30 Nisan 2010

GİRMİYORUM YAHU, ZORLAMA

Eeee günler akıııp geçti ve cuma geldi çattı. Pek mübarek, çok muteber bi gün bende cuma. Haftaya ALES sınavı var. Başvurumu yaptım, doğal olarak ücreti yatırdım fakat (ve fakat desem daha şık olurdu kanımca) sınava girmeyeceğim. Neden bi sorun.. Cumaya olan saygımdan. Sınava girirsem pazar sabahı erken kalkacağım ve doğal olarak cumartesi pazarın yerini alacak e öyle olunca da cumartesi olacak cuma. Ne olacak benim kıymetli cumam; zayi, yitik, bitik v.s. Zaten okumaktan sıkıldığımı da söylemiştim kanımca. Bi yüksek okul bi fakülte kesti beni, böğğ geldi, vıyk geldi v.s.

Büyüyüp adam olamayacağımı da anlayınca "kalsın sınav, okul" dedim ve kararımı verdim ALES' e girmiyorum. Hep ben sınavlara giriyorum bi sınavda bana.... böğğğ olmadı..:))

En olmadı sonbahar kreasyonuna yetişirim sınavın o da olmazsa böyle yaşar giderim, ne olacak..

Neyse efem, mesaim başladı şimdi halka hizmet zamanıdır. Kıymetli cumamın kıymeti de 17:30 dan sonra başlar inşallah...

saygılar...

gereksiz adam

29 Nisan 2010

YALNIZLIK SENFONİSİ

Hiç sebepsiz sırtımı döndüğüm günden beri aynı ümitle bekledim. Bir gün karşılaşıp uzun uzun son günden sonraki kendimi anlatacaktım sana. Hiçbir şey olmamış gibi, seni o gün bırakıp gitmemişim gibi.

Hiç sebepsiz sırtımı döndüğüm günden beri liseli aşıklar gibi aynı umutla bekledim. gelmedin......

...................

Bir kere daha oku aşağıdaki şarkının sözlerini benim için. Biraz daha içten oku....


Yalnızlık Senfonisi

Anladım sonu yok yalnızlığın
Her gün çoğalacak
Her zaman böyle miydi bilmiyorum
Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak
Alışır her insan alışır zamanla
Kırılıp incinmeye
Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp
Yeniden ayağa kalkmak
Yalnızlığım yollarıma
Pusu kurmuş beklemekte
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
Bekliyorum bekliyorum
Hadi gelin üstüme korkmuyorum
Bulutlar yüklü
Ha yağdı ha yağacak üstümüze hasret
Yokluğunla ben başbaşayız nihayet

Söz: Sezen Aksu

Ve yarın sabah uyandığımda bana "günaydın" de...

Sonrada bir daha dinle bu şarkıyı...






gereksiz adam

26 Nisan 2010

BİLİYOR MUSUN?

video

seslendiren:gürhan gök
yazan: gereksiz adam

Biliyor musun, seni özlemeyi çok özledim. Tekerleme gibi değil mi, ne kadar sıradan, olağan ve anlamsız gibi. Sen farkında değildin, belki bende değildim - değilmişim- seni hayatımdan kısa zaman önce ancak çıkartabildiğimin. Maharet cümlesi gibi olduğuna bakma, bugün seni özlemek bile hazine değerindeymiş anladım..

Dün yaşadığım her şeyde seni suçlardım, bütün yaşanan efkarları sana yükler, kendimi hafifletirdim. Bugün, elimde kalan son kale olan yalnızlıgımı da kaybettim ve bütün lanet kelimeleri, yaşamsal sıkıntılarım daha orta yaş adam tadında. Düşünüyorumda yaşlandıkça ya da yaş ilerledikçe hiçbir şeyi dibine kadar yaşayamıyor insan. Ne kahredene kadar efkara dalıyor ne de alabildiğine gülüyor. Hiçbir hissi duyguları bi temele oturtamıyorum. Senleyken dostlugunu ötelediğim sigaraya yine başladım. Dost sigara. bak bu da sıradan değil mi? zaten bu hayatta, kelimelerden öteye geçiremedim sıradanlığı, hep ötekileştirdim kendimi..

Bütün huzuruyla yaşasanda hayatı, biliyorum ben, hayat denen bu döngü kendinden efkarlı zaten. Doğmak, büyümek, insan içine karışmak ve yalnız dünyadan ayrılmak, aslında ne kadar dayanılması güç duygular bir düşünsene. Bütün duygular, acılar, mutluluklar gibi onu da ve hatta hayatı bütünüyle öyle hazmediyor ki insan, düşünmeden, kafayı yormadan anlayamıyorsun aslında nasıl bir yapının içinde oldugunu. Ben bütün bunların efkarını yokluğuna, gidişine, dönüşüne yüklemişim anladım.

Biliyor musun seni özlemeyi çok özledim de, bugün çıkıp gelsen bile herşey dünde kalmış onu da anladım.


gereksiz adam/ 28.02.2009

KARŞI MAHALLE

Bak karşı mahallede zaman bu değil
Ağaçları bile yeşile boyanmış
Gökyüzü hala alabildiğine mavi..

Gördün mü,
denizi var gün batımında kızıla çalan
Bi dolu kalabalık; gün batımına umutla bakan..

Bak karşı mahallede senaryo bu değil
Bütün hikayeleri mutlu sonla yazılmış
Gördün mü,
Az önce bir ayrılık daha kavuşmayla son bulmuş..


gereksiz adam

24 Nisan 2010

ERGENLİK DÖNEMİ ACILARI

Boka batmış olan ve bu zamandan hiçbir farkı olmayan bir önceki yaz ı özleyecek kadar yüzsüzüm ben ve devrik cümlelerim gün geçtikçe çoğalıp, içinden çıkılmaz bir hal alıyor hayatımda. Üstelik yazdıkça kendini tekrarlıyor yaşadıklarım. ''Bu dünde kalmış popüler bir söylemdi senin için.'' diyorsun ama yaşadığın anladığına yetmiyor... Ne dün dünde kalmış ne de dündekiler...

