  • Hafta sonu tatili özellikle Avrupa ülkelerinde Cumartesi-Pazar olmak üzere 2 gün; bazı kurumlarda işin niteliğine göre Cumartesi çalışması yapılıyor.

21 Mayıs 2012

MSN DİYALOGLARI


acıdan geçtim güzelleştim:
 noldu?

vilma:
 ney?

acıdan geçtim güzelleştim:
 keman
 tar da olur
 yar yar yaşlanıyor bedenim
 yar yıkıl gece dağıl aaayy...
 güzeldir bu şarkı
 "noldu?" sorusuna "ney?" diye cevap vereceğine, herhangi olmuş bir şeyi söylemen yeğdir evladım,
 insanları cevapsız bırakmamalı

vilma:
 geldim
 haftasonu istanbul' daydım

acıdan geçtim güzelleştim:
 neden?
bunun hesabını verebilmelisin!

vilma:
 yaşanacak yer
 yafuu

vilma:
 gezmeye gittim

acıdan geçtim güzelleştim:
Burdan bi arkadaş da istanbul' daydı, daha şimdi o da bunu -yaşanacak yer- söylüyordu

vilma:
 demek ki genelgeçer bu kanı

acıdan geçtim güzelleştim:
 geneldir de geçer mi onu bilmiyorum:
 bulaşmak anlamındaysa makul ama,
 geçip gitmek anlamındaysa zor.
 istanbul yüzyıllardır gözbebeği bu coğrafyanın.

vilma:
 her yeri ayrı güzel
 her telden de insan mevcut

acıdan geçtim güzelleştim:
 telli baba gibi diyorsun

vilma:
 AYNEN
 ........'den yazım geldi
 ile vericem
 küt
 bu hafta bile ayrılabilirm istesem

acıdan geçtim güzelleştim:
 mevsim itibariyle kışın gelmesi makul olmazdı
 yazın gelmesi uygundur

vilma:
 öff
 işin gücün gevezelik

acıdan geçtim güzelleştim:
 off un yumuşamış hali öff, bu da umut verici: insanlık adına, barış adına, kardeşlik adına

vilma:
 deli
 izin işini ne yaptın

PAZARDAN SONRA

"Bugün yüzümü yıkamadan başlasam güne. Erken kalkacağımı sanıp uyansam da hatırlasam tatil olduğunu, biraz daha uyusam. Duş almasam, kahvaltı yapmasam, elimde 20 kilo ağırlığındaymış gibi taşıdığım televizyon kumandasıyla, kum torbası gibi serilsem kanepeye de 1 gün ayağa kalkmasam."

Bu ruh haliyle geçirdiğim pazar gününden sonra  gelen pazartesi nasıl olabilir ki?

acıdan geçtim güzelleştim



20 Mayıs 2012

DELİREYAZDIM

-1-

Ayağımı uzaaatmışım serin sulara. Kaldırımlarına gizlenmişim aşkın. Titrek bi sesle okuyorum düşündüklerimi, sonra yazdıklarımı okutuyorum aynı sesle. Ağır aksak cümleler kuruyorum sayfalarca. yazdıklarımı ''düz yazı'' gibi okuyanlarla hesaplaşıyorum gecede.

boşluk bıraaaakk, bağırmadan, titrek ve kısık sesle boşluk bırak kelimelerin arasında. olabildiğince uzat harfleri ve virgül koyma gerekmedikçe.

Karşısına geçiyorum dolunayın. Yüzümde hissediyorum gecenin karanlığını. Sonra okşuyor ayyyy, ay' la sevişiyorum gecenin mahreminde. Yürüyorummm, kendi kendime itaat ederek yürüyorum kaldırım çiçeklerinin üstüne. Yığılıp kalıyor göz bebeklerim, yığılıp kalıyorum mis kokulu baharın üstüne.

Çekip çıkarıyorum anlamlarından cümleleri. En anlamsız, en kavgasız, en korumasız hallerini bulup ruhumla çiftleştiriyorum anlamsızlıkları. Ay yüzlü, aydan tatlı, kolsuz bacaksız bir kadın silüeti gibi beliriyor aklım karşımda. Gece yarısı, aynı gece yarısı, ay' ı aldatıyorum düşüncelerimle..

Yorgun değilimmm, bıkkın değilim; sadece yürüyorum aynı çizgide....

Ayağımı uzaaaatmışıımmm serin sulara, titreyerek okuyorum düşüncelerimi...

-2-

Penceremiii açtım dünyayaaa. Biri siyah, biri beyaz iki melek gördüm davetkar. Kanatlara aldanmadım ben hiç, seni çağırdım insan duydun mu?