Ve Gripken sigara içmek gibi, mutsuzken güneşli havada sokağa çıkmak. O yüzden müsaadenizle perdeleri kapatıp, kendimi dinleyeceğim. Birde şu şiiri bir kez daha okuyup, bu şarkıyı bir kaç kez daha dinleyeceğim sigaram ve kahvemle...


gereksiz adam




AFİYET OLSUN

Blogun içeriğini genişleteyim dedim. aha bu yemeği de ben yaptım. Afiyet olsun
ilerleyen zamanlarda bi entari dikeceğim, resmini koyarım. sonra da halkımın cinsel sorunlarına yoğunlaşmaya niyetliyim.

ha bi arada bu mikemmel yemeğin tarifini veririm..

( höm hüm, efkar yazıları ve çözülmez aşk çıkmazlarını betimlemeye, konu hakkında ülvi ve kesin çözümlü fikirlerimi anlatmaya devam edeceğim elbette. )

ben en büyüğüm, ben bir taneyim, ben gibisi bir daha gelmez, her şeyin en iyisini ben bilirim...

bitti..


gereksiz adam

23 Nisan 2010

ÖZGÜRLÜK

özgürlükleri bireylere sunarken onların eğitim düzeyleri, kültürü, hayata bakışı da göz önüne alınmalı. Bunlarda ki eksiklikler elbette özgürlüğü kısıtlamamalı lakin kişilerin eğitim adına eksiklerini tamamlamaları için gereken yapılmalı... Üniversite açmakla bunun olmayacağını çoğumuz kabullendiğine göre, yeni çareler aramak lazım...

Örnekse;

benim yaşadığım yerde sokakta alkolü serbest bırakmak, tek eğlencesi gece ailesiyle dışarı çıkmak olan kişilerin eğlencesini elinden almak gibi bir şey olur. Eşiyle, kızıyla dışarı çıkıp cinayet işleyerek geri dönmesi pek mümkün olur aileden birinin. Ha tabi alkol tüketilen mekanlara kısıtlama getirmenin de çare olmadığını yaşayıp görüyoruz. Mekanlar kısıtlanıyor dağ, bayır, orman naralarla inliyor, ne ala...

Ve iktidar partisine muhalefet olsun diye (belki de kendi bakışı bu) ''fuhuş yapan kadınların da bu işi yapmakta özgür olduklarını, genelevlerini kapatmamak gerektiğini'' söyleyebilecek bi muhalif siyasetçi oldu bu ülkede, üstelik kadındı! kendileri. Birde bu işi yapana sormak lazım ''kendini ne kadar özgür hissediyorsun?'' diye. İlgili kişilerin maddi durumunu düzeltmenin ve onlara bir iş sağlamanın da durumu çözmeyeceği ortada. Onlara psikolojik-sosyolojik v.s. eğitim verilip, satılk mal değil insan olduklarını hatırlatmak lazım.

her şeyi ''özgürlük'' temelinde değerlendirmek gibi bi zaafı var insan oğlunun işte. Ben böyle bir özgürlüğü kabul etmiyorum, isteyen istediği gibi yaftalayabilir...

Özgürlükler toplumun bir arada ve insan gibi yaşayabileceği şekilde düzenlenmeli, bireyin hakkı bireye verilmeli.

Velhasıl hocam, sokağa çıktığımda özgürce oturup çakır keyfi muhabbetler edebileceğim mekanlar ve seksi aşkla ve hür iradeleriyle yapan bireylerin kol gezdiği akıllı başlı insanlarla dolu bir ülke istiyorum (ülke ve özgürlükler adına daha çoook isteklerim de, konuyla bağlamak adına kısa kestim)..


gereksiz adam

OTUR, SIFIR

hayat nedir?
ıııııı, kendi döngüsü içerisinde ıııııııı.....
........

insan nedir?
aklı, duyguları ooooooo
.........

aşk nedir?
eeee varlığı hakkında ıııııı varlığı oooo
......

seks nedir?
aşkın saflığını eeeeeeeeeee.
........

OTUR SIFIR

ıııııı


sınıfta kalan : gereksiz adam
soruları soran: muamma

22 Nisan 2010

GİBİ

ALLAH BAYRAMLARIMIZA ZEVAL VERMESİN

Perşembeler cuma öncesi dayanılmaz günlerden biridir aslında. Çarşamba kadar olmasa da tatile bir kala sıkar adamı, daraltır az çok. Kişisel istatistiklerim de gösteriyor ki toplumun geneli çarşambayı ve perşembeyi çok sevmez. Alışveriş merkezleri bu günlerde ekstra bir durum olmadıkça daha sakindir. Televizyonlar boş gelir bana Avrupa Yakasından sonra. Tematik kanallarda boşsa gel bak sen sıkıntıya (yok hocam, kitap okumaktan vazgeçtim bile ben).

Bu hafta perşembe pek sevilesi bir gün oldu 23 Nisan dolayısıyla. Tamam bu günde kurulmuş TBMM ve gün Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiş. Evet, büyük mücadeleler olmuş ve ülkenin düzene girmesi için önemli ve büyük bir adım atılmış... ama ne bileyim tatil olmasa bugün, bu kadar güle oynaya karşılar mıydım bilmiyorum. Çifte kavrulmuş oldu durum yani..

Sonuç olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve benim tatilim kutlu olsun... Her günümüz bayram tadında olsun ve bayramlarımız dolayısıyla tatil günlerimiz artsın. Bütün bayram öncesi günler, dini bayramların arifesi gibi olsun (yarım gün tatil..:)) bol tatil olsun hocam, 365 günün 265 günü tatil olsun.. tatilleri Allah başımızdan eksik etmesin. Paso yatalım...

(türkiye kadar tatil yapan ülke yok diye düşünenler de biraz daha araştırsınlar bu durumu bence)


gereksiz adam

20 Nisan 2010

YORUM-ÖKÜZ İLİŞKİSİ

Ben, yazdığım yazılara yapılan yorumlara cevap yazmayınca kendimi öküz gibi hissediyorum. Hatta başka bloglarda yazdığım yorumlara verilen cevaplar soru içeriyorsa ve cevap yazmazsam, kendimi yine öküz gibi hissediyorum...

Birde yazılarına yorum yaptığım blog sahipleri, yorumuma cevap vermeyince kendimi ezik, itilmiş, pislik gibi hissediyorum...

Evet bu kadar takıyorum ben blog camiasını, var mı ötesi...

kimse üstüne alınmasın, bu benim hissiyatım...


gereksiz adam

19 Nisan 2010

AŞKSAL ÇIKMAZLAR


tanrı aşka yasaklarla çevrilmiş sınırlar mı çizdi, yoksa toplum kişisel zevklerini mi kültürleştirdi?

çözmek zor anlaşılmazları..

''çabalamakta yersiz'' diyeceğim de, kendimle çelişmekten korkuyorum ..

neyse, aşksal çıkmazlar insanı bozar deyip, sıyrılayım kendimden....


gereksiz adam/2008

18 Nisan 2010

SAĞANAK HABERİ

Bak güneş çekilmiş yüzünden
Hüznün gölgesi düşmüş bedenine
Sağanak bırakacak bulutları
az önce gördüm gözlerinde.

Bilim adamları bilmez,
Beş günlük hava tahmini yapar boşu boşuna ruh doktorları
Bilmez karanlıklar güneşten bağımsız
yer bulmuş tüm bedeninde..

Mayıs biraz daha sıcak,
biraz daha güneşli olacakmış,
aldanma..
Aldanma senden olmayanların öngörülerine...

Hep aynı teorik kelimeler dolanıyor dünyada.
Ezberletildi haber sonrası hava durumu gerçeği
-Yarın yağmur yokmuş misal,
Havalar ısınmış, güneşli olacakmış beş gün-
üstü örtüldü farklı düşünen dünyaların

sen yine de unutma;
güneş çekilmiş gözlerinden,
birazdan sağanak yağacak,
şemsiyeni hazırla.


gereksiz adam

16 Nisan 2010

İNSAN NE KADAR ACİZ VE...

Birazdan yağmur yağacaktı. Romatizmal ağrıları şiddetini arttırmış, ne oturabiliyor, ne de yatabiliyordu. Doktor böyle zamanlar için bir merhem ve birde ağrı kesici vermişti. İkisi de işe yaramıyordu. Yağmur yağmalıydı, o zaman belki rahatlayacaktı.

Havalarda ne kadar soğuktu, oysa geçen yıl nisan ayında daha sıcak günler vardı. Zaten zamanla değişiyordu her şey. Eskisi kadar sağlıklı değildi, genç değildi, kalabalığa karışamıyordu, yalnızdı. Gençliğinde hiç bunu düşünmemişti, sanki hiç yalnız kalmayacak gibi yaşamayı seçti.

Geçmişi ve gençliğini özlemenin acısını bir kez daha hissetti içinde. Dalgınlığını sobanın üstünde kaynayan demlikteki su sesi bozdu. Az önce yerinden zorla doğrulup suyunu döktüğü çayı demlenmişti. Bütün ağrılarına rağmen doğrulup bardağını aldı, eski zamanlardan kalma bardak altlığını hiç eksik etmezdi. Yarısından çoğunu demle doldurduğu bardağına bir şeker attı ve cam kenarında ki koltuğuna oturdu. Sigarası hala vazgeçilmeziydi, hastaydı, ağrıları ve kuru öksürüğü vardı ama sigarası vazgeçilmezdi. Dumanı derince içine çekip demli çayından bir yudum aldı, ardından öksürüğüyle camdan dışarıya daldı.

Eski zamanlarını hep özleyerek yaşadı, "ah geçmiş zamanlar" dı hep. Nisan süslemişti doğayı. Geçmiş zamanlar olsaydı kanı kaynardı, bahar açardı dallarında ama artık yaşlanmış ve yalnızlaşmıştı... Mutlu olacak bir yer aradı, karşısındaki çınara baktı, altında çimler yeşermişti az çok, mutlu olamadı. Eskiden çok severdi yeşili, yeşil ya da deniz mavisi her derdine devaydı. bu sefer olmadı, dünde olmamıştı... artık yaşlanmıştı, artık yalnızdı....

Hikayesinin ilk cümlesi geldi aklına, "bunlar yazılalı çok oldu" dedi, hiç bir farkı yoktu gidenlerden ya da diğerlerinden. Belki biraz daha mutlu, belki de mutsuz ama sonunda aynıydı. Ne kadar aciz ve sıradandı.

"insan" dedi, insan ne kadar aciz ve.... yok dedi ve yoktu...

Bunlar daha önceden yazılmıştı dedi, daha sonra da yazılacaktı ve bunları bile bile hayatı yeniden yazmaya kalktı...

insan ne kadar aciz ve.....


gereksiz adam

mal mıyız?

Bize mal muamelesi yaparlar..
dinimizle, dilimizle, yaşam koşullarımızla dalga geçip, neredeyse küfrederler..
terörist damgası vurup, ülkelerinde afişe ederler..

ama biz hiç vazgeçmeyiz onların sinemalarını-dizilerini izlemekten,
gıdalarını tüketmekten, giyimlerinden, ev eşyalarından, içeceklerinden....

biz gerçekten de mal mıyız?


gereksiz adam

14 Nisan 2010

SAHTEKAR

Hep saklayacak bir şeyleri vardı. Aklı ermeye, hayatı anlamaya başlayınca keşfetti sırlarını. Öteki olmayı istemeyecek kadar korkaktı. Sıradandı hani, bütün akranları kadar sıradan.