Birazdan uzanırım yalnızlığa, şimdi başlasam sabahı bulur uykuya dalmam. Ne alırsan 5 kuruşa düşmüş rüyalarım, seni özledim insan duydun mu?

Saçma zamanlarda bitirdim cümlelerimi. Sonra noktanın peşine düştüm; benim olmayan yan cümleye kaçmış. Ben birini bulamamışken, edebi kitaplar üç noktayla dolup taşmış.

Bi safta sıralamışım cinayetlerimi; maktul yok, katil yok, cinayet çok. Bi silüet olmuş saflar gördün mü?

Ucuna kıvrılmışım gecenin, mevlana yazmış, sezen söylemiş, ben alıp başımı gitmişim yeniliğe doğru uykularımda.

-3-


Adını koyamıyorum zamanın. Adı zaman değil, adı yok. Aynı zamanda, aynı hayatlarda böyle uçsuz bucaksız kavgaları, böyle dünyevi hırsları anlamlandıramıyorum.

Sustukça üstüme geliyor zaman. Ayaklarımı sürüyerek gidiyorum hayallerime. Açın ışıkları, karanlığımı alt edemiyorum.

Gözlerimi kapattım, şimdi koşuyorum toprak yollarda. Ağaç yaprakları çarpıyor gövdeme. Rüzgarını duyuyor musun aklımın?

Kaçıyorum, kaçıyorum, kaçıyorum... kaçtıkça aynı kapıya çıkıyor yolum.

En karanlığnı seçtim yolların, ağaç diplerine saklanıyorum. Yüzünü görüyorum korkularımın, çok güzeeeel, bi melek kadar güzel.

Kaçıyorum, kaçıyorum, kaçamıyorum...


acıdan geçtim güzelleştim

18 Mayıs 2012

BİR HAYAT DAHA OLMALI


''Yeni bir çıkış yolu buldum. Bugüne kadar hiç inanmasam da bu çaresizlikte umut oldu bana. Şeytani iç dürtülerimi alt etmek için suya okudum üfledim, az kaldı'' diye başladı macera. Bütün hayatın ağırlığını, biriken bütün kirimi pasımı temizliyordu zaman. Umutla uyanacaktım, akşamdan sakladığım hayallerim yoldaş olacaktı sabaha. Belki kış güneşi doğacaktı bu sabah, belki hayata sımsıkı sarılacaktım. Seni hayal etmeyecektim, başka bir dünyada başka bi hayatta başrolu kapacaktım, bu da olmadı...

Rüyamda başladı iki günde biriktirdiklerim harcanmaya, rüyamda bastırdı karabasan misali özümdeki hayat. ''Sen busun'' dedi, sen çok zaman önce çizdiğin yolun yoldaşısın, sen hayalleri dahi lekelenmiş hayat katilisin, sen..........

Sonra doğmadı kış güneşi, sonra başrolüm kapıldı, sonra özümle yüzleştim,

sonra....

vazgeçtim yeni bir hayat aramaya.


acıdan geçtim güzelleştim/eski bir yazı

17 Mayıs 2012

SONRA YÜZÜMDEKİ ÇİZGİLER...

Çok uykum var bu aralar. Elimden geldiğince erken yatıyorum fakat gece sık sık uyandığımdan, bir anlamı kalmıyor erken yatmanın. Sonra kabuslar görüyorum sık sık: kırmızı gökyüzü, kaybettiğim sevdiklerim v.s.

Bu aralar eksik uyanıyorum anlayacağınız. Kaçtığım şehirleri özlüyorum, kaçtığım insanları ve olağandır eski aşıkları. Çok koyuyor bu aralar bana yalnızlık. eski zaman yazdıklarımı kurcalıyorum, yalnızlığı özlediğim yazılarda arıyorum teselliyi, bulamıyorum.

Aynada kendi gözlerimde buluyorum gözlerimi, bazen uzak bir bakış gibi gelse de yeni ve yorgun bakışlarıma alışmaya çalışıyorum. Sonra yüzümdeki çizgiler... Hayat ne garip, garipliğin ortasında ki garibanlığıma yanıyorum ve yüzümdeki çizgiler...

Birileri "abi" diyor sürekli, algılayıp cevap vermem zaman alıyor. Kendime büyümeyi yakıştıramıyorum.

Hep eksik uyanıyorum bu aralar, uyuyamıyorum...