Büyüdükçe sırlarını da büyüttü içinde, başka biri olup çıktı. Sırlarının üstünü örtüp özüne sırtını döndü, olmadı.

Kendini ele vermekten korktu hep, kendini ele verip alaşağı olmaktan. Futbol oynamayı sevmiyordu mesela hiç, hatta futbol başlı başına eleştirel bir oyundu onun için, spor dahi değildi, sustu. ve ilk zamanlar bir dikişte bitiremezdi bir şişe birayı aslında, bitirdiğinde sağa sola attığı tebessüm gerçek değildi.

İlk aşkı o kadar da sancılı değildi, istese bir anda unutabilirdi, unutmadı.

Misket oynamayı severdi belki ama korkardı becerememekten ''sevmiyorum'' deyip kurtuldu, ama yalandı.

Ve karanlığı sevdi hep, ışıklarla başı hiç hoş değildi.

Bütün asıllar suret, suretler asıl oldu hayatında ve bir gün geriye dönüp baktığında, anladı ki artık bi sahtekardı.


gereksiz adam

KAÇAK VAR



Bak, gördün mü?

sonunda kaçtı aşk, varsa gücün hadi yakala...


gereksiz adam

13 Nisan 2010

BLOG DÜNYASI VE KADINLAR

Geçmiş zamanların isim yapmış yazar ya da şairlerine baktığımızda, erkeklerin sayıca daha çok olduğunu görmek mümkün. Fakat bugün, blog yazarı= İyi yazan blog yazarlarına baktığımda ağırlıklı kadın olduğu aşikar. Kadının toplumsal hayatta daha çok yer edinmesi mi yoksa erkek ya da kadının aşkı algılaması mı değişti bilinmez. Aşkın geçmiş zamanda ki "hissettiren erkek hisseden kadın" şekli, bugün "hisseden erkek-kadın hissettiren erkek-kadın" haline gelmiş olması da bir etken olabilir. hani bir zamanlar erkeği şair yapan kadın modelinden bugün kadını şair yapan erkek modeli üremiştir.

İyi yazmak, şair, yazar v.s nin kadın-erkek ilişkisiyle ne alakası var diye düşünülebilir. Sezen sorunun cevabını "Oyalanma" şakısın da "ey aşk sen olmasan, ne kalır hikayeden" cümlesiyle özetlemiştir zamanında.

Velhasılı kabaca baktığımızda yazılarını etkileyici bulduğum blog yazarlarından en çok beş tanesinin erkek olduğunu görürüz. Anlayacağınız aşk boyut değiştiriyor. Bu durum iyi mi kötü mü bunu da zaman gösterecek. Umarım gün gelir, farklı cinsiyetlerin bünyesine aykırı durumlarla karşı karşıya kalmayız...

Ya da erkek gözüyle dahilinde olduğum blog yazarlarına baktığımdan, ben durumu yanlış değerlendirmiş olabilirim.

(konuyla alakalı örnek olabilecek blogları göstermeyi isterdim ama şuan için vaktim yok ne yazık ki.)


gereksiz adam

12 Nisan 2010

TEDİRGİN

İki gündür devam eden blog mimarisi işimi tam hallettim derken Pandora blogdaşımın da uyarısıyla başladım yeni şablonlar aramaya. Az gidip uz gitmeyi yeğlerdim lakin, klavye başında bir şablon bulabilmek için kendimi paraladım. Sonunda bu çıktı ortaya. Lütfen ''boğuyor'', ''yazılanları okuyamıyorum'' gibi yorumlar yapmayın, yoksa şablon yollarında ömrümü harcayacağım suçlusu siz olursunuz. Beğenmedim, olmamış, cıkss, eh işte v.s. demek serbest, o zaman yeni bi arayışın içine girmem, yeter ki rahatsızlık verici öğelerin varlığını ima etmeyin yeter...

Hazır başlamışken boktan pazartesiden bahsedeyim biraz.
-bir saniye ya deprem oluyor ya da biri bizim evi yıkmak için uğraşıyor, bakıp geleyim...
-herhangi bir tehlike görmedim, faredir herhalde..:) duvar yiyen fare, çok ilginç..)

neyse pazartesi diyordum..

ben bütün hoşgörüm, insanları kucaklayan hayat felsefemle! güne başladım. evet, ilginçtir küfrederek uyanmadım misal, gayet sakindim. Sonra işe gittim hoppidi hoppidi havasında (fakat güneşli bir gün olsa çok daha güzel olabilirdi her şey) güzel bir başlangıçtı benim için lakin ilerleyen dakikalarda bir iç sıkıntısı (bir baldır bacak agrısı, sağdan böyle çekme yapıyor...:))

-harbi biri evi soyuyor, kusura bakmazsanız tekrar bakacağım..
cıksss hala bir tehlike yok..

neyse(2) efendim, iç sıkıntısı akabinde kodese tıkılmış kaçkın gibi iş yerinde bir aşağı bir yukarı voltalar başladı bende. Gelen gidenin direkt boğazına yapışıp, ''bir daha gelmeyin ulaynnn buraya'' demeyi çok istedim ama yapamazdım, ekmek parası...:)

-ekmek parası deyince, emre' nin fenerbahçeye geçmesini küfürle protesto eden seyirciye, cevabı çok ilginç gelmiştir bana; ekmek parası... altından herhalde bunların ekmekleri-

İç dünyamda bağıra çağıra akşamı ettim nihayetinde ve iş yerinden bir nevi kaçarak uzaklaştım. Umarım parmak izim kalmamıştır..

-yok hacı olmayacak, kesin birileri var bu evde, onlara bakmalıyım... ben gider...


gereksiz adam



DÜNYAYI YAKACAK ADAM-4587645

Benden daha "gereksiz" insan her zaman vardı ve varolmaya devam edecekler. Buradaki sorun benim hala bu insanların varlığını takıyor olmamda. O yastık için ötekinin başını ezmiş, beriki sorunlu akli melekelerinin faturasını bana kesmiş, diğeri düz duvara tırmanırken düşmüş v.s.

Bana ya da sana ne adam!

Hani dünyayı kurtarmak için görevlendirilecek adaylar belirlense eminim en son sıraya benim adım yazılır (sağ olan bütün insahların yer aldığı liste bu). E ne halt yemeye yorar akıl kendini bu işlere, buyrun anlatın bana...

Dünya yansa bi kalbur samanı yanmayan adam modunda yaşamak istiyorum ve huzurun da orada olduğuna inanıyorum artık. Nedenlerini sorguluyorum çokça ve egoist bi durumla karşı karşıya kaldığımı hissediyorum. Sanırım bir gün kuyruğumun sıkışmasından tırsıyorum ya da saçmalık bütün bunlar.. İlahi empati, ne merem şeysin sen...

Şimdi belirtilen modda yaşayabilmek için ufak bir çabadan sonra ilk iş, bi kalbur samanı yanıma alıp dünyayı ateşe vermek, bakalım sonuç ne çıkacak(umarım bakabilecek durumda olabilirim).


gereksiz adam

11 Nisan 2010

EZME ABLACIM, SAKİN

Ucuz yastık alabilmek için birbirini heder eden sevgili kardeşlerim, arkadaşlarım, abilerim, ablalarım;

sakin...

yastıksız kalan ötekileştirilmeyecek, idama mahkum edilmeyecek. En fazla önceki gün yattığın yastıkta yatacaksın. Ama siz yastık için birbirinizi ezin, tatlı için ezin, terlik için ezin, ayakkabı için ezin... aaaaaa

Yok bu ülkede adam kafayı yer, bak çok ciddiyim.. hayır ben aklıma mukayet olabiliyorum belki ya da yan komşu, onun kardeşi v.s. ama, olamayan da çıkar, yer kafayı sizin yastığınız var diye, delirir...

ezmeyin, sakin, ezmeyin birbirinizi.. bak, hepinize yetecek kadar yastık varmış...
ezme ablacım, ezme adamın kolunu...


gereksiz adam

KEYİF SİGARASI

Hayatında küçük-büyük değişiklikleri sevmeyen bir adam olarak, bir cesaret aldanayım istedim tebdil-i mekanda ki ferahlığa. Umarım bir başlangıç olur, güzel bir başlangıç...

Ve ilk gençlik yıllarımın güzel sohbetlerinden birini yinelemenin huzurunu yaşıyorum bu gece. Şimdi sigaramı keyif ile içmenin tadını çıkartma vaktidir. Hırçın karadenizin kokusunu duydum birde, sohbetin karadeniz tadından olsa gerek ya da karadeniz' e sevdalı adamın ''nereye baksam karadeniz'' mantığından, kim bilir...

sen ihanetimi affet hırçın görünümlü uysal memleketim, hala ilk' im sensin. Gençlik macerasıydı geçti diğerleri...

gereksiz adam

10 Nisan 2010

GÜNAYDIN

Birazdan sabah olacak
Güneş yine doğacak bulutların ardından
Sonra uykuya yatacağım istemeye istemeye
Ve sen geleceksin aklıma,
Ve sonu huzura çıkan fındık bahçesi tünelleri.

Güneşle kavgalı yıldızlar yok olacak birazdan
Sezen geri dön şarkısına noktayı koyup,
rakkası söylemeye başlayacak.
Uykudan hemen sonra tünel kapanacak;
bir yanı deniz,
bir yanı dereye bakan, huzur evi tüneli.
hayali kahramanım, dert ortağım da orada kalacak.
dünyaya döneceğim.

Birazdan sabah olacak,
otobüs sesleri karışacak günaydınıma.
hayat gailesi başlayacak;
keskin,
kavgalı,
acımasız...

odamın kapısı açılıp kapanacak ihtimal,
seni gürültülerle uyandıracağım,
kalbim acıyacak belki
ya da
usulca kalkacağım yanından
günüme seni bulaştırmayacağım...

Birazdan uykuya dalacağım zorlanarak,
öncesinde,
üç-beş kere dinlediğim şarkıyı son kez dinleyip,
Uzaktan,
çok uzaktan sesleneceğim sana;
günaydın...


gereksiz adam








9 Nisan 2010

BEN

"Ben" diye başlayan yazılarımı sevemedim hiç. Sevemedikçe bütün yazdıklarım kendime çıktı. Sonra bütün lanetleri kendime yapar buldum. Şöyle bir baktım da, ne çok derdim! varmış, ne kadar az seviyormuşum her şeyi.

Özüyle yüzleşmesi zor oluyor insanın. Bakmayın kelimelerin sihrine siz, onlar "lay la lom" havasında. Zor zamanlarım oluyor herkes gibi, herkes kadar ama başka bedenlerde ki gibi karşılayamıyorum kim bilir!

(Bu bi itiraf yazısı, gerçeği fark edip mutlu olmaya başlayan bir adamın değil)

Ne diyordum,

Ben diye başlayan yazılarımı sevmedim hiç, sevmedikçe bütün yazılarım kendime çıktı (Bkz. BEN )


gereksiz adam


8 Nisan 2010

BİR YANIM, EKSİĞİM

Bu sabah bir yanım eksik uyandım, yorgundum. Olması gerektiği gibiydi herşey. Elimi-yüzümü yıkadım, kahvaltımı yaptım, üzerimi giyinip yollara düştüm.... Hep Bir şey eksikti, hep birşeyi unutmuş gibiydim.. Onca kalabalık yok gibiydi, aklım boştu, boşluktaydı, düşüncesini arıyordu.....