Sonra yüzümdeki çizgiler...


acıdan geçtim güzelleştim


16 Mayıs 2012

TASLAKLAR

Kayıtlar bölümü altındadır "Taslak" kısmı bilirsiniz ve yazdıkça otomatik olarak kaydeder yazılanları. Sonra vazgeçersiniz de o taslaklar orda durur silmediyseniz. Şimdi o eski tarihli taslakları yayınlama vakti. Buyrun, ben de "silmeden" miminden özenip böyle bir mim yaptım, yapmayalı çoook olmuştu..:) buyrunuz benim taslaklarım:

-Öyle ya gün bitmiş, hatta zifiri karanlık olmuş zaman.08/04/2012

-Hayat karşısında, aynada gördüğümden daha cılızmış bedenim. Belki de gücünü aldığı manevi değerlerini yitirmiş

-İnsan bi afallıyor tabi başlarda. İnsanları ilk kez gördüğü bir canlı, onlarla olan iletişim şeklini de 20/02 /2012

-Adım adım siyaha

-Ne güzel yağmur, 11/10/2011

-Çeltik tarlalarına sürülmüş tohumlarım. Bereketimi su altına gömmüş hayat, güneşimi kaybetmişim.17/09/2011

-özgeçmiş oluştururken tarih kısımlarında oku aşağıya çekmek ne kötü bir şey. sanki dün gibi; iki satır altta mezuniyet yılımı ya da doğum tarihimi görüyordum...14/09/2011 -Şimdi kıçını devirip toprağa, yağmurun yüzüne vuruşunu hissetme vaktidir. Fakat öncesinde yağmur duasına mı çıkmak lazım acaba...23/08/2011

-Ben sana uzun uzun son on yılı anlatmak isterdim.

-Yol ayrımlarında, kendi iradesi dahilinde seçtiği yolların hemen hemen hepsinden pişmanlık duyan bir adam olarak çok özenirim ''yaşadığım hiçbir şeyden pişman olmadım'' diyenlere. Çoktan seçmeli sınavlarda, cevap anahtarı beni ikna etmese orda dahi pişman olacağım seçtiklerime. Hatta dahası var, benden bağımsız ''olmuş'' lar da bile kendine sövüp sayan bir adamım ben.06/08/2011

-İnsani hırslarına kapılmak ve sonra aşkı kirletmek. Şuursuzca, 20/07/2011

Şöyle seri, akıcı bir şeyler yazmak istiyorum. Ya da şöyle diyeyim; şöyle seri, akıcı bir şeyler yazmak istiyorum. Misal dün ''Şimdi yine havai fişekler patlıyor karşı tepede. Bir yandan kuşları öldürüyor bu ışık ve ses diye düşünüyorum, diğer yandan huzurla seyrediyorum manzarayı. Havai fişek gösterileri beni mutlu eder aslında, çünkü kötü zamanlarımda kalbimde havai fişekler patlatarak rahatlarım.'' diye başladı..30/06/2011

mimlenenler : Vlademir' in derdi, Papuç, Kelimeler Dünyası, PandoraDeli Anne, cecil, öykü, RuE, evrenin dünyası, Selin, Mrs. Curiosity ve isteyen herkes.

(ne yazdığına bakmadım bile, aynen kopyaladım. inşallah edebimi bozmamışımdır..:))

acıdan geçtim güzelleştim

15 Mayıs 2012

BİLİYOR MUSUN?

video

(Görme Engelli Arkadaşlar İçin Hazırlanmıştır.)
seslendiren : gürhan gök

Biliyor musun, seni özlemeyi çok özledim. Tekerleme gibi değil mi, ne kadar sıradan, olağan ve anlamsız gibi. Sen farkında değildin, belki bende değildim - değilmişim- seni hayatımdan kısa zaman önce ancak çıkartabildiğimin. Maharet cümlesi gibi olduğuna bakma, bugün seni özlemek bile hazine değerindeymiş anladım..

 Dün yaşadığım her şeyde seni suçlardım, bütün yaşanan efkarları sana yükler, kendimi hafifletirdim. Bugün, elimde kalan son kale olan yalnızlıgımı da kaybettim. Şimdi bütün lanet kelimelerim ve yaşamsal sıkıntılarım daha orta yaş adam tadında. Düşünüyorum da yaşlandıkça ya da yaş ilerledikçe hiçbir şeyi dibine kadar yaşayamıyor insan. Ne kahredene kadar efkara dalıyor ne de alabildiğine gülüyor. Hiçbir hissi duyguları bi temele oturtamıyorum. Senleyken dostlugunu ötelediğim sigaraya yine başladım. Dost sigara, Bak bu da sıradan değil mi? zaten bu hayatta, kelimelerden öteye geçiremedim sıradanlığı, hep ötekileştirdim kendimi..