Dalgındım, üç boyutlu resim görmeye çalışırken yaşadığım karmaşayla bakıyordum etrafa. Başka, olmayan bir noktaya kilitlenip, bakıyormuş gibi yapıyordum. Her şey bulanıklaşıp yok oluyordu baktıkça, ama eksiğim belirginleşip netleşmiyordu..

Affili cümleler kurdum kendime, çok anlatmak istedim; bu sabah bir yanım eksik uyandım, yorgunum... Kimin umrunda...

Şimdi yağmur yağıyor ve -klasik söylemle- radyoda Sezen çalıyor. Ben susuyorum, içime kusarak susuyorum. Uzaktan bakınca ne kadar olağan duruyor bu efkar hali, içinde olunca çekilmiyor, acıyor, acıyor.....

Herşeyi tamamlayabilirim sanki, bütün yok saydıklarımı yerine koyabilirim ama geceden kalma eksiğimi, zaman içinde yok olan varlığımı, hayatımda ki yerini, beni yani seni tamamlayamam, tamamlayamadım.

Eksiğim, imkansızım, bir yanım; özledim, çok özledim...

gereksiz adam/02.06.2009

HAYDEEEE

17:30

cıs tak cıs tak cıs tak cıs tak......
ar yu rediiiiiiiiiiiiiiiiii i i i i i i i ...

hoooooooop.

sağda lütfen

2 çay,
offf, pofff..
yakayım hocam,
öhö öhö, boğazıma kaçtı..

nasıl olur bu işler,
nasıl bulunur aranan,
benim telefonlarımı dinleyenin vay haline,
gitmeliyim,
yoksa soyunup yollara düşeceğim,
amir, memur, off, poff....
bitti,
üşüdü,
gitti....

zzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz

hapur, hupur...
soyun, giyin..
ya da
soyun, giyin
hapur hupur...

bir ki üç dört....

balyoz, taş, otobüs, cam, sen, yok ben değil, kim?

haydeeeeeeeeeeeeeee......

pc,
aç,
adsl,
yandı bütün ışıklar,
google chrome,
www.gereksiz-yazilar.blogspot.com
HAYDEEEE


gereksiz adam




7 Nisan 2010

FİLDİŞİ KULEM

Yatmadan önce biraz klasik müzik,

15 dakika meditasyon,

düzenli beslenme,

düzenli uyku,

stresten, sigaradan ve alkolden uzak bir hayat her derde devaymış. Bu teknik bilgilerin karşılığını bilmeyecek kadar aptal mı gözüküyoruz ben bilmiyorum tabi de, fildişi kulesinde kağıda yazıp, yerle yeksan halka camdan fırlatmak kolay olsa gerek.

Arkadaşlar bir şey söyleyeyim mi?

Stresten uzak bir hayat her derde devadır. bakın alanım dışında olmasına karşın nasıl özetledim durumu.

Ooo....

bugün kulenin hangi camından fırlatsam şu mükemmel bilgilerle dolu kağıdı da, bir şey bilmez halkım iki ayılsa ve beni yere göğe sığdıramasa. ben olmasam stresten ölecekler yahu...


...



SAAT

Saat görünmüyor yattığım yerden
Gün ağardı biliyorum
Biri saati söylesin

Güneş görünmüyor yattığım yerden
Perdeler kapalı biliyorum
Yeter gölge etmesin

Ölmeye yattım, ecel gelmedi
Sevmeye kalktım, giden gelmedi
Neye el atsam eridi gitti
Neye el atsam...

Yaralandım, iyileşmedi
Kimse yardım etmedi
Kabus bitmek bilmedi, of
Gece gündüz değişmedi
Kimse benle sevişmedi
Kabus bitmek bilmedi, of

Söz-müzik: Özlem Tekin

(''saat'' güzel bir özlem tekin şarkısıdır, internet üzerinden dinleyebileceğiniz bir yer bulamadım, siz bulursanız dinleyin derim. bulamazsanız ''herkes şanslı doğmuyor'' da onun kadar güzeldir, buyrun...)

6 Nisan 2010

BEN BU YAZILARI SAFTA TOPLARIM HOCAM

yaşananların silinemeyeceği mantığıyla yola çıkarım genelde fakat bu yazılar gereksiz yer işgalinden başka bir şey değiller (diğerleri öyle kıymetliler ki anlatamam). yorumlara olan saygımdan (saygıma kurban) yorumlarla beraber tek bi nota ekledim hepsini, diğerlerini kaldırdım... duyurulur.

(lütfen kimse bunun için kampanya başlatıp ''yazıları yerli yerinde geri isteriz'' sloganlarıyla yollara dökülmesin)

hatta içimden geldi bi espri yapacağım;

adamın biri ''yarın öleceğim'' demiş, yarmışlar hakikaten ölmüş..:))

büyük puntolarla yazdım, anlaşılır olsun diye...:)


YANAŞ YANAŞ

''yüzonsekiz on sekiz oooonnn sekizzz ooonnn sekizzz.... diye sürüp giden reklamın gösterimden kaldırılmasını isteyenler yanaşsın'' kampanyası başlatıyorum.. desteklerinizi bekliyorum... zaten aklım başımda değil. es kaza tv de karşılaşıp, kanalı değiştiremeyip, kafayı yemekten korkuyorum...


gereksiz adam/06.04.2010

Pilli Petro on Salı, Nisan 06, 2010 dedi ki...
beeeennnnn !!!!! 10 parmağımı birden kaldırıyorum :) tv izleyen biri değilim ama oldu da kazara izlemeye oturmuşsam böyle abuk sabuk reklamlardan nefret geliyo, kaldırsınlar anacım !

pabuç on Salı, Nisan 06, 2010 dedi ki...
ya senin başka derdin yok mu Allah aşkına :) Neleri sıkıntı ediyon kendine ;)


ŞEY

eee şey,

şey diyecektim...

oooooo,

şey işte....