Bütün huzuruyla yaşasanda hayatı, biliyorum ben, hayat denen bu döngü kendinden efkarlı zaten. Doğmak, büyümek, insan içine karışmak ve yalnız dünyadan ayrılmak, aslında ne kadar dayanılması güç duygular bir düşünsene. Bütün duygular, acılar, mutluluklar gibi onu da ve hatta hayatı bütünüyle öyle hazmediyor ki insan, düşünmeden, kafayı yormadan anlayamıyorsun aslında nasıl bir yapının içinde oldugunu. Ben bütün bunların efkarını yokluğuna, gidişine, dönüşüne yüklemişim anladım.

 Biliyor musun seni özlemeyi çok özledim de, bugün çıkıp gelsen bile herşey dünde kalmış onu da anladım.


acıdan geçtim güzelleştim / 28.02.2009


(sigarayı 4 ay önce tekrar bıraktım)

SEYAHAT YAZILARI-3(FİNAL)

İçtiğim kahve, yediğim kazık, kaliteli çantam, son model arabam, 3 objektifli fotoğraf makinem ve suretimle yola devam...


Gecekondulu Kale gezisi ve kaliteli kahve molasından sonra bulunduğum yerin popüler yerlerini gezmek için yola koyuldum. Otomobille gezmenin neredeyse imkansız olduğu, şarkılara konu olmuş bu yerin dar sokaklarında yürümeye çalışırken, imkansızı başarmaya çalışan şoförlerin bu girişimlerine tanık olmak ayrı bir heyecandı. Çok şükür klakson sesi yoktu, zaten yayaların da umrunda değildi araçlar. Tarihi binalar içine karıştırılmış evler, yol kenarında çadırdan bozma çay bahçeleri, yok restaurantlar, belki de meyhaneler...  


Nefes nefese kaldığım dağ yolu sonunda ulaştığım çay bahçesi ve çay bahçesinde turist rehberliği görevini üstlenmiş garsonumsu arkadaşın anlattıkları dağlara doğru bakıp bir tebessüm etmeme vesile oldu. Buluttan şekiller çıkartıyorduk: bu bulut roma döneminden beri yılın bu mevsiminde burada yerini alır, karşıda ki adada şu şu hayvanlar yaşar. Buyrun, dürbünle bakın, 15 dakikası beş lira..:) Dürbün vasıtasıyla sayılan hayvanların hiçbirini göremiyormuşsunuz ayrıca, test edilmiştir. Garson görünümlü arkadaşın türistlere! rehberlik ettiği çay bahçesinde, turist görünümlü vatandaşın ince belli bardakla çay sunması gayet normal, ilk afallama sonrası insanda "turist çayını benle paylaşıyor" hissi uyandırıyorlar. 

Neyse efem, çaylar içilir az daha tepeye çıkıp deniz ayaklar altına alınır ve az çok huzur yakalanır, geri dönülür otomobile binip on dakikalık uzun yol tamamlanır, ve eve varılır... 

Bir çok yerli turistin tatil amaçlı kullandığı bu ilçe ve ilçenin esnafının durumun farkında olmaması, turistler de olmasa ne halt ederiz burda diye düşünmemeleri sonucu insan bi kızıyor tabi. Kirli bir lokantada garsonun papyon takmasının manasızlığını, hortum çalı çırpı gibi objelerle yanyana çay içmenin doğallıkla alakalı olmadığını, Türkiye' de ortalama tatil beldelerinin hiçbirinde ev fiyatlarının bu kadar pahalı olmadığının, bu denizin, doğanın kıymetini bilmek gerektiğini birilerinin burada ki 3-5 insana anlatması lazım, ama kim?

Offff mesaj vermeyecektim..:)


acıdan geçtim güzelleştim

14 Mayıs 2012

SEYAHAT YAZILARI-2

Evet, yazının ilk serisini küfür dağarcığıma katkı sağlayan dar yollar ve çukurlarıyla bitirmiştik. Devam edelim...