ııııııııııııı

unuttum..

birde,

çok sigara içtim, boğazım yanıyor...


gereksiz adam/05.04.2010

bi dost on Salı, Nisan 06, 2010 dedi ki...
sigara hariç aynı şeyler. o şey her ney ise ben de diycektim ama unuttum :p

üryan on Salı, Nisan 06, 2010 dedi ki...
diyemedin di mi yine..

nereye saklandı üstadım bizim kelimeler..

BeD@rdeM on Salı, Nisan 06, 2010 dedi ki...
toz zencefili balla karıştırıp bir kaşık yesen çok iyi gelir halbuki boğaz yanmasına falan :))

gereksiz adam on Salı, Nisan 06, 2010 dedi ki...
@bi dost

hatırlarız bi ara belki ya da hatırlatırız...

@üryan

yoruldular ve kaçtılar bizden sanırım...

@BeD@rdeM

sigarayı bırakmak kesin çözüm aslında..:)

...

debelendikçe çamura batan bir fil gibi oluyorsa insan konuştukça, bir müddet susmak lazım.

gereksiz adam/31,03/2010

beenmaya on Perşembe, Nisan 01, 2010 dedi ki...
o vakit beklemek lazım...

gereksiz adam on Perşembe, Nisan 01, 2010 dedi ki...
@beenmaya

pöfff..

lazımsa kesin aksini yaparım, öyle uyuzum ki...


YAŞAM

çıkmaz bir sokak gibi...

Evren on Perşembe, Nisan 01, 2010 dedi ki...
ve bütün erkekler o sokaklar çıkmasın diye duvar üstüne duvar ören, laf ustaları gibi...

sana değil aslında sözüm, ama erkeksin ya ben de hem cinslerine kızgınım ya şu anda...

xiksvelie on Perşembe, Nisan 01, 2010 dedi ki...
bazen de sonu olmayan kalabalık bir cadde....

Ateş Böceği on Perşembe, Nisan 01, 2010 dedi ki...
çıksada sanki karşımızda hep aşılması zor bir duvar var..

gereksiz adam on Perşembe, Nisan 01, 2010 dedi ki...
@Evren

değişmez, bana da söyleyebilirsin. belki de öyleyimdir...

@xiksvelie

bu daha iyi olmuş

@Ateş Böceği

sorun biz gibilerde anlaşılan ya da kelimeler dünyası gerçek yaşamdan kopuk..

Jupiter on Perşembe, Nisan 01, 2010 dedi ki...
bazen de kelebek öncesi tırtılımsı bir hal ve his...!?:)

gereksiz adam on Cuma, Nisan 02, 2010 dedi ki...
@Jupiter

neden olmasın?

ÖYLE İŞTE

Nasıl tanımlasam tam olur;

"robot gibi"... değil..
"savaştan çıkmış gibi"... belki, ama cümle ucuz gösteriyor, sıradan birde.

yayıkla çalkalanan sütten çıkan tereyağ gibiyim. ayran mı olmalıydım bilmiyorum...

şu olmalı, bu olmalı söylemlerim yerini suskunluğa bıraktı. söyledikçe, istedikçe ucuzlaştı taleplerim..

Şimdi savaştan çıktıktan hemen sonra robotlaşmış bir insan gibiyim. iradem dahilinde değil tepkilerim ve ne olsa, ne yapsam gibi ideallerim yok içimde. umutsuzluğun sakin halini yaşıyorum.

sanırım olmayan isteklerimin yılgınlığını var içimde, kalan az bir umutla. biraz daha zaman geçipte algıladığım imkansızlığı sabitleyince kalbime, yeni bir mücadele başlayacak bende...
Durgun, fazla mutlu (tedirgin biraz da), saçmalayan, efkarlanan, dibe batan, ve tekrar durgun.... böyle gelişiyor-değişiyor benim ruh halim...

-bak kelimeler bile tanıdık, hep aynı "dön dolaş burda durma" lar. Geçenlerde bir dostum söyledi, "mekanları suçlama, nereye gitsen böyle olacaksın" diye. Biliyorum, farkındayım ama bilmezden geliyorum, başka türlü mutlu olmam imkansız..

bırakın mekanlara atayım bütün suçu da rahatlayayım, olmaz mı?

(Burda = istemediğim yer)


gereksiz adam

4 Nisan 2010

İKİYÜZLÜ

Devrik birer cümle olarak kalıyor hayat adına kurulan bütün cümleler. Birer ikiyüzlü oluyor ikinci cümleden sonra, kendine dair yazılar yazan herkes. Öznesini kaybediyor ya da özneleştirdiği kişi aslına uymuyor. Ve başlıyor ''Yoksa çekilir mi bu cümlelerin oluşturduğu hayat?'' sorgulamaları...

Birer ikiyüzlüyüz hepimiz. Sakladığımız diğer yüzümüz cümlelerle ortaya çıkıyor...


gereksiz adam


DENGE


Açlık sınırının, işsiz sayısının, asgari ücretin ortada olduğu bir ülkede, ünlülerin tıka basa dolu elbise odalarının, bi dolu ayakkabısının bulunduğu ayakkabı odalarının, şık koltuklarının kameraya çekilip, en çok izlenen tv' lerde magazin programı diye verilmesi, biiplenen küfürlerden, sansürlenen sigaradan, erotik ve hatta porno filmlerinden daha çok ülke ahlakına zarar verdiğinin farkında değil misiniz sayın yöneticiler?

Sonra hırsızlık, gasp, kaptı-kaçtı terörü v.s. artınca ''neden böyle oluyor ülke insanı?'' diye sorulan sorular yersiz kaçmıyor mu?