Yaklaşık 10 dakika süren  çok uzun ve yorucu bir yolculuk bitmişti fakat aracın kalitesinden belki de bu yorgunluğu üzerimde hissetmiyordum. Otopark ücreti vermemek için elektrik direği ve adını bilmediğim bir ağacın yanyana durduğu boş bir kaldırıma aracımı çektim (Kuşların arabamı tuvalet gibi kullanacağını nerden bilebilirdim). Zaten yayalarda araba yolunu kullanıyorlar çoğu zaman, ne olacak diye düşündüm, haklıyım da. Güneşli güzel bir gündü, hepsi birbirinden kaliteli: sırt çantam, hemen yanında 3 objektifli fotoğraf makinem, güneş gözlüğüm ve seyahat yazısı ayakkabılarımla yola koyuldum. Hiç geniş yolu yoktu bu şehrin. Bu ayrıca sevindiriyordu beni, insanlar yanyana, omuz omuza, kıç kıça, başbaşa yürüyordu ne güzel. Sıcaktı, samimi, didibe olan bu şehrin sokakları tarih kokuyordu belki ama ter kokusundan bunu duymak çoğu zaman güçleşiyordu.  Değişik yapıları mevcuttu, günümüz ve tarih bu kadar güzel harmanlanabilirdi. Roma döneminde yapılmış, Bizanslılar, Cenevizliler ve Osmanlılar zamanında varlığını korumuş bi tarihi (roma' dan kalma bi eser tarihi olur elbet) kalenin hemen üstünde (gerçekten üstünde ama) modern zamanın mimari harikası gece kondular yapılmıştı. Gece konduların ortak özelliğidir neredeyse, çatılar ha çöktü ha çökecektir. kalenin ihtişamı değil de bu kondular korkutur sizi.

Yorulmuştum, gözüme kestirdiğim ilk yerde oturup bir kahve içmeye niyetliydim. İlerledikçe çay bahçesi mi, vatandaşın kendi bahçesi mi olduğunu anlayamadığım yerler görüyordum. sonunda ne olursa olsun birine oturmaya karar verdim, Allahtan vatandaşa açık bir çay bahçesiymiş kurulduğum. Doğallıktan kopmamak adına çok uğraşılmış belli: kıştan kalma bir miktar odun kömür, bir zamanlar etrafını çevirmek adına çit olarak kullanıldığını düşündüğüm çıtaların etrafına dolanmış bahçe sulama hortumu, boş kova ve leğenler enfes bir dünya görüşünün eseriydi belli. İçtiğim kahvenin tadını ve o doğal görsellikle alakası olmayan ücretini unutmayacağım..:) Zira Nisan ile Mayıs arası kafe vb. yerlerde % 50 zamlanan çay, kahve, kola, fanta insanın kendini zengin bir turist gibi hissetmesini sağlıyor. Malum ülkemizde bu muamele ancak hepsinin zengin olduğu varsayılan yabancı turistlere yapılır. Severim esnafını bu tarih, kazık, gübre kokan şehrin. Şehrini düşünür de zam yapar, para dönsün ister bu tarihin içinde, kendisini düşünmez.

İçtiğim kahve, yediğim kazık, kaliteli çantam, son model arabam, 3 objektifli fotoğraf makinem ve suretimle yola devam...

(resimler düşündüğüm gibi olmadığından kaldırdım arkadaşlar. )


acıdan geçtim güzelleştim

SEYAHAT YAZILARI-1

Cumartesi günü çıkacağım seyahati büyük bir heyecanla bekliyordum. Gün gelip çattı, markalı çantam, eşi benzeri olmayan zumlu mumlu fotoğraf makinem, seyahat ayakkabılarım! ve suretimle beraber yollara düştüm. Geniş  olmasını hayal ettiğim apartman merdivenlerini ağır adımlarla inerken, heyecanımın ve kaliteli sırt çantamdaki kaliteli eşyalarımın ağırlığıyla her biri bir sanat eseri olan merdiven parmaklıklarına tutunuyordum. Yorucu bir merdiven seyahati sonunda, duvarlara da bulaştırılmış kahverengi yağlı boyasıyla demir kapı karşımdaydı. Arkasında var olan hayatları düşündükçe heyecanım bir kat daha arttı. Büyük bir gürültüyle, ağır ağır açtım demir kapıyı. Belli ki paslanmış, yağlanması gerekiyordu. Gres yağı mı, zeytin yağı mı daha iyi olur diye düşünürken karşıma çıkan manzara karşısında dilim-dimağım, midem-kulağım tutulmuştu. Mühendis harikası küp küp yapılmış binalar, yere rastgele atılmış kağıt parçaları, rastgele park edilmiş arabalar insana sürreailst bir tabloyu anımsatıyordu. Çünkü olağan doğal görseller içinde olmaması gereken, doğanın tabiatına aykırı bir görsellikle karşı karşıyaydım. Mükemmel bir sanat işlenmişti çok belli.

Ağır aksak adımlarla, fotoğraf makinem, sırt çantam ve diğerleri gibi son model olan otomobilimin, bir benzerinin dahi olmadığı düşüncesi ile kapısını açtım. İçinde bulunduğum görsel şölenin mutluluğuyla koltuğa oturup emniyet kemerini taktım ( saçmalasak da sosyal mesajımızı verelim ), kontağa bastım ve yola koyuldum.

Dar ve çukurlarla dolu ana yollarda araba kullanmanın tadı bir başkaydı. Hem trafik içersinde sinir kontrolu yapmayı öğreniyor, hem de şoförlüğümü geliştiriyordum. Yanımdan geçip giden arabaların uzun klakson sesleri de küfur dağarcığıma yenilerini eklememe vesile oluyordu. Anlayacağınız çok mutluydum...

...........................................
.........

maalesef devamı gelecek...:)

(Son zamanlarda blogları tekrar elimden geldiğince okumaya koyuldum ve anladım ki artık seyahat yazıları moda olmuş, e popüler bi kimlik olarak benim de buna uymam gerekiyordu.)


acıdan geçtim güzelleştim.

13 Mayıs 2012

MAYISIN İKİNCİ HAFTASI


Bugün bütün yazılı ve görsel medya da bu gün kutlanacak. Birileri annesine mesajlar yazacak, ne bileyim çiçekler alacak, hediyeler verecek.

Ben hiç kutlamadım anneler gününü, anneme söylemedim böyle şeyler. Biz böyle yetişmedik, böyle günleri önemseyen ailelerden olmadık hiç. ama bir zaman sonra öğretilmeyen talepler gelmeye başladı; tepkisiz kaldım, kalıyorum. Başka olsaydı keşke bile demiyorum artık, bi standarta bağlanmış gidiyor bu gibi günler. Bazen acısını hissettiğim oluyor, bazı bozuk zamanlarımda başka hayatları özlüyorum, yok hayır özlemek değil tadını almadığın, bilmediğin bir şeyi özleyemezsin.. o zaman başka hayatlara özeniyorumdur en doğrusu, ama sonra geçiyor, burda, bu hayatta kalıyorum ( başka seçeneğim mi var?)..

Ve kimseyi suçlamıyorum, annemin bana olan sevgisinden de şüphem yok. Tek eksiğimiz başka kültürlerle yetiştiğimizdir ve hatta ait olduğun kültürle yetiştirdiğin ben, geçmişle olan kavgamı artık ait olmadığım kültürde kalan çocukluğuma bağlıyor olabilirim.. Neyse, bu günü de kavga meydanına çevirmeyeyim içimde şimdi..

Ben hayırsız evlat değilim, hayırsızsam kendime olduğu kadar hayırsızım.. Yani kendimden bıktığım zamanlar çok, bu halde kime ne hayrım dokunsun..

Neyse bu yıl vesile olsun blog, hep içimden kutladığım bu günü şimdi buraya yazarak daha nesnelleştireyim; birlerinin okuduğunu varsayarak..

Anneler gününüz kutlu olsun anne ve tüm anneler..


acıdan geçtim güzelleitim/10.09.2009

12 Mayıs 2012

EMİLY-EMİNE

Son zamanlarda Harvardlı Emily' nin, Harranlı Emine karşısında yaşadığı hayal kırıklığı çok üzüyor beni. Emine videoyu cart diye indirirken, Emily' nin uzun uzun beklemesi sizce de çok hazin değil mi?

Harranlı Emine bu ülkede yaşadığı için yatıp kalkıp şükrediyordur eminim. Çünkü işi kolay değil; töre cinayetlerine kurban olmaktan kurtulmuş o yaşa kadar, başlık parası sevdasıyla çocuk yaşta evlendirilmemiş, köylü toplanıp tecavüze yeltenmemiş ve en önemlisi istediği videoyu cart diye indirmiş.

Tabi bundan sonrasında da devam edecek macera ve Harranlı Emine hepsini alt edecek eminim. Koca dayağı, sosyal baskılar, iş yerinde tacizler v.s.

O değil de Harbiden Emily' nin bu ezikliği beni çok üzüyor.

Üstelik Harvard da neymiş, Türk üniversitelerinin karşısında, peh...


acıdan geçtim güzelleştim


11 Mayıs 2012

ŞİMDİ BELKİ...

Nasıl özlemişim, sana aşık olduğumu sandığım günleri. Aslında öyle de değildi, sana aşıkmışım gibi...

........

Kendime attığım bu kaçıncı yalandı bilsen ya da bilsem. Aşk değildi belki: kalçaların güzeldi, iyi sevişiyordun, göğüslerinde buluyordum şehveti ya da huzuru. Aşk değildi belki cinsellikti. 

Ama mavi gömleğin vardı... Kaç mavi gömlekliye bela oldum senden sonra bilsen, bilmedin hiç. Çok bira şişeleri fırlattım peşinden otomobillerin, çok koştum hayalimin peşinden, çok küstüm sana, çok küstüm o günden sonra sana, bilemedin.