Sosyal adaleti birileri sağlayamazsa, adaletsizliğe dahil olduğunu düşünen bireyler, bireysel adaleti -iradeleri dışında- sağlamak için yapmaz mı bunları sizce de?

Çok üzülüyorum sürekli yediğinin içtiğinin hesabını yaparak yaşayan ile öte-beri, fuzuli, gereksiz harcamaları düşünmeden-sorgulamadan yapan insanlarla aynı ülkede yaşıyor olmaktan...

pardon ya, tv renkli bir şey değil mi ve o renkli ''şey'' de bizlere şık gözükmek için uğraşıyor ''şey'' in kahramanları. Aynı kıyafeti ikinci kez giyerseler ve biz fark edersek yolda taşlayabilir, ''tüüü bi kıyafeti iki kere giyindi, yazıklar olsun buna'' deyip, kendilerini alaşağı edebiliriz değil mi?

yazık, çok yazık.. renkten gözleri kamaşmış, etrafı göremeyen bir avuç insan belirliyor her şeyi ve farkında mısınız biz onların kuklalarıyız.. Oysa onlar diğer dizide ki oyuncuyla rekabet halindeler...

dostoyevsk mi?

suç ve ceza mı?

yok yahu tamamen saçmalık orada yaşananlar. Sosyal adaleti sağlamak bizim haddimize değil!


gereksiz adam

.... AMCA ÖLMÜŞ

kalabalıktı yol, ben biraz alkollüydüm.

.yan komşu ölmüş
-evet, ölmüş...
.çok acılı bir hayatı vardı sanırım..
-pöfff, kimin umrunda.
.ama öldü sonra, acıyla yaşayıp
-ne önemi var, öyle ya da böyle..
.ama hiç mutlu olmadı, mutsuz öldü.
-öldü işte, sorgulama...

sonra yolsuz mekanlarda aradım yolumu, kalabalığa karışacak yüzüm yoktu...

...... amca ölmüş,
-evet, şimdi geldim oradan
.çok acılı hayatı vardı sanırım
-bilmem, başsağlığı diledim geldim
.ama evren gerçeğiyle yüz yüze şimdi
-doğrudur, herkes geçecek bu yoldan..
.ama o mutlu bir an yaşamadan öldü..
-ne farkeder öyle ya da böyle...

sonra........

..... amca ölmüş ne acı hem de hiç mutlu olmamıştı..
-yarın uyumalıyım, çok yorgunum...
.ama........


gereksiz adam

3 Nisan 2010

OYUNCU(LAR)

hep aynı filmde oynuyoruz, rollerimiz bazen ayrı...

işte, o da kavgalı her şeyle,
öteki de aşık,
ben oynuyordum daha geçenlerde o rolü.
yok ama benimki daha dayanılması zor, daha boktandı...

-ya ya

hem sıradan, hem aynı yaşamlar.

len ne kadar çok kandırılıyoruz..

rejisör!

ben şu arkadaşın oynadığı rolü oynamam.. bir de yönetmene söyleyin ışığın açısını düzgün ayarlasın, yüzüm karanlık çıkıyor....


gereksiz adam

KOLTUĞUNDAN KALKTI, TELEVİZYONU......

Koltuğundan kalktı, televizyonu açtı. Acayip ilişkilerin boy gösterdiği dizileri bir çırpıda geçti, bir dizide takıldı kaldı. İnsani söylemleri hoşuna gitti fakat sonunda onun da aynılaştığını anladı. Çoğunluğunun, anayasanın neden ve nasıl değişmesi gerektiğini dahi bilmediği topluma hitaben yapılan ve kişisel kavgalara dönüşen programlara biraz baktı.

Neydi HSYK ya da anayasa mahkemesinin içeriği?
Dünya neydi?
Bu kadar kavgaya ne gerek vardı?
Az zaman sonra her şey bitmeyecek miydi?
Neden di bu tek tipleştirme, kurallar koyma?

Ve ortada sadece iki görüş vardı, o da taraf olmalı(mı)ydı.

Gecenin bir vakti uğultuya dönüşen tv sesi midesini bulandırdı. Hiçbir zaman adam olmayacak sevdaların peşine düşmeye ne gerek vardı...

(bi ara virgülü sevdi, nasıl da her yere yaraşıyor, her isteği yerine getiriyordu. Oysa nokta öyle değildi ya da soru işareti, onlar kesindi, onlar her yere uymazdı.)

Zaten ışıkları kapalı, gece de epey ilerlemişti. Gün boyu sıkıldığı uğultulardan, en azından bu saatte kurtulmalıydı. Radyoyu açtı, damar bir şarkı buldu (kır çiçeği) camı açtı, bir sigara yaktı, derenin sesinde huzuru aradı. Keyifsiz değildi, sigara-şarkı-dere sesi üçlemesi daha da rahatlattı kalbini. Günlerden cumaydı, aldırmadı 12:00' ı geçip cumartesiye bulaştığına günün, günlerden cumaydı.. Erken kalmayacaktı, onun için de erken yatmadığını düşününce daha da mutlu oldu. ama şimdi yatmalıydı....

Ve son dumanı çekti sigarasından; şarkısı da bitmişti zaten.. camı kapattı ve bilgisayarın başına oturdu...

....

Koltuğundan kalktı, televizyonu..............


gereksiz adam


2 Nisan 2010

SOKAK KADINI

yarı çıplak,
açıkta kalmış memeleri.
alkolden sağa sola çarpan bacakları
yüzünü saklayan fosforlu makyajı
kadehi,
sigarası,
yalnızlığı...

sokak kadını! gibi
hafif meşrep
sakladığı ahlakı,
acısı,
açlığı,
açıklığı....

yarı çıplak,
hafif meşrep,
sokak kadını,
VE AHLAK BEKÇİLİĞİ...


gereksiz adam