Arkamı dönüşüm kibirden değil, sana seni armağan etmek istememdendi. Arkamı dönüşüm belki de....

Şimdi belki mavi gömleğinle görsem seni, zamanın üstümüzde bıraktığı kiri yok sayar mıyız? 
Şimdi belki mavi gömleğinle görsem seni, ahlakı yok sayıp sevişir miyiz?

İstediğim gibi olmuyor cümleler. Seni özlüyorum bazen akşamdan sabaha. Rüyalarıma giriyorsun. Sen olmuyorsun hep, bazen kuş oluyorsun, bazen gül oluyorsun, bazen başka bir beden oluyorsun, ama hep aynı özlemle bir başıma uyanıyorum sabaha. Seni çok özlüyorum, kaybettiğin onca şeyden sonra, beni hiç hatırlıyor musun kim bilir, bu çok önemli de değil ama istediğim gibi olmuyor cümleler, sana olan özlemimi anlatamıyorum sayfalara....

................


acıdan geçtim güzelleştim




CUMA+


cuma;

bir altın külçe
bi dolu ümit
yeni çıkmış bir sezen albümü
sıfır kilometre bir otomobil
bir bardak soğuk bira
hiç olmayacak bir vakitte karşılaşılan aşk
hafta içi sabah uykusu
uzun zaman sonra içilen bir sigara
bir anda akla düşen bir şiir
boş bir ev
süslü yalnızlık
.........
.....
...
.

gibi...


acıdan geçtim güzelleştim/15 ekim 2010

8 Mayıs 2012

ÖYLE İŞTE

Deyil, göyüs, yanlız, yalnış şeklinde devam eden yanlış yazma tekniğine sahip insanın bakışıyla bakmak istiyorum dünyaya. Belli ki ilave bir madde ya da durum olmadan çakırkeyf devam ediyorlar hayata. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni değilim, Türk Dil Kurumunda çalışan bi bilim insanı değilim, zaten dilime o kadar hakim de değilim ama en azından değil' in deyil olmadığını biliyorum ve bu beni mutsuz ediyor. Velhasıl bilmek istemiyorum. Duymak, öğrenmek istemiyorum ki zaten çok bildiğim de yok, sadece az bildiğimden bile yoruluyorum.

Bi boşluk var üzerimde: bi yorgunluk, bi halsizlik olur da boşluk neden olmasın, oluyormuş işte. İlk haberi "futbol", ikinci haberi "başkanlık sistemi" olan ana haber bültenlerine sahip bir ülkede yaşamanın yorgunluğu mu dersin, kararsızlıklarının kurbanı mı dersin, hadi ordan ne kurbanı mı dersin bilmiyorum. Belki de susarsın, orası da muamma. Ha geçen İzmir' de adını unuttuğum bir yiyecek bayramında yine birbirini eziyordu insanlar. off offf...

Sonra yeni bir dizi fragmanı dönüyor televizyon kanallarının birinde. İki yaka 4 İsmail diyesim geldi ama iki yaka 1 İsmail dizinin adı. Türkiye' de malum bir yaka 2 İsmail olması pek kabul görmez. Hoş çok şey değişti, artık ferahladık, genişledik, rahatladık ülkece, her an her şey olabilir. Neyse efendim Erdal Özyağcılar' ı sevmem, dizinin formatını sevmedim, dizideki isimleri sevmedim: Hacer ve Kallopi ( Hacer ismini sevmemek değil, dizi de Hacer ismini sevmemek benimki), "Rastgele Ali kaptan rastgele" repliğini, orada yırtınan İsmail' i, dizide ki kayığı, denizi, kamerayı hiçbir şeyi sevmedim hatta nefret oldu nedense. Ama dizinin çok izleneceğini de biliyorum. Biz severiz böyle aldatmaları, ihanetleri, yalanı, dolanı. Hoş dizi de izlemem ben, sadece belgesel..:) (komedi dizisinden başka dizi izlemediğim gerçektir.)

Öyle işte...

Yalnızlık hastalığına tutulmuş ve kendini tedavi edemeyen, asosyal bir zat-ı muhterem olarak, denizi ve denize girenleri seyretmenin acısı da mevcut tabi kelimelerimde, kusuruma bakmayınız...


acıdan geçtim güzelleştim

7 Mayıs 2012

!

Futboldan başka söyleyecek sözü olmayan insanlar var. Ne özendirici bir boşluk! 

acıden geçtim güzelleştim

6 Mayıs 2012

HIDIRELLEZ

Bi lastik yakıp üzerinden atlasam yanmadan ya da bir kağıda çizsem huzurlu bir hayat resmi ve bir gül ağacının dibine gömsem, huzuru yakalar mıyım? 

Öyle diyor kültürle olağanlaştırdığımız ananeler. Hıdrellezden bir gün önce güneş batmadan yapmalıyım bunları. Çünkü bu sefer daha çok umuda ihtiyacım var, belki de herkes kadar çok. Ama ateştin düştüğü yeri yaktığı kadar gerçek, bireysel sıkıntılarımızın ''en önemli'' olması.. Onun için önce ben diyorum, egoistliğimden değil yani....

Sezen' e inat bana ağlayabilirsin hıdırellez, ben bütün olgunluğumla karşılamaya hazırım seni.

Ve;

cümleler sizden özür diliyorum, hep aynı kelimelerle buluşturduğum için sizi..


05 Mayıs 2009 / acıdan geçtim güzelleştim

HİŞŞŞŞ

Hişşşşşşş!
bozma sessizliği
Hayatımın cümlesi kapıda,
Yan komşu uykuda.
Gece dolunay,
biraz sis,
is,
ve sessiz...

Hişşşşşşş
acıdan geçtim güzelleştim

BEN


4 Mayıs 2012

"Bir Sessizlik mi var masada ne?" diye başlıyor...

Bi sessizlik mi var masada ne? Şimdi avazım çıktığı kadar "klavyem sizi etkiliyor mu sevgılılerim?" diye bağırsam, bana da güler misiniz? Sonra rol arkadaşlarımla boy gösteririz ödül törenlerinde; kimimiz kot pantolon üstü papyon, kimimiz derin yırtmaçlı ve göğüs dekolteli kırmızı elbiseler, kimimiz çıplak, kimimiz ruhsuz, kimimiz karaktersiz....

Cuma günleri olmayacak bir derin dekolte var üzerimde. Sanki aklımın ve popomün bir yanı açıkta kalmış da utancımdan sessizliğe gömülmüşüm gibi. Sonra hala bıraktığınız yerde kararsızlıklarım, nerde tuttuysanız artık. Evet yahu, yeniden yollara düşesim var da, hangi yolu seçeyim onu bilemedim. Küçük bir karadeniz kasabası, küçük bir karadeniz kasabası, vuuuuu çok etkileyici...

offf, poofff, tırt....

Ve insan 33-34 yaşından sonra can yoldaşı yalnızlığına düşman olmaya başlıyor. Devamında başka birilerinin hayatlarına dalıyor ya da birini tutup çekiyor hayatına. Öyle oluyor herhalde, gözlem bu. Lakin ben de var bi acayiplik, na yalnızlığımdan geçiyorum, ne kalabalığı seçiyorum ( ooo kafiyemi ısırırım ben.:)).

Ayrıca beynimi patlatma riski içine girmeden hapşırmayı öğrenmiş olmanın sevinci, durmadan sakız çiğneyen ve ağzından acayip sesler çıkartan adamın siniri, cuma gününün yok cuma günü, ben, klavye, dağ, deniz, o, bu, şu...

Bıkkınım, kızgınım bıkkınlığıma, "çekip gidesim geliyor" tarzı ergen bunalımları taşıyorum şuan bünyemde, bünyemi öpesim geliyor da uzanamıyorum. "yakar geçerim" gibi sıradan söz ve bestesi olan bir şarkının yılın bi sürü bir şeyi olmasına bile kızabiliyorum bu karmaşada ve  klasiktir adıma; Sezen aksu dinliyorum ( El Gibi ) .

iyi tatiller...


acıdan geçtim güzelleştim

1 Mayıs 2012

GİY ULAN TULUMLARI

Bir banka sahibinin işçi bayramını kutlaması kadar ilginçtir futbol takım taraftarlarının formalarıyla İşçi Bayramını kutlaması. Üstelik onların kutladığı bayram alanını temizleyen çöpçüleri görünce, aklım içinden çıkması hayli güç bir labirent gibi oluyor adeta.

Ben kutlamıyorum işçi bayramınızı, neticede yılbaşı gecesi gördüğüm manzaradan bir farkı kalmamış günün. Halay çeken belediye çalışanları da olmasa ''2013 ne çabuk geldi!'' diyecektim. Böyle başladı akşam haberleri; işçi bayramını formalarıyla kutlayan takım taraftarları, halay çeken belediye çalışanları, kendinden geçmiş cam çerçeve kıran maskeli kişiler v.s. 

öyle işte...

ha 4 büyüklerde oynayan bir futbolcunun ortalama aylık geliri ne kadardır acaba? 

-işçi bayramını mı kutluyorduk!

buyrun...

acıdan geçtim güzelleştim